14 Ağustos 2011 Pazar

BÖCEK

                Aynı resim çizmek gibi, boş bir kağıt ve yazmaya başlıyorsun. Ne yazacağını bilmeden, yazdıkça şekilleniyor. Çoğunluk laf kalabalığı işte, ancak sana yazmak zorundayım sevgili K. kendimi buna mecbur hissediyorum. Beni merak ediyorsan yeni bir şey yok, hep aynı işte. birbirini kovalayan günler, o kadar benziyor ki bir günüm diğerine. Bazen sanki hep aynı günde takılı kalmışım gibi hissediyorum. Uzunca bir gün, çok uzun. Ve ne yapacağını bilememek, böyle uzun bir günde ne yapmalı insan. Ne yaparsam kendimi mutlu hissedeceğim. Belki çoğunun dediği gibi hayat üç gündür gerçekten, dün bugün ve yarın. Yok; buna da katılmıyorum. Dün bir yanılsamadan ibaret değil mi? yarın ise bir muamma, aslolan bugündür. Öyle ise gününü gün eden, hiçbir şeyi dert etmeyen gamsız diye nitelediğimiz insanlara neden kızıyoruz ki. Yani neden kızıyorum. Olması gereken bu gibi sanki ama bu da tam doğru değil gibi geliyor bana. tatminsizlik değil benimkisi, aksine hayattan beklentilerim yok denilecek kadar az. Ben günlere bugün ne kadar az zarar görerek atlatabilirim diye bakan biriyim. Hani zarar görmekten de korkuyor değilim, daha doğrusu bu düşünce doğrultusunda sevmeye güvenmeye yaşamaya korkan biri değilim. yalnız bu savunma hali her daim mevcut. Günceme sayfalar dolusu yazıyordum, belki bu sanallık.. bir deftere ve kalem değil de tuşlara dokunduğumdan dolayı belki böyle kısa tutuyorum yazmayı. Söz en kısa zamanda başını ağrıtacak kadar uzun ve seni bile sıkacak kadar ağır şeyler yazmayı planlıyorum.. Sevgiyle kal sevgili K. Yaşamdan sonra gerçekten topyekun bir araya geleceğimiz doğruysa, varsa böyle bir yer görüşmek dileğiyle. Hoşça kal.
Bir sabah tedirgin uyanan Gregor Samsa, kendini dev bir böceğe dönüşmüş buldu. Zırh gibi sertleşmiş sırtının üzerinde yatıyor, başını biraz kaldırınca yay biçiminde katı bölmelere ayrılıp bir kümbet yapmış kahverengi karnını görüyordu. Vücudunun kalan bölümüne oranla acınacak kadar cılız bir sürü bacakçık, ne yapacaklarını şaşırmış, gözlerinin önünde aralıksız çakıp sönüyordu.

1 yorum:

kahve telvesi dedi ki...

hayatı dün , bugün, yarın diye bölmek, işine gelmeyeni atmak doğru mu?.. hayat dediğimiz şey biz nerdeysek orda. geçmişte takılıysak eğer, yanılsama değil belki de hayatın ta kendisi.... umudumuz varsa ona sarıldıysak, yarındır bizi var eden... bugün umutsuz ve mutsuzsak neden bugüne hapsedelim kendimizi...en korkuncu nereye ait olduğunu bilememek, nerde takılı kaldığını..ya da boşluktaysan tutunacak yerinin neresi olduğunu bilememek...

bunlarda

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...