23 Ocak 2016 Cumartesi

life is beautiful


Selam arkadaşlar… :)
Uzun zamandır yazmıyorum; bunda üstü örtülü bir şekilde zaman zaman değindiğim psikolojik sorunlarımın büyük etkisi vardı. Sonrasında ise vakit bulamamaktan yazmadım. Vakit bulamamak ne güzel şey bir bilseniz. George Bernard Shaw der ki : "Üzgün olabilmenin sırrı, mutlu olup olmadığını düşünecek kadar vakte sahip olmaktır."  Şimdi bir kere daha okuyun ve iyice sindirin bu cümleyi, müthiş bir saptama değil mi ? Bu ve buna benzer cümleler çok var elimde,nereden mi biliyorum ? dale carnegie’in  “üzüntüyü bırak yaşamaya bak” – “işten ve yaşamdan zevk almanın yolları” adlı kitaplardan. Bilmediğimiz şeyleri anlatmıyor Carniege ama farkındalık yaratıyor,unuttuklarımızı hatırlatıyor. Mesela size bir soru : Bir milyon dolar teklif etseler gözlerinizi verir misiniz,ya kolunuzu ya da bacaklarınızı ? veya  annenizden kardeşlerinizden vazgeçer misiniz ? sorular daha çoğaltılabilir. Bakın ne kadar zenginsiniz aslında.
Dert ettiğiniz üzüntü ve kaygı duyduklarınızı bir kenara yazın ve diğer tarafa sizi mutlu eden şeyleri yazınız. Çok spesifik şeyleri dahi ekleyin, mesela Çarşamba akşamı çok sevdiğim diziyi izlemek gibi gibi. Göreceksiniz ki artılar doğru bakış açısıyla daha fazla. Yaklaşık iki yıldan fazladır depresyon ilacı kullanıyorum inanın bu kitaplardan daha faydalı olmadı.
Şimdi biraz Melih Cevdet konuşsun :
Yaşamak güzel şey doğrusu
Üstelik hava da güzelse
Hele gücün kuvvetin yerindeyse
Elin ekmek tutmuşsa bir de
Hele tertemizse gönlün
Hele kar gibiyse alnın
Yani kendinden korkmuyorsan
Kimseden korkmuyorsan dünyada
Dostuna güveniyorsan
İyi günler bekliyorsan hele
İyi günlere inanıyorsan
Üstelik hava da güzelse
Yaşamak güzel şey
Çok güzel şey doğrusu.
Bilenleriniz bilir ben sosyoloji son sınıf öğrencisiyim ve az önce finalleri verdim,mezun oluyorum inşallah. Genel kültürüm ise iyidir doğrusu. Birkaç ay önce bir yapı markette işe başladım. Satış danışmanıyım, hırdavat el aletleri ve oto aksesuarları bölümlerinden ben sorumluyum. Öncesinde bir hipermarkette çalışıyordum o da iyiydi ama burası harika. Neden mi ? ilkokul sondan beri bir yandan okurken bir yandan babamın atölyesinde çalıştım 25 yaşıma dek. Yani bir demir doğrama ustasıyım. İnsanlara gün içinde fazlasıyla hakim olduğum materyalleri satmak, en önemlisi ise fikirlerimle yapacakları iş hakkında yardımcı olmak bana paha biçilemez bir haz veriyor. Neyse konumuza dönelim stajyerlik dönemimde bir sosyolog davranış bilimci tarafından üç günlük bir seminer aldık. Anlattıkları herkesin ufkunu açıp şaşırtıyordu benimse bildiğim şeylerdi haliyle, hoca da bunu fark etmişti hatta. Neyse orada unuttuğum bir şeyi hatırlattı Can Hoca sağolsun:
İnsan vücudunun dörtte üçü sudan oluşur. Bir Japon bilim adamının birkaç sene önce suyla yaptığı deneyi hatırlayınınız var mı ? bu deneyi biliyor ama ne yalan söyleyim unutmuştum. Suya olumlu şeyler konuştuğumuzda müthiş bir güzellikte kristalize oluyor. Senden nefret ediyorum,öldürmek istiyorum gibi şeyler söylediğimizde ise manzara felaket. Gün içerisinde kendinize ve çevrenize karşı pozitif söylemler içerisinde olun. Hatta her sabah günü selamlayın,aynaya bakıp gülümseyin ve ne kadar mutlu huzurlu ve güven içerisinde olduğunuzu söyleyin etkisine şaşıracaksınız. Şimdi arzu ederseniz alttaki videoyu izleyebilirsiniz.


