18 Mart 2012 Pazar

İnci Aral - şarkını söylediğin zaman


Sınav parçası olarak Albinoni’nin Adagio’sunu seçmişti.
“Sana daha uygun parçalar var,”dedim.
“Olabilir. Ama bu parçayı çok sevdiğimi biliyorsun…”
“Bilmiyordum”
“Neden bilmiyorsun?”hırçındı, dimdik yüzüme bakıyordu.
 Şaşırdım.
“Hiçbir şey bilmiyorsun sen Cihan, hiçbir şey!”
“Neden söz ediyorsun?”
“Bilmediğin şeylerden!”
“Ne yapalım! Seni anlamak kolay değil…”
“Ama ben senin içini okuyabiliyorum. Dümdüz birisin. Çoğu zaman sıkıcı oluyorsun bu yüzden. Evet, çok sıkıcı.”
öfkelendim.
“öyleyse neden benle arkadaşlık yapıyorsun?”
“bilmiyorum. İyi kalplisin, sadıksın, yakışıklısın. Arada bir ilginç göründüğünde oluyor tabii. Aslında ben senin dışında herkesten sıkılıyorum. Her şeyden diyecektim. Kalbimde bir ağırlık var. Toparlanamıyorum bir türlü. Yardım et bana.”

"....Uzun saatler birlikte çalışıyorduk. Ölüm ezgileriyle dolu Adagio’yu çalarken düşsel bir dünyaya giriyor, farkında olmadan kalıbından çıkıyordu. Arada küçük bir yorum yaparak daha çok susarak, tetikte izliyordum onu. Ses dizgesini yakalamaya çalışırken hafiften aksıyor olsa da mutluydu. Değişimini izleyen tek kişi olmanın mutluluğunu yaşıyordum o anlarda. Gergin bir arzuyla doluyor, koşup onu kucaklamamak için zor tutuyordum kendimi."



              Belki bir başkasının hemen fark edebileceği tuhaf rastlantının ipuçlarını ancak 121.sayfasında fark edebilmiştim. Cihan’ın yaşadığı aşk acısı, âşık olduğu kadının ruh hali… Bir yıl önce(belki daha fazladır)bende benzer bir öykü yaşamış ve onun gibi haftalarca aylarca sorgulamıştım yaşananları. Öyküyü gereğinden fazla içselleştirmiş olduğumdan ıskalamış olmalıydım bazı detayları. Cihan o günlere ait tuttuğu notları okudukça, beni anlayacak birini bulmanın sevincini yaşıyordum. Artık bir roman kahramanı değildi benim için, canlı kanlı bir dosttu. İşte yeni bir aşka yelken açmak üzereydi, bunu nasıl yapabileceğini(yapabilecek miydi?) sayesinde öğrenecektim. Büyük bir merakla çeviriyordum sayfaları. Deniz anlaşılmaz bir kızdı, onu ölesiye seviyor ama bir türlü kabuğundan içeri giremiyordu. Bazen öfkeleniyor, bazen acıyordu ona. Bende onla beraber X’i anımsıyor, işte tıpkı Deniz gibiydi o da diyor, öfkeleniyordum. Tam bir cephe oluşturmuştum. Bu bile yeterdi bana ama işte bir yerden sonra yazar Deniz’in gözünden de yaşananları anlatmaya başlayınca nasıl bir merak almıştı içimi. Çünkü benim böyle bir şansım asla olmamıştı, nasıl olacaktı ki? Beni gerçekten sevmiş miydi, nedir olmayan, anlayamadığım neydi?  Deniz ona öyle benziyordu ki eminim bütün sorularımın cevabını alacaktım.
            Benim bu kitabı objektif olarak eleştirebilmem imkânsız tüm bu nedenlerle. Okuduktan sonra internette şöyle bir yorumlara bakayım dedim. Pek olumlu şeyler duymadım, tekniğin basit, yazarın aynı zamanda bir dönemin siyasi çalkantılarını anlatırken taraf olduğunu yazanlar vardı. E,ne olacaktı ya, ya da size mi soracaktı? Neyse ben pek beğendim doğrusu. İnci Aral çok kurnazca davranmış. Hem Deniz’in hem de Cihan’ın günlüklerini okutuyor bize, bir bakıma en mahremlerini. Hangimiz bu meraka yenik düşmeyiz ki. Kitabı henüz bitirdim. Benimde ona yazdığım mektuplar hâlâ bir köşede saklı duruyor, ancak açıp okumaya cesaretim yok doğrusu, silmeye de. Cihan gibi yeni bir aşka düşersem günün birinde, belki o zaman ;)

"Zaman,içinde yaşadığımız bir akarsudur,bizi alıp ya ileriye götürür ya da boğup öldürür."(s.1)

