26 Temmuz 2016 Salı


Sol kolda sağlam bir kırık,kalçada sekiz adet,dört beş tane kaburga kırığı ve omuriliğin sinir uçlarında dört adet küçük kırık. Diğer irili ufaklı kesikleri saymıyorum bile.
İş kazası geçirdim 5 metreden 50 santimlik bir boşluğa düştüm. Yaşadığım acıyı anlatmaya cesaretim yok. Düştüğümden yerden iki üç ambulans net olarak 43 dakikada çıkarabildi beni. Ümidim tükenmiş şahadet getirmeye başlamıştım. Son kez annemle konuşup helallik almalı vedalaşmalıydım  ama telefonumu vermek istemedi kimse, oysa son isteğimdi bu.
Dün taburcu oldum. En iyi ihtimal beş altı ay sonra yataktan kalkmam bekleniyor. Şimdilik yatakta sağa dönebilmeye başladım o da sadece birkaç dakika. Anneciğim tekrar altımı bezlemeye başladı 36 yıl sonra. Çok yoruldu,yıldı. Ben kendimden bıkmışken onun bu durumu çok normal. Peiln pembesi buket isimli blog arkadaşım cumaları şükür eder tanrıya. Kalkıp tuvalete gidebiliyorsanız şikayet ettiğiniz her şey boş sayın okur.

80 darbesinde doğan ben ilk ameliyatımdan çıktıktan 30 dakika sonra tekrar bir darbeyle karşılaştım. Dün taburcu oldum sedyeyle beni ambulansa taşımaya başladılar. Ve hastanenin çıkış kapısına geldik.19 gün sonra ilk kez gökyüzünü gördüm,güneş gözümü kamaştırdı 19 gün sonra. Dışarıda hayat vardı arabaların egzos sesleri,soldaki simitçi gevrek bunlar diye bağırıyordu. Birkaç çocuk gördüm kuşları kovalayan. Allahım nasılda unutmuşum bunları, her şey çok tanıdık ama çok eski bir anı gibiydi. Dayanamayıp ağlamaya başladım,ağladım,ağladım… tekrar gökyüzünü görebilmek… derken ambulansa yerleştirdiler ve her kasiste acı çekerek nihayet evime geldim. Bir gün ayağa kalkabilmek ümidiye hepinize MERHABA…

9 Temmuz 2016 Cumartesi

Arkadaşlar dua edin feci bor kaza geçirdim.sağlam kemiğim kalmadı gibi
 Dualarınıza ihtiyacım var
 Sevgiler
....

26 Haziran 2016 Pazar


Asım baba renktin bu kararmış coğrafyada. Mekanın cennet olsun. Uğurlar ola... Jimi hendrix frank zappa kurt cobain falan cem babayı da al yanına muhabbete bak sen.....

