30 Aralık 2012 Pazar

yazı başına marş marş !



Kenan’a kızgınım. Üstelik daha onu tanımıyorum bile ancak şimdiden yapacaklarını seziyorum. Hiç şüphesiz romanın başkarakteri olarak benle benzeşen birçok yanı olacaktır.
Şu şarkıyı dinlemekten de vazgeçmeliyim artık, yoksa hem okuru hem de beni kahredecek kadar ağır bir melodram hâkim olacak konuya. Ayrıca Silivri’de yaşanan içler acısı durum devam ederken; böyle bir süreçte yazının başına geçmek… Bunun verdiği sıkıntı, seyirci kalmaktan öteye gidememek… Mahcubiyet… acziyet… Yanlış bir zaman bu, yanlış… Ancak buna rağmen içimdeki dürtüye söz geçiremiyorum. Daha önce birkaç denemem olmuştu. Bu sefer ki farklı bir teknik olacak, önceden bir konu, durum tasarlamadan yazdıkça şekillenecek gibi öykü. Elimdeki tek done başkarakterin adının Kenan olduğu. Önceki hiçbir denememde kendimi disipline edememiş ve yarıda kalmıştı her biri, yalnız bu sefer buna müsaade etmeyeceğim. Bunu yazmaya ihtiyacım var, belki bu şekilde sorularıma sorunlarıma da cevap bulabilirim. İyi oldu bu zorunlu dijital detoks, geçen değindim internet olsun televizyon olsun kurtuldum bunlardan, kuşkusuz yazmamı tetikleyen unsurların başında bunlar yer alıyordur.
Neden bahsettiğime gelince, bundan sonra bir yandan yaza dururken bir yandan da buraya romanın arka planı hakkında düşüncelerimi, günün gelişen olayları ile birlikte romanın nasıl şekillendiğini, ne süreçlerden geçtiğini, karakterlerle yaşadığım çatışmaları, özetle bir romanın anatomisini yazacağım. Bunun hem kendime hem de okuyucuya birçok yönden faydalı yanları olacağını düşünüyorum. İtiraf ediyorum blogu sessiz sedasız kapamayı düşünüyordum. Bu güne dek beni frenleyen okuyan birkaç kişiye haksızlık olur mu acaba düşüncesiydi. Ki bana sorsanız kapamam herkesin yararına olurdu ya neyse :) Şimdi ders başına geçmeliyim yakında sınav var. Ah! Yukarıda bahsettiğim şarkıyı merak eden olursa, maalesef yeni duyduğum çok eski bir çalışma, işte efenim aşağıda:
Sevgiyle kalın, hoşça kalın…
Ah!unutmadan yeni yıl hepimize mutluluk huzur barış getirsin :)

21 Aralık 2012 Cuma

kehanet başladı !



