13 Şubat 2017 Pazartesi

Woody in istanbul +onsekiz


Bu güne dek yüzlerce öykü yazmış olmalıyım, onlarca da yarım kalmış roman olmalı. Bloğunu ihmal ediyorsun, yazsana artık sende dedi Sezer abla. Hepsi en az on yıl öncesine ait bu yazıları artık paylaşmalı diye düşündüm bende. Hem yirmisindeki Levent’le de hoş bir randevu olurdu benim için ama ne yazık ki az önce anladım ki hepsini çöpe atmışım. Günlüklerim deri kaplı ajandalara yazılıydı ve onları bir gün yaktığımı biliyorum. Bu öykü falan gibi şeyler ise genelde kareli defterlere yazılıydı ( kareli deftere daha küçük yazdığımdan daha çok yazı sığıyordu ) belki bilinçli, belki farkında olmadan hepsi uçup gitmiş işte. Öss’ye hazırlandığım yıllardan kalma bir ders defterinde ufak bir öykü ve bir senaryo deneyimimin ilk sekansını bulabildim sadece. Okuyunca hatırladım, çok sevdiğim Woody Allen tarzında bir film çekme hayali kuruyordum o vakitler…

Bir roman yazacaksam şayet en aşağı bir Dostoyevski ayarında olmalıydı, hâlâ da böyle düşünürüm. İşte ondan yarım kalıyordu yazdıklarım. O vakitler ne çok arkadaşıma yalvarıyordum : “oğlum yazlığınız falan yok mu lan sizin, hani anahtarını bana verin ve bir yılda orada beni finanse edin insanlığa bir şaheser bırakayım” diye.  Bunu istemek hakkımdı zira ve kendim için istemiyordum. Eh onlarda sanatsever çocuklardı n’olacaktı sanki ama olmadı.  Sonra hem işe gidip hem de yazma disiplini edindim, bu sefer de baktım ki hani yayınlansa yazdıklarım, okuyanları felakete sürükleyebilir. Bende bıraktım haliyle. İyi bir yazarım falan demek istemiyorum yanlış anlaşılmasın ama karamsarlığım Kafka’yı yarı yolda bırakır bunu biliyorum ve kötülükten başka bir şey değil bu.

Şimdi bu yazının altına ekleyeceğim senaryo yukarıda anlattığım benle hiç uyuşmayacak zira söylediğim gibi bir komedi. Aslında öyküyü paylaşmak isterdim ama defterden buraya geçmeliyim, bende şimdilik kısa olan senaryoyu daktilo etmeye karar verdim. Öbürünü bir daha ki sefere paylaşırım artık, hem Pazar günü için bu senaryo daha uygun bence. Bakalım beğenecek misiniz? Gerçi momentos haricinde hiç birinizin yazısına yorum yapmıyorum ne zamandır. Ve bir blog âdeti olduğundan siz de aynı şekilde misilleme yapıyorsunuz :) neyse… Keyifli okumalar;

İSTANBUL
Dış mekân gündüz:

Veli, Atlas pasajının önünde arkadaşını beklemektedir. O esnada yoldan geçen kadınlara çapkın bakışlar atıyordur. Oldukça cüretkâr giyimli iki hatunu fark edince, zipposunu çıkarıp havalı bir şekilde sigarasını yakar. Ancak o heyecanla sigarasını ters yakmıştır ve o diline gelen acı tatla suratını ekşitip izmariti yere atar. Kızlar bunu görünce alaycı bir kahkahayla yanından geçer. Veli’de kızlara hâlâ kendince çapkın bir tavırla gülümseyerek el sallar.

Aynı anda sokağın az ilerisi…

Spiker kız: (saçlarını kabartarak) tamam hazır mıyız, nasıl görünüyorum? (kameraman parmağıyla onaylar )

Spiker kız: evet, üç, iki, bir… Sevgili seyirciler işte gene bir festival zamanı geldi çattı. Bu senede birbirinden güzel filmler sinemaseverlerle buluşacak.  (yürümektedir bir yandan ve gözü pasajın önündeki Veli’ye takılır. Veli tekrar sigarasını yakmaya çalıştığından durumdan habersiz yakalanır )

Spiker: Merhaba beyefendi.

Veli: me.. Merhaba (henüz yaktığı sigarasını ani bir refleksle yere atıp eliyle saçını düzeltir)

Spiker: festival başladı, nasıl heyecanlı mıyız?

Veli: evet, hem de çok. Her sene bu günü beklerim açıkçası

Spiker: ceketinizin cebinde festival kataloğunu görüyorum. (kameraman cebine zum yapar ) bu yıl ki filmleri nasıl buldunuz?

Veli: güzel. Çok güzel… Zaten Avrupa sinemasını çok severim. Kaldı ki bu yıl uzak doğudan da birçok yapıta yer verilmiş. Özellikle ustalara saygı kuşağında Kim Ki- Duk ‘un filmleri olması beni çok sevindirdi. (kadın gülerek başıyla onaylamaktadır)

Spiker: malum festival bugün başladı henüz izlediğiniz bir film var mı peki?

Veli: evet. Sabah Paul Thomas Anderson'un boogie nights’ını izledim.

Spiker: Paul Anderson'u sinemasını bende çok severim ama bu filmini bir türlü izleyememiştim. Kısaca bir eleştirseniz…

Veli: adamın bastonu devasa boyutta

Spiker: nasıl?

Veli: gerçekten şaşırtıcı, bir sinema hilesi sanırım.

Spiker: bastonu?

Veli: Peter North’un ki gayet mütevazıymış meğer… ( bu isme link vermiyorum :) )

Spiker: Peter North… ? ( şaşkın) devasa bir oyunculuktan bahsediyorsunuz sanırım?

Veli: penis… Adamın penisi devasaydı. Opps! Televizyonda bunu söylemek serbest miydi?

(spiker eliyle kameramana kes işareti yaparak başka bir çifte yönelir)

Veli: hangi kanalda yayınlanacak?

Sahne sonu…

Not: Woody olmuş Veli :) Manhattan olmuş İstanbul :) hee! Her woody filminde olduğu gibi göndermeleri anlamak için adı geçen filmleri ve oyuncuları bilmek gerekir tabi. Bence yirmili yaşlara göre gayet hoş bir giriş olmuş yahu. Acaba sonra nasıl ilerletecektim, ilerletmiş miydim? İyi pazarlar…

Not: bu post zorlamayla yazılmıştır :)

4 yorum:

Momentos dedi ki...

Hahahahah... demek bu post zorlamayla yazıldı. . Eh iyi ki öyle olmuş, okurken Veli'nin gözlüklü, dağınık saçlı, hirpani kılıklı olduğunu tahayyül ettim. Gayet başarılı bence.. yalnız internetim bağlandığında şu bahsi geçen isimlere bakacağım.

Not: Demek bütün yazdıklarını yaktın haa :(

Balthus dedi ki...

Abla nedense senin yorumlarına yanıt vermeyi unutuyorum hep,sanki zaten ne diyeceğimi biliyorsun diye düşündüğümden :)
Evet, Veli aynen canlandırdığın gibi;) çokça filmden bahsettik bu günlerde hangilerini izledin aceb:)

Kadriye Zihni Erdem dedi ki...

Kesinlikle neşeli.Ancak itiraf etmeliyim "İstanbul" başlığının üst kısmı alt kısmından çok daha neşeli ve detaylara şapka çıkarttım.

Balthus dedi ki...

Sağol ama senaryodan keyif almanızı hedeflemiştim:)

bunlarda

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...