22 Haziran 2016 Çarşamba


Hulki Cevizoğlu: Evet şimdi Maun suresinin mealine gelelim. “Gördün mü o dini yalan sayanlar. İşte o dul ve yetimi itip kakan. Yoksulu doyurmaya özendirmez o. Lanet olsun o namazlarda dua edenlere ki namazlarında dualarında riyaya saparlar. Gösteriş içindedirler. Ve onlar kul hakkının yerine ulaşmasına zekata iyiliğe engel olurlar...”
Yaşar Nuri Öztürk: Birinci ayette sorduğu sorunun cevabını 7 ayette veriyor. Burada “din günü” diye koyuyor. Allah “din günü” diyecekse derdi. Dinini inkar edenlere mal edecek, geçecek. Manası; kılanlardan bahsediyor sure, nasıl dini inkar edenlere diyecek? Kuran iki türlü dinsizlik ve imansızlık söylüyor. Biri açıkça deklare edilmiş imansızlık. Bir de Maun suresinin deşifre ettiği gibi... Ben inanıyorum diyor o da yetmiyor muntazam namaz kılıyor. Kuran emrettiği namazı kılmayanları lanetlemek değil ,hiçbir yerde tehdit bile etmiyor. Ancak o namazı çıkar ve riya ile kullananları açıkça lanetliyor. “Feveylül lil musallin” ayetini ben mi soktum Kuran’a? “Yok o orda duracak, ama sen onu göremezden geleceksin!..” Yok öyle yağma. O zaman ona mümin demezler... “Tamam da hepsini söylemen şart mı?” diyorlar bana.
ATATÜRK’E SANSÜR MÜ
UYGULAYACAĞIZ?
Hulki Cevizoğlu: Benim daha önce yayınlanan Atatürk’ün sözünü kullandığım bir kitabım var. “Bırakmayı Düşündüm” diye. “Gizli Sözler” adıyla bu aybaşında yeni baskı ile çıkıyor piyasaya. Bu kitabı yazarken, “Tamam ama hepsini yazmanın zamanı mı” diyorlar. Ben de diyorum ki Atatürk’e sansür mü uygulayacağız. Herhangi bir gerçeği dinde olsun, siyasette olsun saklamak ihanet derecesinde kötü bir şey.
Yaşar Nuri Öztürk: Atatürk’le ilgili köşemde yazıyorum... Mustafa Kemal, aynı zamanda teolojik bir fenomendir. İlahiyat bahisleri içinde tartışılmalı bunlar. Bütün hayatı boyunca her konuşmasında din geçiyor. Atatürk din meselesinde asla kaçak güreşmedi, asla kıvırmadı... Fırsat bu fırsat Türkiye Atatürk’e sövmenin anavatanı oldu.


11 Haziran 2016 Cumartesi


Yazacak öyle şey var ki ama şimdilik internetin bu sanal çöplükte bana verdiği bilmem kaç kilobaytlık işgal hakkımı amiyane tabirle sizlere giydirerek harcayacağım gene ve bu son olacak.
Facebook ve twitter kanımca sosyal medyanın en işlevsel kullanıldığı ağlar,siz bakmayın ülkemizdeki kullanılış şekline. “Ağ Toplumu” denilen kavramın mucidi Manuel Castells bizlere sanal cemaatler kavramını da hediye etmişti vakti zamanında. Taze bir sosyolog olarak diyebilirim ki bu sanal cemaatleşme en çok blogger da vücut buluyor. Bir blog kardeşliği var ve acayip derecede irite oluyorum bundan ve her nasılsa sağlam bir eleminasyon yapmama rağmen takipçisi olduğum ve takipçilerim olan bir çok blog yazarı bu furyanın içinde. Arap baharında ve gezi parkı gibi toplumsal eylemlerde sosyal medyanın nasıl aktif bir şekilde kullanılabildiğini gördük. Yerkürenin sahipleri için yeni bir tecrübeydi bu ve ne yapacaklarını bilemediler. Biz sosyologlar içinde çözümlemesi zor bir süreçti. Günümüz dünyasında herkes bir yazar, herkesin kendi medyası var. Muazzam bir nimet bu ama söz konusu bloglar ise suya sabuna dokunmaya imtina etmek bir yana en pasifize “cemaat” sanki herkes birbirine üç çayına gidiyor. Yapılan yemekler gidilen yerler ama mutlaka arasına birkaç çay kaşığı edebiyat sıkıştıralacak. Bir mertebe atlayanlar bunu bir kitap yazarak taçlandırıyorlar. Herkeste bir sevinç çoşku, biliyorlar azmederlerse sıra onlara da gelecek bir gün. Reelde yapılan çay sohbetlerinde kimileri okuma günleri yapar,çoğunluk batı Avrupa ve Amerikan banliyölerinde kadınların gerçekleştirdiği bir aktivasyondur bu. İyidir de mesela Gorki hatim edilir,üzerine fikir teatileri falan yapılır. Burada ise… burayı boşverin gene susma hakkımı kullanıyorum,arif olan anlasın.
Asgari ücretle geçinen bir insanım çoğunuz gibi. Elimden geldiğince bir çok temel ihtiyaçtan vazgeçerek kazandığım ücreti tiyatro sinema kitaba falan harcıyorum. Ve en titizlendiğim konu oluyor tabii. Mesela bir filme gideceksem sağlam bir etüt yapıyorum, referans kaynaklarını sonuna dek takip ediyorum. Ve maksimum fayda sağlayacağım ( faydadan kasıt kültürel haçlığımı en iyi besleyecek) filme bilet alıyorum. Kitaba gelince matbaanın icadından beri yazılagelen öyle çok devasa eserler ve yazarlar varken kimse benden bir bloggerın veya yeni bir yazarın kitabını alıp okumamı beklemesin, bu tamamen benim tasarrufum elbette. Doğrusu şu demek için yazmıyorum. İsteyen yazsın piyasa sürsün banane ama sanki nasıl anlatsam bütün bunlar bana bir evcilik oyunu gibi geliyor. Tamam bu kadarı kafi diyor ve yeni paragrafa geçiyorum
Dün akşam Burada Laf Çok isimli programda üstat Cem Özer vardı. Yaşı yetenler nasıl bir talkşovcu olduğunu zaten biliyordur. Programını sonlandırırken ben sizin yerinizde olsam yalnızca bu programı seyrederdim derdi. Yazımı sonlandırırken ben sizin yerinizde olsam:
isimli blogları okurdum.

