22 Ağustos 2014 Cuma

bu yıldızlı gökler ne zaman başladı dönmeye ?

Düşünüyorum.
Acaba neden sonra hayal kurmayı bıraktım?
Gerçek bir kahkaha atmayalı ne kadar oldu?
 Aşk denilen şeyden neden sonra korkmaya başladım?
Yemek yemek denilen eylem kaç zamandır bir işkence oldu?
Dua etmeyi neden terk ettim, tanrıyla aram neden sonra limoni olmaya başladı?
 Çizmekten neden nefret eder oldum ve en son ne zaman çizdim?
En son ne zaman güzel bir rüya gördüm?
Yurdum insanına inancımı neden sonra yitirdim?
 Neden sonra en çok gelecekten korkar oldum?
 Gözlerimdeki ışık ne zaman söndü ya da hiç olmuş muydu?
Yaşama sevincimi ne zaman yitirdim?
Neden sonra kanıksar oldum ölümleri?
 Yeni yerleri keşfetme arzum ne zaman yitti?
 Varoluşumun ağırlığı ne zamandır omuzlarım da?
Ne zamandır insanoğlunun elinden çıkma hiçbir melanet şaşırtmıyor beni?
Nedendir anlatmaktan da dinlemekten de yorulur oldum ?
Boğaza karşı rakı içmeyeli,efkarlanıp nara atmayalı ne kadar oldu?

Gözlerimi kapayıp İstanbul’u dinlemeyeli…?


3 Ağustos 2014 Pazar

yar saçların lüle lüle...


Birazdan sokağın sonundaki berbere gidip saçımı kestireceğim. Bu sefer kesin kararlıyım. Yeter artık tam on yedi yıl oldu. Zaman zaman uçlarından kestirmesem rahat kıçıma kadar ulaşmışlardı. Hoş, şimdide kıçıma yakın sayılır ya. Yeter artık derken sanmayın ki bıktım sıkıldım. Toplumsal baskıya ancak bu kadar dayanabildim, arkadan bakıp gülmelere, ibne,ateist,satanist,keş gibi yaftalamalara. Belki de en az bin kez, sakalı göbeğine uzanmış “hacı hoca” takımı yolumu kesip dini vaazlar kestiler. Ulan dinsiz biri olduğumu nereden çıkarıyorsun, dini benden çok bildiğine,benden daha inançlı biri olduğuna nasıl bu kadar eminsin. Asıl önemli olan sana ne be mübarek. Ya bana arkamdan ibne diye fısıldayan sen, o pos bıyığın maço tavırlarınla bir şeyleri saklamaya çalışıyor olmayasın sakın. Gözlerimin altındaki morluklar ise kansızlıktan dangalaklar,bağımlısı olduğum tek şey sigara.Neyse, bunlardan kurtulmak adına değil de en asıl sebep bir işe girebilmek için kestireceğim saçları. Almıyorlar aga işe, almıyorlar işte. Kaç yıldır işsiz olduğumu yazsam inanmazsınız. Cebimde yıllardır bozuk parayla dolaşmaktan, bir sigara için ana babanın eline bakmaktan bıktım artık. He! azcıkta sıkılmış olabilirim. Neyse ki saçlarımı kesince alttan gene yakışıklı bir adam çıkacağını biliyorum da rahatım. Nedense son bir sigara içme ihtiyacı hissettim tam bu noktada. Kalbim delice çarpmaya başladı. Bana şans dileyin bye bye…
1 ağustos 2014
Bugün:
Yanılmışım saçları kesince bombok bir adama döndüm. En çok şaşırtan ise kes kes diye tutturanlar şimdi “ah neden kestirdin ki,neyse iyi olmuş” diyorlar. Uzun saçlı erkekler beni anlayacaktır. Dışarı çıktığınız zaman yaşadığınız şehir İstanbul bile olsa yukarıda bahsettiğim tüm olumsuzlukların yanında iyi yanları da vardır,sonrasında bundan keyif aldığınız. Evvela bir ünlü gibi hissedersiniz kendinizi sokakta metroda tüm gözler sizdedir. Erkeği kadını size bakar,hatta kedi köpişler bile. Bazen dayanamayıp ardınızdan bile devam ederler bakmaya. Kah dalga geçmek olsun, kah küfretmek için, kah hasetten. Kadınları ise asla çözemedim. Beğendiklerinden mi bakarlardı,şaşırdıkları için mi ? en saçma soruları ise “ya nasıl katlanıyorsun o saçlara,nasıl bakımını yapıyorsun,sıkılmadın mı ? yahu kızlar siz yapmayın bari,ya siz nasıl katlanıyorsunuz,uzatma zorunluluğunuz yok ya diyince de “ ah ben kızım diyorlardı. Erkekler ekstra olarak hacı kaç sene sürdü bunları uzatman ? N’apcan baba? Yahu bir keresinde abi o küpeyi kaç zamandır takıyorsun diye soran bile oldu. Neyse diğer avantajlarından birisi herkes gitar çalabildiğinizi düşünür. Saygın bir üniversiteden mezunsunuzdur. Teknolojiden,hele bilgisayardan kesin anlarsınız. Tekno marketlere gitmeyim,satıcı yok bilmem kaç çekirdekli bilmem kaç cigabayt anlatıp duruyor. Sanki zor bir sınav veriyor gibi. Halbuki hiçbirini anlamıyorum, mm diyip kafa salladıkça daha bir çoşuyor. Üstelik müşteri ben bile değilim yanımdaki göbekli,ki asıl kurdu odur işin. Ben genelde diyelim bir laptop alıcam (nerdee para)tek bildiğim şu. Ne en pahalısı ne en ucuzu orta fiyat olanı alıp çıkarım. Pahalısı ihtiyacımdan fazlasıdır muhakkak,çok ucuz olan ise dandiktir vs.öf! sıkıldım gene. Bugünlerde ne okuyor ne yazabiliyorum.sıcaktan sanırım. Daha iki gün oldu ama kızların ilgilerini kesmesi fena kodu be. Kaç gündür markette bana yazılan kız bugün beni tanıyamadı be. Aga tek iyi yanı enseye rüzgar vuruyor başka bi numarası yokmuş.Allahtan çabuk uzayan saçlarım var.kabaca bir tahminle şubat ayında bağlanacak boya gelirler diye düşünüyor,iyi geceler diliyorum.

