3 Aralık 2014 Çarşamba

Umut...


Artık yurdum insanına olan inancımı yitirdiğimi önceki yazılarımda yazmıştım. Ve sanırım o günden beri de burada yazmayı bıraktım. Bu geçen sürede keşke fikrimi değiştirecek beni utandıracak şeyler olsaydı. Bilakis sözde açılım süreci devam ededururken gene şehitler verdik. Gene acı bir maden faciası yaşandı, elma toplamak için bir midibüse tıkıştırılan mevsimlik işçiler feci şekilde can verdi. Atatürk’e gene itinayla diktatör gibi yaftalar yapıştırılıp televizyon kanallarında sövüldü. Ülkemin bereketli toprakları termik santraller, saraylar adına katledildi. Zavallı domuzlar koca boğazı yüzerek geçerek şehrin göbeğine indi. Şehrin nüfusunu ve bunla beraber işsizlik oranını artıracak bir köprü adına yaşam alanlarına tecavüz edilmişti çünkü. Böl parçala yok et dedikleri bu olsa gerek. Ve daha hepinizin bildiği onlarca şey… Ne diyelim ‘yeni Türkiye’ hayırlı olsun.

Tabi bunca şey ola dururken akıl sağlığımın bozulması kaçınılmazdı. Gel gör ki sayın okur, psikiyatrımın verdiği ilaçlar on para etmedi. Bende günlük gazete almayı, televizyonda haber programlarını falan izlemeyi bıraktım. Şimdilerde otuz küsurluk hayatım boyunca hep uzak kaldığım futbol programlarına sardım. İki üç yorumcu çıkıp fenerden galata saraydan bahsediyor, yok bu gol bu ofsayt deyip sabahlara kadar tartışa duruyor. Ne huzur anlatamam. Fakat izledikçe maalesef gördüm ki yurdum futbolu da içler acısı durumlardaymış. Hadi şike mike durumlarını biliyorduk da, futbolcuların birbirine silahla saldırması mı dersin, hakem odalarının basılması mı dersiniz, yoksa milli takımın neredeyse her önüne gelen rakip karşısında hezimete mi uğraması derseniz… Ne güzel, bir çizgi film kanalında Heidi’ye rastlamıştım ki ne yazık o da çabucak bitti.

Geçenlerde Abbas Güçlü’ye dokuzuncu Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel konuk oldu. Politik görüş olarak farklı bir çizgide olsam da kendilerini pek sever ve söylediklerine dikkat ederim. Röportajda Sayın Güçlü: “efendim toplumun birçok kesiminde acaba ülke parçalanır mı diye genel bir kaygı var siz ne diyeceksiniz?”diye sordu. Cevap kısa ve oldukça netti : “bunu düşünenler inançsızdırlar.” Gerçekten yerinde bir tespitti, işte ben baba diye el kaldırdım izlerken. Sonra düşene durdum, her şeye rağmen inancımı diri tutup mücadeleye elimden geldiği kadar devam etmeliydim. Küsmek, kabuğuma çekilmek, olanlara seyirci kalmak bir nevi suç ortaklığı değildir de nedir? Nihat Genç’in sıklıkla söylediği gibi “haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır.”


Bu süre içerisinde hiç mi umutvar bir şey olmadı. İşte Cumhuriyetimizin yetiştirdiği milyonlarca yürekli Türk kadınından biri olan Emine Ülker Tarhan, artık mevcut iktidardan pek farkı kalmayan ‘yeni chp’den ayrılıp, siyasi mücadelesini kararlılıkla sürdüreceği bir oluşumun içine girdi. ANADOLU PARTİSİ. Kuşkusuz Demirel’in bahsettiği ‘inançsızlardan’ biri değil o. Yoksa pekâlâ, “aman be bana ne”  diyerek köşesine çekilebilirdi. Yüzyıldır bu ülkeyi olduğu gibi dünyayı da erkekler yönetiyor ve sonuçları ortada. Hemcinslerime hiç güvenim yok, bu Cumhuriyeti kurtarsa kurtarsa siz kadınların kurtaracağına eminim. Haydi… 

1 yorum:

kahve telvesi dedi ki...

Yazının tamamı zaten güzel de, özellikle son cümle için ayakta alkışlayasım geldi. Bu ülkeyi kadınlar kurtaracak evet. Kimi parti kurarak, kimi öğretmen olup çocuk yetiştirerek. Olmadı, vatanını seven, inancını , umudunu kaybetmeyen , sorumluluk sahibi, üretken, insanlığından ve kendisine saygısından hiç bir ödün vermeyen evlatlar yetiştirerek...

bunlarda

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...