 Yalnızca Ulusal Kanal’ı izlerdim.

Yalnızca Soner Yalçın, Yılmaz Özdil ve Sebahattin Önkibar’ı okurdum.

Yalnızca çeşitli sosyal ağlardan Banu Avar’ı ve Nihat Genç’i takip ederdim.


Ve yalnızca başucu kitabımın Nutuk olurdu.

5 Haziran 2016 Pazar

instagramda çizimlerimi paylaşmaya başladım dileyen bu adresten takip edebilir :






30 Mayıs 2016 Pazartesi

Kitaplara boğulmuş durumdayım.belki ilk kez okumaktan gına geliyor hayatımda.üstelik diş ağrısı da cabası... Sevdiğim bir işi yapıyorum nihayet ve terfide aldım ama son zamanlar çok zor geçiyor. Belki de zorluk görmedim hiç. Her türlü işi yaparım, istesinler hiç izin almam. Günde iki tır kamyonu çıkarayım gıkım çıkmaz. Ama söz konusu mental savaş ise yapamıyorum okur. Bu haftasonu nihayet finaller bitecek. İş dönüşü eve gelip aptal aptal tv ye bakmak biraz internette gezinmek istiyorum bende. Kimseyle ağız dalaşına gitmiyorum zira bu konuda çok seçiciyimdir. Cahille asla tartışmam zira kaybederim ve maalesef üst pozisyonlardaki kişiler dahi böyle. Ve bende susuyor sustukça eziliyorum sanki. İşte öyle. Sınavlar bitsin, işyerinde her şey bir yoluna girsin antidepresanı kesmeyi deneyeceğim. Ve gidip bir meyhane de kafa çekicem. Çok uzun zaman oldu... Neyse işte öyle. Genede şükürler olsun Tanrı'ya diyor ve ders başına geçiyorum
 İyi geceler...

28 Mayıs 2016 Cumartesi

röportajdan bir kare

Evet, geçen hafta Balthus ile kalan röportajımıza söz verdiğimiz üzere devam ediyoruz.

Balthus, bloğunuzun isminden anladığıma göre Kafka’nın sizde özel bir yeri var. Peki, bunun haricinde kimleri okursunuz, favori yazarlarınız desem?

