15 Aralık 2017 Cuma

Gelin ecdadımıza uyalım ve yılbaşı ağacı süsleyelim !


Yazmak için yazının başına geçtim ama ne yazacağım hakkında en ufak bir fikrim yok. Çoğunuz titiz bu konuda biliyorum,aranızda bir postu oluştururken yazacağı konuyu önceden belirleyip üzerinde ufak çaplı araştırmalar yapıp bir kaç yaz sil den sonra  kendi kriterleri dahilinde en kusursuz hale getirip ondan sonra yayınlayan çokça takdir ettiğim isim var. Ben ise canlı yazıyorum "canlı yazmak" bunun adını ilk kez bir blogger arkadaşımdan duymuştum. Böylesi daha samimi daha içten sanırım. Yalnız genelde ne konuda yazacağımı bilerek otururum klavyenin başına,bu sefer bundan dahi yoksunum.Ama işte yazmama engel değil bunların hiçbiri,peki ayıp mı ediyorum ? Sanmıyorum. 

İnternetim hala bağlanmadı,sahi neden bağlanmadı yahu ? Yarın gidip müşteri temsilcisiyle görüşmeli,bu arada geçen yazımda değindim sanıyorum adsense'ye başvuru yaptım ve kabul oldu. Bundan sonra sayfama girdiğinizde şu sağdaki soldaki reklamlara yalandan dahi tıklasanız hesabıma bir kaç kuruş yatacak. Buna karar vermek çok zor bir süreçti benim için, neredeyse altı yedi yıldır bu bloğa bir şeyler karalayıp duruyorum. Buradan bir gelir elde etmeyi hiç aklıma getirmemiştim ta ki bir kaç ay öncesine dek. O sancılı muhakeme sürecini uzun uzadıya anlatmayacağım. Sonunda özetle, bunun yanlış bir yanı olmadığı görüşüm ağır bastı. Neden böyle bir şeye ihtiyaç duydun diye soranınız yoktur eminim ama belki bir kaç kişi de olsa soruyordur. Para lazım azizim,para...lanet olasıca para. Zira asgari ücretin sadece bir tık üzerinde maaş alıyorum. Bir çoğumuz bu ve benzeri sosyal medya araçlarının başında ciddi bir mesai harcıyor, bunun olabilecek tüm maddi karşılıklarını varsa almaya çalışacağım. Pis adi kapitalist seni diye hayıflanmayan, aksine aay biz de yapalım lan nasıl oluyor bu iş diye soruyorsanız vallahi bende henüz anlamaya çalışıyorum :) Çoğunluk uzun zamandır takipçisi olduğum bu sitedeki yazılardan yola çıkarak bir şeyler yaptım;açıp okuyun.