Öyle astrolojiye falan pek inanmam ama denk gelince ister istemez kulak kabartıyor insan. 21 Aralıktan başlayarak ve önümüzdeki on yıl boyunca- oha! tam on yıl – oğlak burçları için pek hayırlı geçmeyecek demeye getiriyorlardı. Henüz 21 Aralık’a gireli iki saat falan oldu. Birkaç saat önce televizyonum bozuldu. Şu dijital aletlerin çöküşüyle alakalı olduğunu pek sanmıyorum zaten birkaç aydır emareler veriyordu bozulacağım diye. internetim ise zati aylardan beri yok, bu gidişle olmayacak gibide. Televizyon desen bir iki aydan önce yaptıramam. Bir kaçınızın, ne güzel fırsat bol bol okursun işte dediğini duyuyorum. Birincisi hali hazırda okunmayı bekleyen bir kitabım yok ama olsa bile emin olun televizyonu tercih ederdim. Başka ne gibi eğlencem kaldı ki sanki. Evet dizi izlediğim yok, cnbc-e’de izlediğim birkaç diziyi saymazsak.Ki onlarda dizi sayılmaz bence, mesela majör kanallarda bir dizi başlayıp bitene dek ben cnbce’de iki dizi bir talk show hatta bir film izliyorum onca zamanda. Diyeceğim iyi kullanırsanız tv iyi bir alet bence. Yani özetle eyvah dizilerim n’olcak üzüntüsünde değilim. Yav ses yapıyordu odanın içinde işte. Aslında zamanında aldığım bir cep radyom var ama havalardan mı ne bi frekans yakalayamadı. Yalnız her ne hikmetse dini yayın yapanlar ayna gibi çakiyor :)
Belki tek iyi yanı sadece iki hafta kalan sınavlarıma çalışacağım ister istemez. Bu yaştan sonra neden okuyorum o da ayrı konu ya. Diplomayı alınca kırka merdiven dayamış olacağım. Ulan bir iş buluruz ümidiyle örgün değil de uzaktan öğretim yazdık bide iyi mi.. yeni yıla nasıl girerse öyle devam edermiş insan. Demek gene işsiz ,üstelik televizyonsuz internetsiz ve “single” geçecek koca bir sene. Gerçi şu single kısmı en az rahatsız eden şey artık.  Yarın Cuma, gene iddia oynamak lazım sanırım ama tuttuğu takımın ilk onbirini bile sayamayınca kazanması da mucize oluyor. Gene de şimdiye dek bunu birkaç kez başarmadım değil. Şu hırpani ceketimi yıllar önce bu şekilde aldım mesela. Böyle olmaz tabi, bir iş bulmalı ama umudumu yitireli çok oldu. Yazarım bende artık sıkça, belki bir şeylerde çiziktiririm. Ama iş bulmalı yahu. Şu doğalgazı bir kez olsun sonuna dek açıp ısınmayı gerçekten istiyorum. Yazarım yazmasına da bloga yayınlamak güç olacak gibi. Bir roman yazmaya girişsem…yaparımda hani. Ama kitap yazıp kim parayı bulmuş şimdiye dek. Cıkk! İş bulmalı bir iş. İşin nevine bakacak lüksümde kalmadı zaten artık. Dün nerde gördüm cezve imalatına eleman aranıyordu, zaten kahveyi de oldum olası severim. Eşantiyondan bir cezve verirler elbette,benimkisinin sapı oynayıp duruyor. Ulan o değil de zamanında elektrik süpürgesi çamaşır makinesi olsun tamir etmiş bir insanım ben,bu televizyonu nasıl düzeltemedim yahu. Yaşlandım artık herhalde yoksa yapardım ben onu,yapardım. Bari bu laptop bozulmasa aman şeytan kulağına kurşun.
Aydınlanma çağına giriyoruz demek. Belki yarın bir ışık çakar beynimde. Evreka ! buldum. Bunların haricinde son bir buçuk yıla kıyasla çok iyiyim. O yüzden Allah’a binlerce şükür ediyorum. Zor çok zor bir dönemdi 2011 ve bu yılın ilk yarısı. Huzurluyum en önemlisi bu. Sağlığımda yerimde. geçen sulu güzel bir elma yedim,haftada beş altı tanede yerim. Ancak ilk kez bu güzelim elmanın bana geliş sürecini düşündüm. Onun bile öyle uzun bir hikayesi vardı ki aslında… rıza amca nasırlı elleriyle bir gün dikti o fidanı, sabırla büyümesini bekledi. Filiz büyümeye başladı rüzgara kara inat. Güneşle ısındı yağmurla ıslandı.kocaman bir ağaç oldu. O ağacın dallarında bir kuş yuva yaptı, yavruları oldu. İlk kez o daldan kalkarak uçmayı öğrendi yavru kuşlar. Derken gün geldi şu elimdeki elma yavaş yavaş kızarmaya başladı. Rıza amca ikinci evladını ilk kez eline aldı o sırada,nihayet bir kız çocuğu olmuştu. O da bir şey mi tam bu elmanın bulunduğu ağacın altında iki genç sevgili ilk kez öpüştüler mahcupça.sonra gün geldi bu elmayı diğer arkadaşları ile kopardılar dalından ve bir kamyonete yüklediler. Kamyoncu şevket yol boyunca dikiz aynasında eşi ve çocuklarının resmine bakarak iç  geçirdi. Sonrasını biliyorsunuz işte :)) hale geldi,kabzımal aldı falan oradan pazara. Pazar bi kalabalıktı ne küfür ettim sormayın. Poşetleri taşımaktan ellerim uyuştu bir ara.sonra yedim işte yahu afiyetle. Tadabildiğim yiyebildiğim içinde şükrettim. Sonra boğazımda kaldı,ölüyordum lan.sırtıma vur anne,öhö öhö! Neydi o hemlik hamlesimi ondan yap be. Şaka şaka ,komiklik yaptım size sayın okur :)yapmak diyice aklıma geldi.dur lan;
Yapılacaklar listesi :
1.       Keselim artık şu saçları,sıkıldım. Zaten çoğu işe başvurmama engel oluyor.
2.       Kati süretle sigarayı bırakalım.hayırrr! sigara sağlığa zararlı falan değil.ama iyice pahalandı meret.parayı bulalım başlarız gene.
3.       Bu okulada madem başladık bitirelim di mi ama?
4.       Ulan nasıl unuttuk bir bir,birinci madde bu. televizyonu yaptıralım.
5.       Şu adonis kası zaten biz zayıflarda doğuştan var da six peck mi ne ondan da yapsak mı aceb.
6.       Madde bulamadım ya saçmalamaya başladık.
7.       Anladım ki öle şakadan liste yapılmıyo,yapma.
8.       Hadi yeter bu kadar byeeee…

6 Aralık 2012 Perşembe

blah blah..!






Bırak kendi öykülerimize dönelim artık /Mecburi bir rastlantıydı bizimkisi sadece/Ama biliyorsun,/Ben kendi romanıma dönmeliyim sende kendininkine/Belki daha çok ben/Sayfa 250 bölüm beş: “kefedeki gotik kız”/Sonra kaldığı yerden devam öyküye…/Biliyor musun bukowski okuyup, olasılık Tom Waits dinleyen bir kız gördüm bugün otobüste/Bir an başını kaldırıp baktı, sadece kısacık bir an…/İki durak sonra indi; son. Anladın değil mi?/Geçen Pazar 150 kişilik bir salonda film izledim/Muhtemelen yavşağın tekiydi birisi, bir tane piçte vardır o kalabalıkta./İki saat aynı salonu paylaşmak ne yavşak ne de piç yapmaz di mi beni/Gece, saçmalıyorum gene sanırım.nokta

bunlarda

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...