Rus edebiyatının bende özel bir yeri vardır, tüm Rus klasiklerini okumuşumdur sanırım. Jean Paul Sartre’a ayrı bir hayranlığım vardır. Aslında varoluşçu tüm yazarları severim demek daha doğru. Amerikan edebiyatında da yadsınamayacak yazarlar var. Ama yenilerden derseniz, ne dünyada ne de ülkemde takip ettiğim kimse yok, bu üzülerek sinemada da müzikte de böyle. Hatta tüm sanat dallarında diyebilirim. Daha ileri gidelim, sanırım yeni olan hiçbir şeyi sevmiyorum. Mesela yeni bir ceket aldım diyelim ona bile alışmam çok sancılı geçiyor.

Türk edebiyatı ile aranız nasıl peki?

Elif shapak , mr Orhan pamuk gibi isimler yeni tabirle şimdilerde trend. Bu çok üzücü. En üretken ve işi sadece yazarlık olan bir isim verip bu bahsi kapayalım. Murathan Mungan yüz akımızdır, nokta.

Peki, sinema ve tiyatromuzu nasıl buluyorsunuz?

Samimi söylüyorum oyunculukta dünyaya parmak ısırtacak denli başarılı aktör ve aktiristlerimiz var. Şaşıracaksanız ama buna yenilerde dâhil. Tek sıkıntımız senaryo Levent. Son zamanlarda özellikle tiyatroda izlediğim tüm oyunlar yabancı menşeli, sinemamız ise endüstriyelleşme yolunda, komedi filmlerine mahkûm oluşumuz bundandır. Fazla gişe kaygısı yaşıyoruz. Yakınlarda üstat Yavuz Turgul yeni bir film çekecek sanırım gene Şener Şen ile. Umarım genç sanatçılarımıza iyi bir örnek olur, sinemamızı kendine getirir.

(tam başka bir soru sormak için yutkunurken devam ediyor )

Bir gün bunu söyleyeceğimi sanmazdım ama Cem Yılmaz’ı son zamanlarda çok takdir etmeye başladım. İyi bir sinemacı olacak o çocuk. Siz bakmayın son birkaç filminin gişede fiyasko yaptığına, maalesef ülkemizde iyiye işaret bu.

Tamam, birkaç soru önce genelleme yaptınız ama gene de eşelemek istiyorum, ya müzik?

Müzikte dünya tepetaklak yuvarlanıyor artık, neredeyse dinleyecek bir şey kalmadı. Eski bir rocker olarak senelerdir sadece klasik müzik dinliyorum. Bir yerde duymuştum: Sözler müziğe yapılması gereken zorunlu bir cinayettir diye. Sadece enstrümantal dostum, sadece enstrümantal. Amy Winehouse diye bir hatun gelmişti ki yazık, Tanrı bize onu çok görüp yanına alıverdi.

Mimikleriniz ve saatinize sıkça bakmanızdan anlıyorum ki sıkılmaya başladınız. Ancak sizin hakkınızda pek bir şey öğrenemedik, kimdir Balthus?

Bu kalıp soruya çok gıcığım doğrusu( gülüyor) Yıllar önce sanırım bana platonik duygular besleyen bir kız sormuştu bunu. Yaklaşık şöyle bir laf etmiştim defetmek için:
Ben kimim sorusunu yıllardır kendisine soran Kafkaesk bir tutunamayan.

Şöyle düzeltiyorum o zaman bir cv yazdığınızı düşünelim?

Sosyologum zaten biliyorsunuz. Babadan demir doğrama ustasıyım. Yazar ve çizerliğimde vardır kendimce. Orta derece İngilizce iyi bir Türkçem vardır. Birkaç yıldır satış danışmanlığı yapıyorum. Sanırım hepsi bu ( gülüyor )

İstemezseniz yanıtlamaya bilirsiniz, ya siyasi görüşünüz?