22 Temmuz 2014 Salı

Di’li geçmiş zamanın delisi


Düşündüklerimi yazabilmeyi çok isterdim, söyleyebilmeyi, en önemlisi ise yapabilmeyi. Aynı gibi görünse de aslında birbirinden oldukça farklı şeyler bu üçü. Pek olmasa da bazen, bazen… Bazen ağzımdan çıkanları öncesinde düşünebilmeyi…
Aslında düşünüyorum da en çok rahatsız eden eyleme geçtiğim hemen hiçbir şeyi birden yapamamak. Kılı kırk yararak, sık gözlü bir süzgeçten geçirmeden asla eyleme geçemiyorum. Ne çok şeyi ıskaladım bunun için, ağız tadıyla bir pişmanlık bile yaşayamadım ve yıllar sonra en büyük pişmanlığım olup çıktı bu durum. Düşünceler, düşünceler, düşünceler… Kafa da bir milyon tane senaryo kurgulamak ve hemen hepsi mutsuz sonlu. Bir süre sonra akıl sağlığını bile sekteye uğratıyor bu halet-i ruhiye. Nedense aklıma Mr. Nobody filmi geldi gene, neden gelmesin ki. Bir yaprağa üfleyip akışına bıraksana yahu levo. Düşündükleri düşünmenin ötesine geçemiyorsa düşünmeyi bırakmalı mı insan? “yağmur bulutu unutunca, dalında gülü kurutunca, yar benden utanınca, düşündüm düşümden ayrı kaldım.” Bir alakası olmasa da akla düşen bu şarkıyı iliştiriverdik sayın okur. Okur dedim de, okuyanda kalmadı sanırım, demek doğru yolu bulduk gene. Geceyse şayet şimdi olduğu gibi ve radyo 3 açıksa ve de klasik müzik çalıyorsa saçmalamakta sınır tanımıyorum; bunu anladım. Bu arada tıpış tıpış sandığa gidip bana dayatılan adaya oyumu vereceğim. Giydiğimiz kottan, dinlediğimiz müziğe izlediğimiz filme kadar bize dayatılan o kadar çok şey var ki çoğunun farkında bile olmadığımız n’olacak ki sanki… “Three days of the condor” yıllardır adını anımsayamadığım için bir türlü izleyemiyordum. Tv8’de güzel bir sinema programı var keşke adını bilsem yazardım buraya, izleyin o programı çok kaliteli, sayesinde kavuştum bu filme. Ulusal Kanal reklam arası zaplarımda rastladığım ender güzel programlardan biri. Of! Sıkıldım işte, yazıya devam etmek laf kalabalığından öteye geçmez gayri. Bence çok anlamlı kısacık bir fıkrayla sonlandırayım. Dursun Temel’e demiş ki: uy Temel ormanın güzelliğini göriymisun? Temel: “Ula ağaçlardan bir şey görünmüyor ki” . Anlamadınız mı? O halde bir daha anlatayım. Dursun Temel’e demiş ki… Şaka şaka. Hadi bye.

