11 Nisan 2017 Salı

durumlar durumlar...


Bütün hayatımızı rutinlerimizi muhafaza etmek için yaşarız gibisinden bir sözü vardır Oscar Wilde’ınSizi bilmem ama beni çok iyi tanımlıyor bu sözü. Seviyorum rutinlerimi ve gerçekten onlara sahip çıkmak çok zor. Bazen vakit bazen de nakit sorunu yaşıyor insan, bazen bambaşka şeyler…
Kendime ikisi bir arada diye üretilen bir notebook aldım geçen Cuma, klavyesi ayrılabiliyor ve bir tablete dönüşüyor isterseniz. Geçen sene evimize çok uzak olmayan bir park keşfettim, harika bir yer. Şehrin göbeğinde olmasına karşın ağaçlar çiçeklerle kaplı, asmaların altında gizlenmiş bir kıraathanesi de var ve hemen yanı başında yapay bir gölet, içinde  süzülen kuğular ördekler vıraklayan kurbağalar ise cabası. Tabii her yer gibi aslında burayı da güzelleştiren semtin sakinleri. Çoğu belki de hepsi emekli olmuş amca ve teyzeler, üstelik Boşnak veya göçmen kökenliler, yani tatlı insanlar. Geçen yaz aksilik pek gidemedim sevimsiz bir kaza yüzünden. Bu yaz nasip olursa, hatta izinli olduğum bu ilk Cuma oraya işte bu notebookumla gideceğim. Gerçi böyle bir yerde bir teknolojik aletin ekranına bağımlı kalmak salaklık olur. Ama tam da bu işler için aldım bu aleti. Günlük köşe yazılarını okurum yazarların, ilham gelirse bir şeyler karalar, çayımı yudumlar sigaramı tellerim.

İstanbul’da dolaşmak çok yorucu ve beyhude geliyor kaç yıldır. Şehri öyle bir yere getirdiler ki hemen her semt ufak bir şehircik oldu. Sinema tiyatro falan diyelim her şey muhitinizde var. Tek fark, diyelim Beyoğlu’nda bir kafe de kesişeceğiniz kız farklı, semtinizdeki farklı dünyalardan. Gerçi oraları doluşturanlarda şu sağdan soldan gelenler değil mi? Otuzundan sonra kafe insanı oldum ben, en keyif aldığım şey havadar ve sigara içilebilen bir yerde saatlerce oturmak. Hem evime ne kadar yakındaysam kendimi o kadar güvende ve huzurlu hissediyorum. Ev hasreti mi İstanbul hasreti mi bilmem, ondandır tatilde nereye gitsem üç gün sonra koşarak geri dönüşlerim. Yeni arkadaşlıklar kurmakta ürkütüyor beni, hele aşk falan Allah korusun.  Tamam işte, bugüne dek biriktirdiklerim eksilttiklerim kafi bence.


Ayın on altısı malum kritik bir tarih ülkemiz için. Şimdiden ilan ediyorum sonuç evet çıkarsa sanırım burası hariç tüm sosyal medya hesaplarımı kapatıcam. Buraya da eski güzel günleri çağrıştıran masallar döşenirim suya sabuna dokunmadan. Çok sevdiğim bir söz var, herkesin boğulduğu yerde ben de yüzerim diye. Belki yazın bir yurt dışı seyahati yaparım ve belki de dönmem başarabilirsem. Neyse, yarının garantisi yokken uzun vadeli planlar yapmak öyle gülünç ki :) vallah herkes gibi yaşayacağım bir hayatım var, şartlar ne getirirse getirsin her anın tadını çıkarmaya bakmalı. Tam bu noktada Cuma planı suya düştü bile, ben dememiş miydim :) aletin “ı” harfi kırılıverdi şimdi. Ne şans :) yarın aldığım mağazaya giderim ve onlarda muhtemelen servise falan yollarlar geri dönmesi falan on beş günü bulur kesin. Neyse böyle şeyleri dert edecek değilim artık. Sevgiler… :)

5 yorum:

Momentos dedi ki...

Pes hakikaten !.. ne marka o, bilelim de almayalım :)

Sen cuma o yeşillik alana gidişini neden bu notbuka bağlıyorsun ki? bak evren sana onsuz gitmen için bir seçenek sunmuş, görmeyi seç ve yanına kitap kağıt kalem al yine de git. Oku, yaz, çiz, bir kare foto çek ordan yayınla. Her küçük noktada duraklamanın alemi yok, mehter takımında mısın mübarek ? :D :D :D

Balthus dedi ki...

Sevimli hayalet casper markası abla, işte bu tarz şeyler hep bulur beni demiştim :) ama bunu da bir inanç haline getirmiyorum asla.
Tabii ki gidicem kısmet olursa ama öncesi doktor kontrolüm var. Tek zenginliğim ya da en önemli diyelim biz ona sağlığım.Sevgiler...

Ebru Ebr dedi ki...

Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımız Kutlu Olsun.

Balthus dedi ki...

Sizinde Ebru hanım gerçi en buruk geçen bayramımız oldu bu:((

kahve telvesi dedi ki...

Sen gidersen , ben gidersem , nasıl çıkar bu memleket aydınlığa?

bunlarda

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...