Sol cenahtan biriyimdir, gizleyecek değilim. Yalnız şimdilerde çoğu kavram gibi solunda manası değişti. Ülkenin çıkarlarını her şeyin üzerinde tutan tüm siyasi oluşumlar kabulümdür. Atatürkçüyüm ve Kemalizm’den bir farkı yoktur bu kavramın onu da belirteyim. Ülke artık sağ sol diye bir ayrışma içinde değil. Ayrıştık ve ayrışmamız şu yönde, sorulması gereken şu? Milli misin, gayri milli mi? ben milliyim.

Son soru gelecekle ilgili planlarınız neler?

Gelecek planları yapmayı bırakalı çok oldu zira gerçekçi bulmuyorum. Yarının garantisi hangimizde var ki. Sadece yakın gelecekle ilgili şeyler tasavvurluyorum. Tanrı yardım ederse birkaç ay sonra bir atölye açmayı düşünüyorum. Sadece metalden dekoratif şeyler tasarlayıp, pazarlamayı hayal ediyorum.

Çok teşekkür ederim Sayın Balthus.

Sadece Balthus (gülüşüyoruz )

Umarım okuyanlarda benim kadar bu sohbetten keyif alır. Güzel bir yaz diliyorum, hoşça kalın.

Güle güle…




21 Mayıs 2016 Cumartesi


(şu mim denilen olayı asla çözemedim. sanırım okuduğunuz yazarı bir nebzede olsa tanıma arzusu,yanılıyorsam söyleyin. bende hiç böyle bir duygu olmadı. şimdiye değin onlarca kez mimlendim ama iştirak etmedim. işte balthus'u merak edenler için,biraz da can sıkıntısından böyle bir yol buldum )

Selam. Bu hafta sonu uzun yıllardır bir blogger olan Balthus  ile sohbet edeceğiz. Kendisi buna  başında şiddetle karşı çıktıysa da röportajı benim yapmam şartıyla kabul etti. Samimi bir görüşme oldu,okuyunca sizde bunu eminim hissedeceksiniz.

Merhaba sayın Balthus,klasik bir soruyla başlayalım. Sizi blog yazmaya iten sebep neydi ve ne zamandır blog dünyasında varsınız ?

Balthus demeniz yeterli. Bir gün gugulda sanırım bir yazarın kitabını arıyordum,derken kendimi Elif hanımın  sayfasında buldum. bir iki saat boyunca başkaca bir çok yazısını okudum. Çok iyiydi, hala da öyledir. Bende iyi bir okur olarak pekala insanlara böyle bir fayda sağlayabilirim dedim ve öyle başladım. Yani öncül sebebim buymuş, ama şimdi düşününce pek çok şey sayabilrim. Beni rahatlatıyor yazmak,bazen yalnızlığımı paylaşıyorum bazen öfkemi kusuyorum. Ne zamandır bu mecrada varım hmm…sanırım beş altı yıl falan.

Öncesinde günlük tutulurdu kişi en mahremini o deftere dökerdi. Hatta kimse okumasın diye evin gizli bir köşesinde saklardı. Neden niçin insan özelini paylaşmak ister ?

Çok basit, yontma taş çağında duvarlara çeşitli figürler kazıyan atalarımızla aynı kaygıyı yaşıyoruz: bende varım demek için. Yalnız burası diğer sosyal ağlara nazaran çok daha teşhirci bir yer kanımca. Örnekse,instagramda sadece fotolarımızı paylaşıyoruz,donmuş bir kare. Burada ise yeri geliyor istersek çırılçıplak kalıyoruz,duygularımızı düşüncelerimizi paylaşmak cep telefonunu yukarı kaldırıp şuh bir bakış atarak selfie çekmekten çok daha cüretkar. Ben uzun yıllar odasında günce tutanlardan biriydim. Ama itiraf etmeli günün birinde,çoook uzun yıllar sonra birisinin,birilerinin okumasını istiyordum gizliden.

Nerede o günlükler,ben hemen okuyabilirim mesela :)

Buhranlı bir anımda hepsini yaktım.