Bu arada yarın Amy Winehouse'u kaybedişimizin üçüncü yılı olacak.Tanrı böyle bir sesi bize çok gördü diye düşünüyorum.Bir şarkısıyla yad edelim :


15 Temmuz 2014 Salı

Türk Sinemasının 100.Yılı


Geçen televizyonda son anda duydum ve sanırım çoğu kişi bundan bihaber. Bu yıl ilk olarak “Ayestefanos’taki Rus Abidesi’nin Yıkılışı” adlı belgesel ile yola çıkan “Türk sineması” 100. yaşını kutluyor. TC.Kültür ve Turizm Bakanlığı bu bağlamda 100 yılın en iyi 100 filmini seçmeyi biz izleyicilere bırakmış. http://100yil100film.gov.tr/ adlı siteye girerek sizde oy kullanabilirsiniz. Filmler a’dan z’ye alfabetik olarak sıralanmış ve toplam 10 oy hakkınız var. Listedeki filmlerin bir çoğu  öyle güzel seçilmiş ki insan tercih etmekte zorlanıyor. Sanırım ayrıca listeye film önerebileceğiniz bir linkte ayrılmış. Ben “ah ne güzel! dur şunu birde şunu tıklayım” derken ne yazık ki son üç film kala sınırlı tercih hakkım olduğunu fark ettim ve iş işten geçti :) Belli bir akademik grubun bizler için seçtiği 311 film arasından tercih yapılıyor anladığım kadarıyla ve şimdi dönüp baktım da sıralama sadece alfabetik değilmiş yapım yılı ve yönetmen adına göre de bir sıra oluşturulmuş. İlgilenenlere duyurulur. Bende hakkımı kaybetmiş olsam da asli listemi aşağıya yorum kısmına iliştiririm. Kolay gele :)

A)Ah belinda- adı vasfiye-ağır roman- ah güzel İstanbul- arabesk-asiye nasıl kurtulur- aşk filmlerinin unutulmaz yönetmeni
B)Berlin in Berlin,bereketli toprak üzerinde
C) Canım kardeşim
Ç)çiçek Abbas- çıplak vatandaş-çöpçüler kralı
D)Duvar
E) eşkıya-eve dönüş
F)Fahriye abla
G) gölge oyunu- gemide-gramafon avrat-gurbet kuşları
H)hababam sınıfı
I) ıssız adam
İ)
K)kapıcılar kralı,kibar feyzo,kış uykusu,komiser şekspir
L)
M)Muhsin Bey
N)namuslu-nefes:vatan sağolsun
O)
Ö)
P)
R)
S) sarı mersedes-selamsız bandosu-selvi boylum al yazmalım-sevmak zamanı-sürü-susuz yaz-süt kardeşler
Ş)Şalvar davası
T)tabutta rövaşata- teyem-Turist ömer
U) Umut
Ü)üç maymun
V)Veda-vesikalı yarim-vurun kahpeye
Y)yalnızlar rıhtımı-yengeç sepeti-yer demir gök bakır-yol
Z)Zübük- Züğürt Ağa

Sonuç olarak 12’ye düşürebildim:

AH BELİNDA
AH GÜZEL İSTANBUL
ADI VASFİYE
DUVAR
EŞKİYA
GÖLGE OYUNU
GURBET KUŞLARI
KIŞ UYKUSU
SELVİ BOYLUM ALYAZMALIM
SÜRÜ
SUSUZ YAZ
TABUTTA RÖVAŞATA