Hayatım Kafka, Sartre, Atay gibi yazarları okuyarak geçti. Dexter gibi iğrenç ötesi dizileri nasıl izleyebildiğime ise hala şaşıyorum. David Lynch İngmar Bergman’lar falan. Hepsine lanet olsun,samimiyim. Bugüne dek neden bir kitabımı alıp okumadınız biliyor musunuz, veya neden burada inanılmaz bir oto sansürle yazdım. Yazacaklarım sizi mutsuz etmekten başka bir işe yaramayacaktı. Severek okuyacaktınız ama daha bir soğuyacaktınız hayattan. Hep, kimseyi zehirlemeye hakkım olmadığını düşündüm ve çok doğru yapmışım. İşte şimdi yazıp çizebilirim nihayet. Son bir aydır her sabah gözlerimi açtığımda Tanrı’ya bana bugünü de bahşettiği için şükranlarımı bildiriyorum. Yaşam bir hediye ve her dakikası çok kıymetli. Çok mu şikayetçisiniz öyleyse burayı güzelleştirmek namına çalışın sizde, elinizden ne kadarı geliyorsa,o kadar. İşte bütünleyici bir şiir daha :

Dağ tepesinde bir çam olamazsan,
Vadide bir çalı ol.
Fakat oradaki en iyi küçük çalı sen olmalısın.

Çalı olamazsan bir ot parçası ol, bir yola neşe ver.
Bir misk çiçeği olmazsan bir saz ol.
Fakat gölün içindeki en canlı saz sen olmalısın.

Hepimiz kaptan olamayız, tayfa olmaya mecburuz.
Dünyada hepimiz için bir şey var.
Yapılacak büyük işler, küçük işler var.
Yapacağınız iş, size en yakın olan iştir.

Cadde olamazsan patika ol.
Güneş olamazsan yıldız ol.
Kazanmak yahut kaybetmek ölçü ile değildir.
Sen her neysen, onun en iyisi olmalısın.

                                Douglas MALLOCH


Neyse daha fazla ukalalık yapmayım. Ben çok iyiyim yani dostlar. Şimdi hepiniz kocaman bir şekilde Maaşallah diyin lütfen :) Eskisi gibi sık yazar mıyım bilmiyorum (internete çook az giriyor ve telefonumdam tüm uygulamaları sildim)ama söz iyi şeyler yazacak hep burada. Sevgiyle kalın,hoşçakalın,kendinize iyi bakın… byeee :))))


13 Ocak 2016 Çarşamba

Happy bithday to me !

"insana yaşlılık hissi veren bir ölçü birimi. ağır bir şey. 35 yaş iyi, hoş, güzel, 35 yaşla bir şekilde uzlaşırsın, 35 yaşla kavga edersin, 35 yaşla tartışırsın, ama bu lanetli 36 yaş ile ne yapacaksın? artık ne gençsin ne yaşlı, artık ne o eski fotoğraflardaki sensin ne bir başkası. bir garip durum. lan yoksa ölüyor muyuz?"
Facede doğumgünümü gizliyorum bir iki yıldır ama burası farklıdır hep benim için.12 ocak itibariyle 36 oldum millet��

31 Aralık 2015 Perşembe

mutlu yıllar...

yazıcam diyorum ama bir türlü olmuyor işte. çoğunlukla vakit bulamıyorum,vakit olduğunda ise canım ülkemde üzücü şeyler olup duruyor. beni merak edenlere; iyiyim. iyi olmak için çabalıyorum. başarmaya da başladım hani, dale carniege ve benzeri şeyler sağolsun. Özledim buraya yazmayı,yazılarınızı okumayı... herşeyin hız kazandığı bu çağda daha durağan ve samimi bulduğum bu blogger alemindeki herkesin yeni yılını en içten dileklerimle kutluyorum. hep birlikte nice sağlıklı huzurlu ve mutlu yıllara ....  :)))

22 Kasım 2015 Pazar

merhabalar :)

olumlama tekniklerini bilir misiniz ? ben şu sıralar sürekli kullanıyorum ve inanın medikal destekten çok daha iyi geliyor. sanırım hayatımın her anında uygulayacağım. nasılım ? bir iyi bir kötü,ama iyi olucam. olucamda ne kelime iyiyim hem de çok . yakında tekrar yazmaya başlıycam söz. işi bıraktığımı söylemiştim ve Allah'a şükür kendimi mutlu ve verimli hissettiğim bir işe başladım. sağlığım eskiye nazaran iyi seyrediyor. burada kesiyorum şimdilik,görüşmek üzereeeeee :)))