Bir cafede değilde evinizde kabul ettiniz beni,buna çok sevindim. Evin her yerinde çizmiş olduğunuz resimler var,hala çiziyor musunuz ?

Çok nadir,belki senede bir iki nü çalışıyorum o kadar.

Neden bıraktınız çizmeyi,gayet başarılısınız, bloğunuzda paylaşmayı hiç düşünmediniz mi? Veya bu alanda bir kariyer yapmayı ?

Teşekkür ederim levent. Sanırım bir iki çizimimi bloğumda paylaşmıştım. Kariyer yapmaya gelince,özgüven eksikliği diyelim. Zamanında birkaç popüler dergide amatörlere ayrılan kısımlarda karikatürlerim yayınlanmıştı. Benle başlayanların bir çoğu şimdi oldukça iyi yerlerde.

Mesela ?

İsim vermeyeceğim.

Dostlarınız sizi nasıl tanımlar ?

Sakin olduğumu söylerler,büyük bir yanılgı :) bunun için oldukça mücadele ediyorum zira sinirlenince kontrolümü yitiriyor ve en çok kendime zarar veriyorum. Sanırım birde hepsi iyi bilirdik derler :) ama en çok çalçene ve ukala olduğumu söylerler.

Ukala mısınız ?

Bunu asla kabul etmiyorum. Bilgiçlik taslamıyorum, biliyorum. Suç mu? Ama bazen bu çok antipatik oluyor farkındayım,son zamanlarda çokça konuda bilgimi paylaşmıyorum bu yüzden. Bilmediğim konuda ağzımı bile açmam,mesela futbol veya arabalar… onun haricinde pek te bilmediğim bir konu yoktur hani :) bu da çok ukalaca oldu di mi ? :)

Edebiyat ve Resimi biliyoruz, diğer sanat dallarıyla münasebetiniz nasıl ?

Dans haricinde hemen hepsiyle aram iyidir. Mesela sinema benim en profesyonel olduğum dal diyebilirim. Müziğe gelince sadece iyi bir dinleyiciyimdir. Ama komiktir sanattan tek para kazandığım dal müziktir :)

Nasıl yani ?

Zamanında birkaç yıl beyoğlunda bir arkadaşımla canlı müzik yapıyorduk. İyi bahşiş alıyorduk doğrusu

Enstrüman mı çalıyordunuz ?

Hayır Ati çalar ve söylerdi,ben nakaratlarda araya girerdim sadece :)ama iyi bahşiş topluyorduk.

Sesiniz güzel o zaman ?

Mutevazı olmayı pek sevmem,ciddi söylüyorum iğrenç bir sesim vardır,dinleyenlerimiz alkollü olduğundan arada kaynıyordu işte ( karşılıklı gülüşüyoruz )

Bu keyifli sohbetin devamını haftaya paylaşmak üzere hoşçakalın.

19 Mayıs 2016 Perşembe

Yani bana ne ama feysbuk değil lan arkadaşlar burası.  10 blogırın 8'i kadın bence. Yoksa ondan mı ? Yani ne bileyim içime atarak yazıyorum ondandır cümle kuramayışım. Hani tek farkımız günümüzde meziyet gibi gözüken 140 karakterden fazla yazıyor okuyor oluşumuz. Yazmayı değil ama blog okumayı bırakıcam bu gidişle.mimler çekilişler sözlük oluşturmalar falan. Sosyal ağlarda bile ayrışmayı başarabildik ya helal olsun :)yakında köşeyi dönünce feycimisin tivitırcı mı yoksa blogır mısın diye çevirecekler insanı.şu derslerde hiç bu kadar sıkmamıştı. Tüm sosyal hesapları kapadım iyi de yaptım henüz ikame edecek meşgaleler bulamadım ama yakındır. Bir Mel brooks filmi açayım iyisi mi :) hadi bye...

