8 Ocak 2017 Pazar

Yağmuru durdurabilir misin ?


Geçen bir film izledim, çok şey anlattı, düşündürdü, az da olsa umutlandırdı.  Finalde 1974 yılında gözde olan, Yasemin Kumral’ın o meşhur şarkısı çalmalıydı bence. “Yağmuru Durdurabilir misin.” ayrıca bu unuttuğum şarkıyı hatırlatması da çok iyi oldu.  Filmin önermesi de buydu aslına bakarsanız.

“spoiler” denen şu saçmalığı kafaya takanlardansanız, yaşınıza veriyorum bunu, takmayın. Zaten otuz yaş ve üstü olanlar buna pek itibar etmez. Bizim zamanımızda film anlatmak denen bir şey vardı gençler. Çünkü salondan kalktıysa, uzun yıllar seyretme imkânımız olmayacağını bilirdik. Yoktu böyle internet falan. Eh, kalite filmlerde genellikle pek gişe yapmadığından öyle VHS kaseti falanda düşmezdi piyasaya, mecbur dinlemeliydiniz. Günümüzde de dert etmeyin, baştan aşağı filmin konusunu öğrenseniz de, göreceksiniz anlatıcı ile sizin yorumunuz, aldıklarınız farklı şeyler olacaktır. Evet… Bu ağabeyliği de yaptıktan sonra anlatmaya başlayalım.

1994 balkanlarda herhangi bir yer diye başlıyor filmimiz, sanırım Kosova. Çok uzak olmayan bu geçmişte oralarda neler yaşandığını, kardeşin kardeşe nasıl boğdurulduğunu zaten biliyorsunuz. Zaman zaman ülkemizin de başına böyle bir musibet gelir mi acaba diye kaygılanmıyor değiliz. Sırf bu yüzden bile izlenilesi bir film.

Bütün olayımız şu, savaştan oldukça yara almış yerel halkın bölgedeki tek su kaynağı olan derince bir kuyuya iri bir ceset atılır. Uluslararası bir yardım örgütü de kuyudan bu cesedi çıkarmaya çalışır. Ne kadar zor bir görev olabilir ki, onlara lazım olan sadece uzun, sağlam bir halattır. Ama söz konusu çevre BM yetkilileri ile kuşatılmışsa bu hiç kolay bir iş değildir. Lanet ipi bulabilmek için, bir yığın bürokratik engeli, yerli halkın haklı olarak yabancılara olan düşmanca tutumunu yıkmaları gerekmektedir. Ekibin kendi aralarındaki iç çekişmeler ise çabasıdır. İşte kısaca o yıllarda ki balkanların özeti, savaş içerisinde bir sürü savaş…


Film dram ile mizahı bir potada eritmeyi başardığı için pek sıkılacağınızı sanmıyorum. Ekip lideri ve yardımıcısı yani Benicio del toro ile Tim robbins hayatlarının hatırı sayılır bölümünü bu gibi yerlerde harcadıklarından ölümler, kan, insanlığın karanlık yüzü vs. haliyle onları pek etkilemez. Ki bu kanıksanmışlık dehşet verici değil midir? Henüz ilk görevini yapan kadın karakter ise bu tek bir günde belki de hayatı boyunca unutamayacağı, hazmedemeyeceği travmatik olaylara tanıklık edecektir. Yani bir anlamda biz izleyiciler bu kadın oluyoruz. Gün ilerledikçe insanlığa karşı olan inancımızı yitiriyoruz. Belki de aşina olduğumuz tek şey del toro ile olga kurylenko’nun aşk öyküsü. Öte yandan ekibe zorunlu dâhil olan bölgeden bir çocuğa, savaşın tüm hayatına katacağı feci olayları da gözlemliyoruz. Finalde, hayatlarını defalarca ortaya koyan ekibimiz lanet olası cesedi kuyudan çıkaramıyor. İşte sonunda adına ister Tanrı deyin isterseniz doğa, olaya el koyuyor. Cesedimiz kuyudan çıkıyor ve en azından bölge halkı içme suyuna kavuşuyor.Bunun nasıl olduğunu yazmayım ama izleyince, neden Yasemin Kumral’ın o muhteşem şarkısına bağladığımı anlayacaksınız. Umut verecek size bu film ve ben ne yapabilirim diye soruyorsanız şayet, herkes kendi cevabını kendince alacak. A PERFECT DAY. İyi seyirler…


bunlarda

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...