19 Nisan 2016 Salı

Olur mu ??


Sanırım mark zuckerberg’in tarikatı olan facebook’un ilk üyelerindendim. Çok aktif bir üyeydim üstelik. Eğlence amaçlıda kullanılabilir veya flört etmek içinde. Ben ekseri haber okumak ve okuduklarımı paylaşmak adına kullandım,ufakta olsa ilgili habere bir yorumumu yerleştirerek.  Zira yurdum insanı okumuyor, başlangıçta bana arkadaşlık isteği gönderen herkesi kabul ediyordum. Bu da şöyle gelişiyordu. Bir haber veya çoğunluk bir sanat sayfasında zekice bir yorum yapıyor ve ardından bir sürü arkadaşlık teklifi geliyordu.Çoğunluk ise karşı cinsten,sonradan fark ettim ki keramet yorumlarımda değil profil resimlerimdeymiş. Sorun değil di ne kadar çok arkadaş edinirsem o kadar çok ulaştığım insan olacaktı. Çoğunluk gençlerden oluştuğu için arada hoşlarına gidecek karikatür veya şarkı paylaşıyordum. Maksat sıkılıp kaçmasınlar ve belki olur ya filanca makaleyi okurlar falan diye düşünüyordum. Arada flörtöz maillerle uğraşmakta cabası. Olay şöyle gelişiyordu, örnek :
yılmaz özdil’in bir köşe yazısı 0 beğeni
Beatles and i love her 20 beğeni
Banu avar köşe yazısı 0 beğeni
Karikatür 30 beğeni.
Sonrasında twitter’in çıkmasıyla işler daha da kötü bir hal almaya başladı. Diyelim hoşlarına gidecek bir video 5 dakika falansa veya karikatürdeki konuşma balonları biraz fazlaysa beğeni azalıyordu. Artık 140 karakter konuşacak okuyacaktık,daha fazlasında bünyede hazım sorunu yapıyordu,ilgi dağılıyordu. Sonrasında bu tipleri sayfamdan elemeye başladım. Bilgi hak edene verilmeliydi zira. Sonrasında elitist bir listem oluştu da. Güzel dostluklar edindim ve çokça şeylerde öğrendim bu insanlardan. Ama gene bir yere kadardı işte, en tahsillisi bile rasyonel diyalektik düşünceden yoksundu. Sayfam övünmek gibi olacak ama kıymetini bilene bir vaha gibiydi. Sanatsal nice yazılar paylaştım, görsel desteklerle birlikte. Siyaset ise diz boyuydu,referans aldığım isimler çok sağlamdı. Onca yıllık emeği geçenlerde tek kalemde kapattım. İşlevini kaybetmişti zira. Hiç sevmediğim twitter’ı ise çoğunluk izlediğim programlara twit atmak için kullanıyorum. İnstagram inanın şu ikisinden daha rafine bir yer. Sadece fotoğraflara bakmak çok daha yeğ bir durum. Gerçi benim üye olmama gerek yoktu ama hasbelkader içindeyim işte. Ama takip edebilmek için kaçınılmazdı bu durum. Hafızam yanıltmıyorsa Nilü’nün sayfasına bakmak için girmiştim ilk.
Blogger…
 Blogger bu sanal çöplükte en iyi sosyal paylaşım platformu bence. Hani şehrin kıyısında köşesinde kalmış pek herkesin bilmediği ama müdavimlerinin asla ihmal etmeyeceği nezih bir cafe gibi sanki. Burası da canımı sıkmıyor değil aslında. Bir takibe takip, bir yoruma yorum muhabbeti şüphesiz ki var. Hatta farkında mısınız bana çok komik gelir, insanlara kaç kelimelik yorum yaparsanız hemen hemen aynı oranda kelimeyle yanıtlıyorlar sizi. Sanki başka türlüsü ayıp gibi. Hemen hepsinin kendini bir yazar olarak görmesi ise çok komik. Ben baba mesleği demir doğramacıyım. Bizim meslegin bir jargonu oluştu haklı olarak. “Kaynak atmasını bilen ben ustayım diye geçiniyor.” Bir tane çırak kalfa kalmadı sektörde herkes usta anasını satayım. Hele şu ağdalı yazanlardan iyice soğudum, istesem tillahını yaparım. O kadar yapay soğuk geliyor ki bu tarz yazanlar.Şu azalttığım okuma listesinin üçte biri hâlâ öyle diyebilirim. Hele sanaldaki edebiyat dergileri ve o dergilerde yazanlar…edebiyatımız kötüye gidiyor ey ahali. Gerçi takmayın beni, ülkenin genel okuyucu tiplemesine uygun değilim ben. Dün işyerinde kitap muhabbeti açıldı,şaşırdım doğrusu. Sonrasında ise yerini üzüntüye bıraktı. Tanrım kimleri okuyor bunlar, hiç okumasalar daha iyi bence. Diğer yarısı ise reklamı en çok dönen popülist yazarlar… Klasikleri okumak ise zaman kaybı demode bir durum bunlar için. Mesela bir cafede elif Shafak’ın bilmem kaçıncı romanının sohbeti yapılacak,kafkanın değil ya.. bu insanlar mesela 10 sene önce yapılmış bir filmden bahsedin, abi o çok eski ne yaptın yaaa diyorlar. Eh peki izledin mi oğlum? Yanıt yooo. Eh öyleyse senin için yeni bir film işte. Bu yeni kuşak bir de kendini antiemperyalist sosyalist falan sanmazlar mı,ölüyorum kahrımdan. Lan evladım faşizmin dibine batmışsın,kapitalizmin bizatihi sağlam bir çarkı olmuşsun. Neden bahsediyorsunuz siz?
