18 Ağustos 2011 Perşembe

18 ağustos 2011/ gece

                       Anlaşılamamanın o hüznü, anlaşılmaya çalışmanın yorgunluğu ve sonunda pes ediş. Ebedi teslimiyet, belli bir yaştan, yaşanmışlıktan sonra böyle oluyor insan. Onca şeyden, onca yoldan, onca kitaptan ve onca sonuçsuz tartışmalardan sonra. Belki de aynı orantıda anlamaya çalışmaktan da vazgeçmiş olabilirim. İkili ilişkilerin yorgunluğu, o tuhaf bezginlik hali. Çok dezavantajları da var bunun, çeneni kapatıyorsun, susuyorsun. Karşı taraf için hele yeni tanıştıysan düpedüz en hafif tabiriyle bir malsın işte. Bilgisiz ilgisiz bir adam, belki de küstah. Yalnız dedim ya alışıyorsun buna ve dert etmiyorsun. O kaçınılmaz kırgınlıkları yaşamaktan çok daha iyi bir seçim bu. Hadi kabuğumuza çekilelim K. daha da derine inelim. Hani şu Raskalnikov, şu unutulmaz karakter gibi evimizden çıkarken başka bir yol tercih edelim. Kimseye gözükmeden, hatta şu uzun saçlarım ve küpemde semtimde oldukça ilgi çekiyor. Kurtulalım bunlardan, daha silinik renkli kıyafetler seçelim. Otobüse bindimi- mümkünse yürüyelim- en arkaya en diplere çekilelim. Soru sormadan biri konuşmayalım ve mümkünse cevaplarımız evet-hayır gibi kısacık olsun. Hava karardımı ve eve döndümü kâğıdın kalemin başına geçip yazmaya başlayalım. Birinden aşırdığımız kitabı okuyalım, eskilerden bir kaset koyup müzik dinleyelim. Kaset; hala kaset diyen ender insanlardan biri olsam gerek. Yada oturup güzel bir kadın resmedelim, ama pek de güzel olmasın hani. Hala bir resme bakıp âşık olabilecek kadar saf senin yüreğin. Yada hepsini koy bir yana, televizyonu açalım. Mesela bir futbol programı veya çetin bir tartışma programı şu üç kardeşlerin kanalında. NTV- CNN ve HABERTÜRK.. Onlar uyutur seni beynini, uyuşturur. Sabaha karşı gözler tek bir noktaya kilitli ve ağzından salyalar akarak yarı uykulu sabah edersin. Belki bir an, kısacık bir an uykuya dalarsın. Ne mutlu sana…
                                  Bu gece bir dostuma yazacaktım sevgili K. yalnız sana yazmadan ona yazabilmem imkânsızdı. Çok iyi bir dost, hatta dost kelimesi tam ifade edemiyor durumu. Aslında ifade edebilecek herhangi bir sıfat da yok. Senle aramızdaki ilişkiyi bile açıklayabilirim ama bunu anlatamıyorum işte. Bu tanışıklıktan oldukça mutlu olduğumu söyleyebilirim sadece. Neredeyse tanrının varlığına inanabileceğim kadar hoş bir kesişme yaşadık. Hayatıma en doğru zamanda giren yegâne durum ve belki de en doğru şekilde. Kendimi uzun yıllardır ilk kez şanslı addediyorum. Sen şimdi diyeceksin ki hadi sonlandır bana yazmayı da şu çok sevgili dostunla ilgilen. Unutuyorsun ki seni tanımış olmaktan duyduğum haklı sevincin hiçbir şey önüne geçemez. İlk kez okumaya başladığım ve yarıda bıraktığım Bukowski’yi saymaz isek Sartre’ın “ AKIL ÇAĞI”NI okuduğumdan beri – bir yılı geçti- hiçbir kitap okuyasım kalmadı. Sanki noktaydı benim için, üstüne okunacak hiçbir şey yok gibi hissediyorum. Kötüsü yazacak bir şey de yok sanki. Ne zırvaladım değil mi bu gece, kendine bile ispattan yoksun olunca böyle oluyor insan. İyi geceler diliyorum sevgili K. sevgiyle kal, hoşça kal…

2 yorum:

Elif Gizem dedi ki...

Sartre la sonlandırdıysan onunla devam edebilirsin. Ben yakında tüm kitaplarını bitirmiş olacağım onun. sonra durup en baştan okuyabilirim tüm kitaplarını :) öyle seviyorum onu...

Levent Özbek dedi ki...

Haklısın onunla devam etmeli..ve çok sevdiğini biliyorum. Seriyi bitireceğini söylemiştin,merakla bekliyorum yorumlarını sevgili Elif :)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...