13 Mart 2015 Cuma

Bir fiyasko: Birdman


Yazmayalı neredeyse bir ay olmuş. Bir işte çalışmanın böyle handikapları varmış demek ki. Bu arada handikap yerine başka bir kelime bulamadığım için kendimi esefle kınıyorum. Yazmıştım ama tekrarlamalı,uzuunn bir işsizlik döneminden sonra carrefoursa’da çalışmaya başladım. Nasıl memnun musun derseniz şayet, cevabım şu: bu işten emekli olmak,finali burada yapmak istemiyorum. Kendimi bildim bileli sanatla hep haşır neşir oldum,kendimce bir şeyler ürettim,kafa yordum,mesai verdim. Mesela çocukluğumdan beri 30 yıldır karakalem bir şeyler çiziktiririm,sağda solda karikatürlerim çıktı falan ama hep bir hobi olarak kalsın istedim bunu. Fakat aynı zamanda edebiyatla da uğraşan biri olarak, eh sinemadan da anlarım hani,neden bir Woody allen olmayayım diye kendime hep sordum. Kendim yazar,kendim yönetir hatta woody gibi zaman zaman kendimde oynarım hani. Olmadı küçük bir Kafka olsam olmaz mı hani? Hiç biri olmadı diyelim, gideyim benim memleketim Trakya’ya mutevazı bir baraka,ufak bir bahçe. Başucumda yoldaş bir kedi veya köpek. Gene yazıp çizeyim,bir yandan baba mesleği olan demir doğramacılığı da icra eder nafakamı sağlar, saçımı sakalımı gene uzadıya yere kadar uzatır,orada salaş bir barın müdavimimi olur. Masa sohbetlerinde hükümeti kurar yıkar,sinema sanat üzerine geyikler yapar,eve döner bir iki gitar tıngırdatıp çubuğumu yakar keyfime bakarım. Sanırım sadece benim anlayabileceğim şeyler bunlar,neyse…

Bu geçen zaman zarfında ne mi yaptım. Her Cuma izim günüm,öğlen kalkıp soluğu beyoğlunda alıyorum her tatilde. Önce hafif bir şeyler atıştırıp bedenimin ihtiyacını gideriyorum.Sonra sinema salonlarını,sanat merkezlerini,kitabevlerini dolaştıktan sonra genelde bir film izlemek üzere salonlardan birine giriyorum. Genelde 16 seansı oluyor,18 gibi istiklalde bir iki tur atıyor,sokak müzisyenlerini izliyor,kızları dikizliyorum. Sonra bir cafe-bar’da bir kahve içip dokuz gibi eve dönüyorum. Şimdilik devamlı takılabileceğim bir bar bulamadım,aramaktayım,bulayım burada reklamını yaparım. İnternetim hala yok,komşu net,komşu net durumları. Bu günlük traş olan kısa saçlı Levent’ten nefret etmece durumları falan.

Şimdi sizin işinize yarayacak olan paragraf. Sanırım geçen haftamı neydi,şu bol ödüllü BİRDMAN’ı izleyeyim dedim.Cuma 16 seansı,mekan Beyoğlu Beyoğlu sineması,hani Ferhan şensoy’un tiyatrosunun bulunduğu Pasaj,neydi adı yahu?  Neyse buraya dikkat,film çok kötüydü sayın okur,oyuncuların performansı harikaydı( zaten haz etmediğim başrol oyuncusu Michael Keaton hariç) ama konusu itibariyle vallahi çok örneğini gördüğümüz şeyler.  İşte, eski şöhretini yitirmiş eski bir Holywood starının Broadway’de sahneleyeceği bir oyunla geri dönme çabası,tabi başrol halihazırda bir şizofren.Bu şizofren şeyside ne ayağa düştü sinemada di mi ? Final de biraz Black Swan kokuyor. Ay yazmak bile istemiyorum,o kadar kötü yani. Hani şunu da ekleyim, zaten yarısı dolu salonun diğer yarısı da salonu dayanamayıp terk etti. Benimkisi bir dost tavsiyesi arkadaş,Birdman’i izlemeyin,vaktinize ve naktinize yazık der paragrafı bağlar,küçüklerimin gözlerinden büyüklerimin ellerinden öperim.bye bye.

Not: ha! Yarın gene bir Cuma, bakalım nasıl geçecek,soluğu nerde alacağım bakalım. Grinin Elli Tonu’mu yoksam? Maybe…

3 yorum:

N.Narda dedi ki...

:)

bol gülücükler efem

birdman, ok, listeden düştü, zaten keaton ı ben de sevmem:)

kahve telvesi dedi ki...

Çok ütopik bir hayal gibi gelmedi, sevimli buldum. Neden olmasın be Levent... Yaz bi senaryo, yönet, oyna.. Ama şu sahil Trakya düşüncesi de fena değil hani. Yalnız, mutlaka kedi..Lütfen :))

Balthus dedi ki...

Narda ve Telve hanım,zaten başka okuyanımda yok sanırım :)

Siz gene bi bakın isterseniz Narda,belki beğenirsiniz.

Telve neden olmasın di mi :)hem merak etme,ileride hayat bana neler getirir bilmem ama bi kedi mutlaka olacaktır ;)

bunlarda

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...