Tabii tek devlet tek dil tek milletten yana olan ben bunamış bir solcuyum onlar için. Hele Ne mutlu Türk’üm falan diyorum.Atatürk’ü kalbimden dilimden eksik etmiyorum. Ne eski solcusu faşistim lan ben onlar için. Evvela ulus devlete karşı olacaksın,hdp sempatizanı olacaksın.Zinhar Atatürk,Türk gibi şeyler demeyeceksin. Ulan o karşı çıktığınız Akp ile ne çok ortak yönünüz var farkında mısınız ? Hatta aynı davayı güdüyorsunuz. Neyse anlatamadım elbette, bakın hadi ben faşoyum böyle konuşarak. bakalım üstad Nazım Hikmet’e ne diyeceksiniz : (konu nasıl buraya geldi yahu???)
Nazım Hikmet’in 1954 Yılında Budapeşte Radyosunda Yaptığı Bir Konuşma
Şu 1954 senesinde, Türkiye’de kime mürteci derler? Kime vatan haini derler? Kime inkılâp düşmanı derler? Kime –şu bizim Türkiye’deki tabiriyle– Kemalizm Prensipleri’nin Can Düşmanı derler? Bunları anlamak lazım.
Şimdi, benim kanaatime göre: Türkiye’deki en büyük mesele; yurt meselesidir, evimizin meselesidir. Evimizin bağımsızlığı meselesidir.
Bir defa, her şeyden evvel bizim kendi evimizde, o evin sahibi gibi yaşamamızdır. Kim bizim eve hırsızı sokmuşsa ve kim bizim evde bizi bu hırsıza hizmetçi yapmışsa mürteci olan odur. Kemalizmin prensiplerine düşman olan odur. Vatan haini olan odur.
Yani demek istiyorum ki, Arapça ezan okutmaya taraftardır. Bu adam mürteci midir, değil midir? Bu, bugünün meselesi değildir. Bugünün meselesi: Kim Türkiye’yi Amerikalılara satmış ve satmaya devam etmektedir? Kim Türkiye’nin milli sanayisini mahvetmiş ve mahvetmeye devam etmektedir? Kim Türkiye köylüsünü ve işçisini müstemleke kölesi haline getirmiş ve getirmekte devam etmektedir? İşte bunlar mürtecidir. Bunlar Kemalizmi inkar etmişlerdir, bunlar vatan hainidir. Bunların haricinde kalan insanlar, dini kanaatleri ne olursa olsun, vicdani kanaatleri ne olursa olsun, hangi siyasi partiye mensup olurlarsa olsunlar; vatanını seven insanlardır. Ve bugünün şartları içinde ileri Türk insanlarıdır.
Bu bakımdan yine tekrar ediyorum, Türkiye’deki insanlar vicdani kanaatleri ne olursa olsun, hangi partiye mensup bulunurlarsa bulunsunlar eğer Türkiye’nin gerçek milli bağımsızlığından yanaysalar, yani daha açık konuşalım eğer Türkiye’den Amerikan hakimiyetinin defolup gitmesinden yanaysalar, Türkiye sanayisinin gelişmesinden yanaysalar, Türkiye’de hayatın ucuzlamasından yanaysalar, Türkiye’nin tarihinin eski şerefiyle devam etmesinden yanaysalar; yani Türk haysiyetini ve şerefini taşıyorlarsa ileri insanlardır, hangi kanaate mensup olurlarsa olsunlar.
SPİKER
-Peki bu Türk idarecilerinin Türkiye’de yarattıkları bu terör havası, Türkiye’de milli bağımsızlık ve barış savaşını durdurmuş mudur?
Halkları mahvetmek kabil değildir. Teşekkül eden bir millet, yaşayan bir millet ölmez. Türk Milleti de böyle. Türk Milleti denilen bir millet, Türkiye Halkı denilen bir halk. Bu halkın yok olması imkansızdır. Ha! Ne demek istiyorum: Yani bugün yapılan terör şu veya bu partiye karşı değildir. Bugün yapılan terör şu veya bu kanaate karşı değildir, şu veya bu sınıfa karşı değildir. Bugün yapılan terör, Türk Milleti’ne karşıdır ve Türk Milleti’ni imha etmek için, yok etmek için yapılan terördür. Türk Milleti yok olmaz. Binaenaleyh, her şeye rağmen, Türk Milleti yaşayacaktır. Ve her şeye rağmen, biz 2. Milli Bağımsızlık Savaşından muzaffer çıkacağız…


Biraz akıl n’olur biraz akıl.Çok şey istemiyorum be yurdumun güzel insanları. Sevgiler…

1 yorum:

Emine Bektaşi dedi ki...

Blogları geziyordum, bir uğrayayım dedim. Gülümseyerek okudum yazınızı. Konu Facebook'tan Nazım Hikmet'e nasıl gelmiş ola ki? Çok doluyuz çok...

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...