23 Eylül 2015 Çarşamba

şimdilik kısa bir ara


Bu benim masa lambam sayın okur, zamanında demir doğramacılık işiyle uğraşırken ben yapmıştım, tümüyle metalden. Baba mesleğim bu benim, küçük bir atölyemiz vardı iki binlerin başına dek. İşte bu masa lambasının ışığının altında belki dört beş yıl aralıksız günlük tutmuştum. Neden sonra bilmem hepsini yaktım. Derken bu laptopu edindim, teknolojiyle haşır neşir oldum falan ve özetle burada bir şeyler karalamaya başladım. Dürüst olmak gerekir ki asla günlüğe yazdığım kadar samimi, daha doğrusu sansürsüz, yok o da olmadı çıplak olamadım, yazmak istediğim çoğu şeyi buraya yazamadığım gibi bir yere de boşalamadım. Şu lambanın yanında gördüğünüz ise yeni defterim, bomboş sayfaları yazmamı bekliyor. Nedenine ve niçinine girmeyeceğim ama bu yazıyı kaleme almamın sebebi şunu söylemekti: bundan sonra uzunca bir süre burada yazmayacağım. Hani belki merak edeniniz olur :) Ama bu sizleri okumayacağım anlamına gelmesin, çok nadirde olsa yazılarınıza yorumda yaparım belki.  Görüşmek üzere, sevgiyle kalın sağlıcakla kalın hoşça kalın. Bye bye…

12 Eylül 2015 Cumartesi

dünden sonra yarından önce


Mevcudiyet nedenimdir belki de yazmak. Yazdıkça varoluşum pekişiyor gibi gelir hep. Güvenli, en güvenli sığınak gibi de gelir çokça. Laf aramızda çok da ihtiyacım vardır böyle bir yere. Zira tanıyabileceğiniz en korkak insanlardan biriyimdir ben. Odamda güvendeyim mesela, hele ki geceyse vakit ve ay pencereme dayandıysa. Müzik çalıyorsa bir yandan ve de derinden. İşte benim gibi bir korkağın eyleme geçebileceği yegâne fırsattır bu. Oturulur ve yazmaya başlanır, olmayan sevgiliye ilan-ı aşklar edilir zira bir sevgili olması etten ve kemikten çok tehlikeli ve belirsizdir. Güven zincirim kırılabilir. Ancak kelimelerle var olan bir sevgili en idealidir. Sonra siyasetten yazmaya başlarım, söverim alayına, hesap sorarım bir vatandaş olarak. Hani meydanlara falan çıkıp bağırmaktan daha kolay, yeğ bir durumdur. Sıra bana gelir sonra, en acımasız eleştiriyi kendime yaparım. Çok ama çok acımasızımdır. İşte bu cesaret ister sayın okur, zordur sağlam bir yüzleşme hem de fırsatını bulduğun her gecenin sabahında. Sonra sıra Tanrı’ya gelir, haciz bir kulu olarak soracak sorgulayacak öyle çok konu vardır ki. Bilirim duyuyordur beni ve kendi üslubuyla cevap veriyordur elbet. Buna hiç şüphem yok. Okurken uyuya kalanınız çoktur, emin olun yazarken uyuya kalmanın tadı bambaşkadır. Sabah yüzünüz defterin üzerine gömülü kalkarsınız, kalem yatağın bilmem neresindedir. Ne yazmışım ulan ben diye şöyle bir bakın, şaşar insan çoğu vakit.


Çok şey değişti 35 yılda, artık ben o ben değilim. Şimdilerde pek futbolla aram olmadığı halde, televizyonun saatini ayarlıyor ve salak bir spor programındakini tartışmaları dinleyerek uyuklayabiliyorum ancak. Filanca futbolcunun attığı tekme sarı mı yoksa kırmızı kart mı gerektirir diye koca koca herifler tartışırken, unutuveriyor insan her şeyi, esas sorunlarınız bir buzdolabına kaldırılıyor sanki. Gece yazmanın da okumanın da önüne geçti bu. Tavsiye ederim bir deneyin isterseniz, işe yaradığını göreceksiniz. Çok şey değişti. Uğraşmıyorum da artık kendimle son bir iki yıldır, Tanrı’yla da aram düzeldi geçen yıllarda. Nihayet işi bıraktım sayın okur bu arada, hani bir iş bulmadan çıkma klişesine kulak asmadan. Ki, haklıydılar. Nerden yeni bir iş bulacak otuz beşinde ki herif. Neyse hayırlısı olsun diyelim. Size komik bir şey söyleyeyim mi – bence hiç komik değil- işi bırakmamın en önemli etkenlerinden biri günlük sakal traşı olma zorunluluğuydu. Ne var bunda diyebilir çoğunuz. Bilen bilir, zaten saçları belinde bir heriftim ben yirmili yaşlardan beri, geçen sene kesmiştim, ani ve delice bir kararla. Bir de üstüne sakallarımdan da olunca, nasıl bir yabancılaşma yaşadım anlatamam size. Ne zamandır aynaya her baktığımda kim bu dallama diyorum. Ayrıca herkes aksini söylese de kendimi çok ama çok çirkin hissediyorum. Bu surat, bu imaj beni temsil etmiyor sayın okur. Anladınız mı? Biriniz anlasın bari n’olur. Ya da anlamayın ulan, çok ta umurumda. Önemli olan benim ne hissettiğim değil mi. Çok saçma salak bir yazı oldu bu. Gündem malum ülkece kan ağlıyoruz. Sığınak işte, n’aparsınız…