12 Temmuz 2014 Cumartesi

Antigone


İnönü’nün Savaştepe Köy Enstitüsü’ne yaptığı gezi sırasındaki kitap olayını duymayan kalmadı: Tuğla ocağına giderken, kümes nöbetçisi Hatice’yi görüyor. Çağırıp azık torbasında ne olduğunu soruyor. Peyniri, ekmeği ve köftesi olduğunu söylüyor. Başka ne var, açtırıyor torbayı. Milli eğitim Bakanlığı’nın klasikler dizisinde yayımlanmış olan Sophokles’in Antigone kitabı çıkıyor. İnönü’nün gözleri yaşarıyor, yanındaki Genel Kurmay Başkanı Abdurrahman Paşa’ya dönüp, “Paşam görüyorsunuz bu klasikler daha yeni çıktı. Ankara’da bile okunmuyor, ama benim çocuklarım Antigone okuyor. Köylümüz kentlimiz, erimiz generalimiz kumanyasına ne zaman kitabı da ekleyecek duruma gelirse, o gün Türkiye gerçekten kurtulmuş demektir.” diyor. Hatice ekliyor: “Efendim ben değil, tüm enstitü okuyor bu kitabı.” (Türkoğlu,1997,s.251) – Tonguç ve Köy Enstitüleri)

Yeniden Leman


Tatil dönüşü bir dinlenme tesisinde telaşla sigara üstüne sigara tüttürürken gözüme zamanında müdavimi olduğum Leman dergisi ilişti. Dergi doksanlı yılların ortasında biz lise öğrencilerinin (bir kısmının)vazgeçilmeziydi. Mizahın yanında asıl önemli olan yurt haberlerini ondan alıyorduk. Üstelik yaş itibariyle sıkıcı bulduğumuz gazete haberlerinden daha renkli ve farklıydı. Adeta üçüncü gözümüzü açmıştı. Eleştirel bakış açısını, madalyonun bir de öteki yüzü olduğunu buradan öğrenmiştik. Nesnel ve tarafsız habercilik yapıyor, iktidara asla biat etmiyordu. Haksızlık etmeyim, elbette o dönemde çok iyi gazeteler ve köşe yazarları vardı muhakkak. Ama haberi mizahla süslemek, eğlenceli çizgilerle bezemek kuşkusuz biz gençliğe daha sıcak geliyor olmalıydı.

Uzun yıllardan beri alıp okumuşluğum yoktu, bakalım nasıl bir yol almış diyerek satın aldım. Birincisi fiyatının iki buçuk lira oluşu bana çok fazla geldi. Bir öğrencinin alıp okuyabileceği fiyatın çok üzerinde. Kapak çizimi çok baştan savma geldi ve bence olması gereken kadar vurucu değildi. Kapağın arkasındaki Sefer Selvi gayet başarılı, isim tanıdık gelmekle beraber, yanılmıyorsam dergiye yeni katılan bir isim olsa gerek. Gene yukarıda paylaştığım Sefer&Güneri imzalı “tebliğ yanığı” esprisi beni en çok güldüren kare oldu ve pekâlâ kapak konusu olabilirdi. Daral Timsah hâlâ devam ediyor ama Çağçağ’ın çizim tekniği daha sadeleşmiş geldi bana eskisi daha iyiydi. Güneri İçoğlu ve Atilla Atalay eskisi gibi yazmaya devam ediyor, sevindirici.


Ulan keşke Bayan Yanı’nı da alsaydım diye hayıflanırken orta sayfada Feyhan Güver’in Bayır Gülü, Ramize Erer’in Kötü Kız’ı ve onlara göre daha yeni bir isim olan İpek Özsüslü ile karşılaştım. Bu kızlara hayranım ama şaşırdım, Bayan Yanı artık devam etmiyor mu yoksa? Bezgin Bekir bıraktığım yerde:)seviyorum bu adamı. Felat Delibalta yeni bir isim, fena değil. Kıllanan adam, hain evlat ökkeş, öğreten adam ve oğlu hepsi yerli yerinde, ne mutlu :) Çağçağ’ın Kozzi karakteriyle yeni tanıştım; Timsah’ın bir türevi gibi. Son sayfa ise Suat Özkan’ın Kırık Leblebi’sine ayrılmış. Sonuç olarak, nostaljik mi bakıyorum bilmiyorum ama sanki eski tadı alamadım ben. Bahadır Boysal, Fatih Solmaz, Selçuk Erdem, Erdil Yaşaroğlu gibi isimleri aradı gözler. Nihat Genç’in yazılarını da öyle. Sanırım daha aklıma gelmeyen birçok çizer Penguen, Uykusuz gibi dergilere dağılmış olmalılar. Bir ara diğerlerini de alıp burada kritik edeceğim. Mizah dergileri hep var olmalı, okuyalım okutalım der iyi günler dilerim.