Uzun zamandır ilk kez iki gün izinliyim üst üste . Ne yapacağımı bilemedim elim ayağım karıştı ve işte koca günüm mahalle de öylece geçti. Ama yarın mutlaka Beyoğlu'na gideceğim. Çünkü yılbaşı öncesi çok güzel oluyor Beyoğlu. Tahmin ettiğiniz üzere elbette belediyenin bir desteği yok bu işte aksine belki köstek bile oluyordur.Beyoğlu halkı özellikle esnafları dükkanlarını öyle güzel süslüyorlar ki her yıl.İnsanların yolda birbirlerine gülümseyerek mutlu yıllar dediklerine dahi şahit oluyorum. İşte gene yeni yılla birlikte, aman sakın ! noel bir hristiyan adetidir zinhar kutlamayın diye sosyal medyada yazılar paylaşılacak. Hatta şehrin bir çok yerine afişler dahi asılacak,ki bu ilk geçen sene yapıldı burada ve anımsayacağınız üzere yeni yılın ilk saatlerinde Reina'da bir katliama şahit olduk. Ve neredeyse hemen hepimizin yeni yıldan tek bir isteği vardı ;HUZUR. Ve onu bile bize çok gördüler.Defalarca söyledik söylüyoruz biz noeli değil yeni yılı kutluyoruz. Zaten noel 1 ocak'tan çok daha önce kutlanıyor hristiyan aleminde hatta sanırım yarın itibariyle başlayacaklar.Dini konularda en hassas olanımız bile inkar etmesin yeni yıl bir umuttur ve hepimiz ayakta tutan yegane şeydir umut. Belki çocukça bir avuntu ama hepimiz yeni yıldan güzel şeyler bekleriz.Kaldı ki kimsenin yeni yılı kutluyor diye imanı zedelenmez azizim. Ona varana dek öyle dikkat edilecek hususlar var ki. Sen çal çırp, yalan iftiralar at,kul hakkı ye ve yeni yılı kutlama, kocaman bir PEH ! diyorum. Herkesin aklı kendine yeter merak etmeyin, o muhakemeyi yapacak kadar hepimiz de akıl var Allah'a şükür. Bırakın herkes dilediği gibi hayatını yaşasın yoksa yaşanmaz bir Dünya olma yolunda hızla ilerliyoruz aman uyarayım. Yılbaşı ağacı konusuna değinecek olursak bunun ise çok eski bir Türk geleneği olduğunu biliyor muydunuz ? Yazıyı burada noktalıyor ve sizi Türkiye'nin en büyük tarihçilerden biri olan Sümerolog Muazzez İlmiye Çığ hanımın yazısından ufak bir alıntıyla baş başa bırakıyorum. Şimdiden mutlu yeni yıllar... :)

Hıristiyanların İsa'nın doğuşu olarak kutladığı Noel bayramı, çok eski Türklerin yeniden doğuş bayramıdır.
Türklerin, tek tanrılı dinlere girmesinden önceki inançlarına göre, yeryüzünün tam ortasında bir AKÇAM ağacı bulunuyor.
Buna hayat ağacı diyorlar. Bu ağacı, motif olarak bizim bütün halı, kilim ve işlemelerimizde görebiliriz.
Türklerde güneş çok önemli. İnançlarına göre gecelerin kısalıp gündüzlerin uzamaya başladığı 22 Aralık'ta gece gündüzle savaşıyor. Uzun bir savaştan sonra gün geceyi yenerek zafer kazanıyor.
İşte bu güneşin zaferini, yeniden doğuşu, Türkler büyük şenliklerle AKÇAM ağacı altında kutluyorlar.
Güneşin yeniden doğuşu, bir yeni doğum olarak algılanıyor.
Bayramın adı NARDUGAN
(nar=güneş, tugan, dugan=doğan) Doğan güneş.
Güneşi geri verdi diye Tanrı Ülgen'e dualar ediyorlar.
Duaları Tanrıya gitsin diye ağacın altına hediyeler koyuyorlar, dallarına bantlar bağlayarak o yıl için dilekler diliyorlar Tanrıdan.
Bu bayram için, evler temizleniyor. Güzel giysiler giyiliyor. Ağacın etrafında şarkılar söyleyip oyunlar oynuyorlar. Yaşlılar,büyük babalar, nineler ziyaret ediliyor, aileler bir araya gelerek birlikte yiyip içiyorlar.
Yedikleri; yaş ve kuru meyveler, özel yemek ve şekerleme. Bayram, aile ve dostlar bir araya gelerek kutlanırsa ömür çoğalır, uğur gelirmiş.
Akçam ağacı yalnız Orta Asya'da yetişiyormuş.
Filistin'de bu ağacı bilmezlermiş. Bu yüzden olayın Türklerden Hıristiyanlara geçtiği ve bunu da Hunların Avrupa'ya gelişlerinden sonra onlardan görerek aldıkları söyleniyor. İsa'nın doğumu ile hiç ilgisi yok.
"Doğum, Güneşin yeniden doğuşu"
Sümerolog
Muazzez İlmiye ÇIĞ
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...