"Zaman,olaylar,adlar,tarihler ve ayrımlarla,varlığını durmadan hatırlatarak karşı konulmaz ama basit bir biçimde akıyordu.İnsanın kendini bu akışa karşı savunmasının bir yolu yoktu."(s.1)

"Ah,bedenin şu zihinsel saplantıları,başka bir bedene olan tükenmez ihtiyacı."(s.14)

“Kendini,çözülecek bir yumak gibi göstermek istiyorsun.”(24)

“Özel eşyası ve piyanosu dışında ne varsa sallayacaktı. Onlarla beraber karanlık anılarda zamanın çöplüğünü boylayacaktı,elbetteki en çok buna seviniyordu.Ölümlere,acılara,kayıplara,geçmek bilmez günlere,gecelere tanık olmuş sandalyeler,sehpalar,masalar,tencereler,yılların tozunu yutmuş yatak yorgan…Nesnelerinde ruhu vardı ama ağızları,dilleri yoktu.Yakınamıyorlardı.Sakin ve sessizdiler.”(s.26)

“Güzelsin zaten,evet güzelsin!Ne oluyor sana böyle? Ansızın tuhaf bir aşka düşmüş birinin ilkel düşünce akışı içindeyim.Yapma,topla kafanı,kendine gel,pişman olabilirsin…”(s,28)

“Ara sıra hayallere kapılıyor,kendine yeni yönler,paraleller,üçgenler,dörtgenler hatta çokgenler çiziyor ve hayatını yeni bir güzergaha çevirmek istiyordu.”(s,29)

“Camın önünde kalakaldı. Kocaman bir göz gibi çocukluk ve yeni yetmelik yıllarının yoksunluklarına tanık olmuştu bu pencere.”(s.30)

“Öyle bir an ki hayata doyulmazdı.”(s.31)

“ Gelecek. O yaklaşmaya başladıkça öteye kaçan bir şey.”(s.34)

“Dünyayı parayla değil de kafamızla değiştirebileceğimize inanıyorduk da ondan. Ne kadar yanılmışız.”(s.35)

“Gerçekte zaman soyut değil,gözle görülür,biçimi olan bir şeydi.Yine de üst üste gelmiş resimlere bakarken olduğu gibi zamana da bir kuyunun derinliğine bakar gibi bakabiliyordu insan.yukarıdan aşağıya,aydınlıktan karanlığa.”(s.36)

“ Dönüp geriye baksa gençliğinin kendisini izlediğini görecekti sanki.”(s.37)

“Cesur ve kırılgan biri için yalnızlık kendine sadakatin bir başka biçimi ve biraz hüzünlü de olsa daha dayanıklı bir şeydi.”(s.49)

“Ara sıra başını kaldırıp yıldızlara bakarak kendini evrenin bilinmezliği içinde sabit bir noktada yerleşik ama bağımsız hissetmek ne kadar güzeldi…”(s.59)

“Peki ama bu onuru hak edecek ne yapmıştı ki?Hiç.Evet ama aşk,hak etmeden sevilmekti zaten.Hak edilmemiş bir armağandı.”(s.65)

“Gerçekte bütün aşklar bir öncekinin devamıydı. Zikzaklı da olsa bir çizgi üzerinde yer alıyor,aynı yerlerden kırılıp kopuyor,tarazlanıp kontak yapıyordu.”(s.66)

“Yazmamın nedeni,onu unutacağım günlere bir anmalık bırakmak.”(s.73)

“Geçip giden sevgilidir.ama aşk peri masalı gibi zamanın içinde bir yerlerde durur ve hep seni bekler.Masalın iyi yada kötü bitmesi önemli değildir.Masal,masaldır.”(s.103)

“Yazmanın insana kaybedilmiş duyguları ve zamanı geri verdiğini düşündü.Yalnızca yazmak mı? İnsan eli ve zihninden,ölümlü bedeninden çıkmış ve kaydedilmiş her şeyin böyle bir yanı vardı.Nesneye aktarılan varoluş enerjisi insandan çok daha dayanıklı ve kalıcıydı.”(s.158)

“Ben hâlâ inandıklarım ve daha çok da artık inanmadıklarım için sorguya çekiliyor ve yargılanıyordum.”(s.175)

“Ah benim tatlı çocukluğum. Yüreğimin acınası güzelliği, kendimi beğenmişliğim,şaşkınlığım,avuntum…Bu gece de uyku yok bana.”(s.181)

2 yorum:

coraline dedi ki...

merhaba,ben de çok beğenmiştim.

http://paralamadefteri.blogspot.com/2011/07/sarkn-soyledigin-zaman-inci-aral.html

Levent Özbek dedi ki...

Merhaba :) Az önce bloguna girip okudum yorumladım vs.. :) Gene takılıp kaldım ama,geçen seferki gibi ;)

bunlarda

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...