Mustafa Kemal ATATÜRK

Mustafa Kemal ATATÜRK
Yurtta Sulh Cihanda Sulh

Sayaç

woody :)

woody :)

Fransız Kafka :))

Fransız Kafka :))

Translate

özlü söz

özlü söz

452792135464551

452792135464551

etiketler

19 Mayıs 2 yıl okul tatili 21 Aralık 25.saat ABD Ulusal Film Arşivi abraham lincoln alfred hitchcook altın küre amra Amy Amy winehouse amy winehouse/back to black Asım can gündüz atilla dorsay Attila İlhan avangart avara avatar Aziz Nesin babama mektup bağımlılık Banu Avar barney stinson belit ben beraber yürüttük biz bu yollarda beyoğlu bilim kurgu billy crystal bir romanın anatomisi Biz İnsanlar blake edwards bloglar blowers daugther blues bob dylan böcek bukowski buna da şükür Butch and Cassidy can sıkıntısı cate balnchet christopher lee closer Conan Cronenberg crossroads cuma Çanakkale Olmasaydı... O Olmasaydı... çevre ve insan çikolota çilek çizgiroman çizim çocuk çubuk deneyi dale carnegie dany glover değişim devrim diana kruger dijital teknoloji dinlediklerim doğumgünü Dostoyevski dönüşüm Dünya günü edebiyat edward norton eğitim Emin Değer ergenekon kumpası Ernest Hemingway etiket metiket yok etiketsiz eylül Falling down Felice Bauer fight club forrest gump Franz Kafka gabrielle andersen gece Gellhorn gitar Godot'yu beklerken Golyadkin gravity Gregor Samsa grogory peck guguk kuşu güzellik hastane hıbır home horoz Corc Hulki Cevizoğlu Hümeyra-yüzüm yağmurda İnci aral ingmar bergman insan internet İstanbul izlediklerim jack nicholson jack palance jaklin bisset jared lutho jonny deep joyfm jules verne Julie Worzhyak kafka Kafkaya mektuplar kaleydeskop kanka kanunu karate kid karne kaza kelebek etkisi kendime kendini bil kimmerya kobe bryant koşu körlük-jose saramago köy enstitüleri la traviata lee van cleef leman louise fletcher lous de funes maraton mark twain martin scorsese marvel matrix matt dillon Max Brod Meg Ryan mehmet rauf Melih Cevdet ANDAY Mendilimde Kan Sesleri/ Edip Cansever michaek douglas midnight in paris Milena Milena JEsenka mim misery mobil uygulamalar mr.nobody mungan Murathan Mungan mutluluk müzik Nazım nihat genç obezite oblomov oğuz atay oidipus okuduğuma emin olamadıklarım okuduklarım old man and the sea olumlama teknikleri Orhan Karaveli Orson Welles oscar osmalı türkçesi Ottla Öteki Pablo Neruda paulo coelho pazar persona Peyami Safa pink floyd platon'un mağarası prince proporsiyon radyo 3 red kit red kit'e konuk olan ünlüler redsonja rekin teksoy resim rodin rome with love röportaj Rutkay Aziz sağlık saint of fort washington Salkım hanımın taneleri Salvador Allende sanatın seyri sartre seçme saçmalar Seks hakkında bilmek isteyip soramadığınız her şey selim ileri sevim burak sıcaaakk simpsons sinebulmaca sinema sinema ve edebiyat solomom asch sonun başlangıcı sosyoloji spencer tracy subway stories suretler şairin romanı Şarköy şeker portakalı şiir şili taxi driver tenten TGB The defiant one the happening time tom waits trt-2 türk sinemasının 100.yılı tv Vedia Verdi Verinoka ölmek istiyor Videodrome vs vs vs. waiting for godot Woody allen yanık saraylar yaramaz Harry yaşam yaşar ne yaşar ne yaşamaz Yaşar nuri öztürk yayla sahili yedinci mühür yeniyıl yerçekimi Yılmaz Karakoyunlu yılmaz özdil yüzüklerin efendisi zayıflık