21 Şubat 2012 Salı

Ve sonra tekrar sabah olacak ve tekrar gece

Sabah olacak ve sonrada gece…

Ve sonra tekrar sabah olacak ve tekrar gece, tekrar ve tekrar…

Bir sigara ve bir sigara daha…

Elimi alnıma götürüp düşünmeye koyulacağım, gözlerim boşluğa takılı kalacak belli bir süre ve sonra diğer elimi tekrar sigaraya götüreceğim. Bırakmalı bu mereti diyeceğim kim bilir kaçıncı kez ve bir sigara daha yaktığımı fark edeceğim. Çok mu erken yaktım bu ikinciyi acaba yoksa diyeceğim ve bunu düşünürken başka düşüncelere gark etmişken bulacağım kendimi gene.

Sonra sabah olacak gene ansızın ve sonra tekrar gece…

Bir şeyler yapmalı diye uyanacağım bir sonraki sabah ve bir sonraki sabah.

Öksüzün başını okşayacağım başka bir sabah, kuyruğunu sallayarak yanıma gelecek her sabah olduğu gibi, nasıl okşamayım ki.

Hayat ne güzel diyeceğim sonraki sabah ve bu son gecem olsun diyeceğim aynı günün akşamında.

Bir sabah umut, bir öğlen vakti kırgınlık, bir akşamüstü metroda güzel bir hatunla bakışıcam ufak bir heyecan, bir gece yarısı yalnızlık ve bir sonraki sabah öfke. Delice bir öfke…

Ertesi sabah onlu yaşlarımı anımsayacağım sokakta top oynayan çocukları görünce ve öğlen güneşi hafifçe ensemi yakarken, ya da dik bir yokuşu nefes nefese çıkarken otuzumu devirdiğimi hatırlayacağım can sıkıntısıyla.

Ülkemi özleyeceğim, İstanbul’u, düşlerimi… Sevgiliyi. Hepsinin yittiğini hissedeceğim yağmur bir öğlen yağmaya başlamış ve ertesi sabah, sonraki gece ve diğer öğleye dek durmayı unutmuşçasına yağarken.



Geneler ve tekrarlar bunaltıcı derecede devam ederken etrafımda, hayatın işte tam da böyle bir şey olduğunu idrak, hayır! İdrak tan çok kabul edeceğim. Geneler-tekrarlar, gece-gündüz, umut-umutsuzluk, aşk-yalnızlık… Her şey normal diyeceğim, bu hayatta her şey normal. Aslolan anı yaşamaktır levent diyeceğim. Ve noktayı koyacağım tekrar ve tekrar buraya yazmaya devam edeceğimi bilerek.

10 Şubat 2012 Cuma

“Tanrım sen konuyu biliyorsun âmin”

Neredeyse gün ağarmak üzere ve saatlerdir şu salak monitöre bakıp duruyorum. Bu cümlenin ardından ‘ben bu sanal dünyaya bağımlı oldum galiba’ diye devam edecektim. Bundan rahatsızım ne zamandır, deli ediyor bu ekrana boş boş bakınmak. Üstelik sanalda öyle çok arkadaşı olan biri de değilim. Buradan bir siyasi dava için mücadele edilemeyeceğinin de farkındayım. Âşık falanda olmaz hani buralardan belki anlamsızca seks, evet ama böyle bir partner kaygısında da değilim. Delirdim mi, cıvataları gerçekten mi gevşetmeye başladım acaba derken aklıma geldi birden. Yıllardır bu teknolojiye sahip değilken de her gece boş bir kâğıda bakındım ben. Yine arkada müzik oluyordu şimdi olduğu gibi. Günceme bir şeyler, oldukça aptal şeyler karalar dururdum ve o sayfayı doldurmak ise belki sabahı bulurdu. Gene gelecek kaygılarımı, korkularımı yazardım. Çoğunluk yaptıklarımın pişmanlığı değil, daha kötüsü hiçbir şey yapmamaktı. Demek değişen bir şey yok, sadece şimdi bir takım tuşlara yazıyorum ve defterimde önümdeki ekran.
Değişen bir şey yok, hiçbir şey… Ancak düşünüyorum da hayat ta böyle değil mi, ne değişti ki yaşamda da ben yerimde saydım. İnsanlar hâlâ yıllar öncesinin siyasi söylemlerine kanıyor. Açın otuz yıl öncesinin herhangi bir gazetesini hemen hemen şimdiki problemlerin aynısı. Ekonomik buhran, kadına şiddet, komşularla kriz, adaletsizlik eşitsizlik vb. Demek böyle oluyor yaşam denilen şey. E,o zaman bunu da dert etmemeli bu bağlamda. Peki, nedir beni rahatsız eden, mutsuzluğumun sebebi ne? Hatta deli olduğumu düşündürecek boyutta ki arıza nedir. En azından kendimi biliyorum artık. Korkak, bezgin biriyim. Başlayıp da sonunu getirebildiğim hiçbir şey yok neredeyse. Kendimden böylesine sıkılmış ve belki nefret ederken hayatıma soktuğum yeni kişiler içinde öylesine kızıyorum ki kendime. Günahına giriyorum sanki bu insanların. Keşke yazdıklarım bir duygu dilenciliği falan olsa tümüyle gerçek bunlar. Ne yapacağımı bilmiyorum, hem de her konuda. Tanrıya inanmak, ona sığınmak istiyorum. Edecek bir dua bile bulamıyorum zira ne istediğimin farkında değilim. Sevdiklerim adına, dünya için falan dualarım var ama iş kendime gelince kalakalıyorum öylece. Aylar önce facebook’ta görmüştüm. “Tanrım sen konuyu biliyorsun âmin” yazıyordu bir yerde.O biliyor olsa gerek. Ama haksızlık etmeyim kendime,sabahı görmeyim artık diye dua ettiğim oluyor bazı zamanlar. Ama laf aramızda bunda da asla ciddi değilim. Çaktırıyor olmalıyım ki bunu, hâlâ yaşıyorum :) İşte püf noktası da bu aslında neden, nedir bu yaşama isteği. Varoluşsal bir dürtü değilse hayallerim isteklerim beklentilerim olmalı. Nedir?

bunlarda

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...