27 Eylül 2011 Salı

...boşluk doldurmaca

                Bakarsan neyin anlamı var ki. Ölüp gideceğiz işte her birimiz, anlam aramakla geçirmemeli vakti. Biliyorum çok zor, ben bile inanmıyorum bu yazdıklarıma. Nasıl yaşamalı derken acaba hayatımı ıskalıyoruz. Hoş ya! Iskalamak imkânsızdır nefes alıp verirken. Olsa olsa zulüm ediyoruz kendimize. Güzellik,zenginlik, kariyer, iyi bir sevgili ve…………..,boşluk doldurmaca bir sürü. Hangimiz mutluyuz ya da hangimiz hoşnut yaşadığı hayattan,daha doğrusu hangimizin sorunu yok bizzat kendisiyle. En temel sorun kendimiz, varoluş sorunu… şu an iyiyim mesela,bunun tadını çıkarmalı. Yıllardır dinlediğim radyo kanalı açık,bildik melodiler. Bu bildiklik mutluluk güven veriyor az da olsa. şu küçük odamı da seviyorum, bazen daral gelse de seviyorum. Kitaplarım hemen yakınımda, az uzansam şimdi alıp birine göz atabilirim, bu da güzel hani. Yazmak da güzel, eğer beceriniz varsa resim yapmakta öyle, hatta beceriniz olmasa da güzeldir. Tıpkı karga sesinize rağmen şarkı söylemekten hoşlanmak gibi. Ya şu üzerimdeki yorgunluk öyle tatlı,öyle tanıdık ki bundan da keyif almalı. Hayat asla istediğimiz gibi olmayacak bunu kabullenmeli. Kendimizde istediğimiz gibi olamayacağız,bu bile nedense imkansızdır. Kötülerde olacak ve belki de zaten birileri için bizlerde kötüyüzdür. Herkes iyi olmaktan, hemen güvenmekten vb. şeylerden şikayetçi değil mi. o halde kim bu yetilerimizden serzeniş etmemize neden olan kişi. Evet bir kişi olmalı o, başka türlüsü mümkün değil. mantıklı gelmiyor mu, değil zaten. Hadi bırakalım bunları da hafif çakır keyif gibi yaşayalım hayatı. Aldatılmak, terk edilmek,dost kazığı falan… amannn boşverin ya. Öfke bile duymayın hele intikam almayı aklınıza bile getirmeyin. Yaşayın hayatınızı işte, ne duruyorsunuz. Zira zamanın durmaya niyeti yok.

Bunları bir dostuma yazdım K. hani uzağında sayılmaz senin ve belki de ulaşır eline . şimdi uyumalı hatta uzun süre uyumalı K. güzel bir düş görmeli. Sonra …sonrası hayat işte,hoşça kal.

11 Eylül 2011 Pazar

Ne kadar benziyoruz değil mi seninle?

                Öykü çoktan sona ermişti ancak kahramanı sinir bozucu bir şekilde “yaşamaya” devam ediyordu. Kötü bu, hem de çok kötü. Üstüne üstlük sigarası da bitmişti. Önce düşleri, sonra öyküsü ve şimdide lanet olası sigara. En doğrusu gözükmemek, yok olmak ortalardan, bu haldeyken birkaç iyi kişiyle iletişime geçmesi onu ayrıca üzüyordu. Ne yapmalı K? hayatıma son verecek cesaretimi, o bencil ruhu yitireli çok oldu. Gitmek… Gidebilecek kadar dahi gücüm yok ki; hem nereye gidilecek. Yaşadığım için özür dilemek de pek bir işe yaramadı. Aslında biliyorum yolu, çok acı verici ama tek bir yol var. Unutmalı Levent’i. Şu tekdüze, hiçbir şekilde kafasını bir boka yormayan. Tek derdi barınmak, mal edinmek ve iktidara kayıtsız şartsız biat eden aptallardan olmak. İktidar derken, hani Tanrı’da dâhil buna. Ne olacak ki, her şeyi kadere yormanın o dayanılmaz hafifliği ne keyifli olmalı. Özetle kapamalı, gözü kulağı ve de ağzını insan. Şaka yapıyorum K. bu hepsinden zor ve en erdemsiz seçenek. Ama biliyorum ki bir şeyin değişeceği yok. offff! Hayatım boyunca olumlu düşündüm mü bir kez acaba. Ne kadar benziyoruz değil mi seninle? Yalnız kusura bakma benim karamsarlığım daha büyük senden. Birkaç kitapta okudum, NLP’ mi ne diyorlar. Bunları yazanlar bilmek ile yapabilmek arasındaki o derin uçurumu bilmezler mi? pardon nasılda unuttum; tabi ya! Mutlu olduğum güçlü olduğum bir dönem olmuştu. Hasta ruhlu bir hatuna âşık olmuştum ve problemlerim ne küçük gelmeye başlamıştı. Şimdi böyle biri varmış gibi yapıp devam etsem ya hayatıma. Ne zayıflık. Mutluluk için, yaşam için birine bağlı kalma gereği. Kendi için yaşamalı insan, doğrusu yaşamı tek bir nedene bağlamamalı, hatta tek neden kendi olmalı. Çünkü sırasıyla yitebilir tutunduğumuz ne varsa. Hadi len! Ben bilmiyorum ki sanki bunları, öyle kolay mı? Hem kişi kendini yitirdiyse elbette bağlanacak başkaca bir şey arar. Neyse sevgili K. bu gece eğer uyuyabilirsem gene aynı aptal avuntu sayesinde olacak. Yarının bir şeyler, iyi bir şeyler sunabileceği ihtimali. Ufacıkta olsa var bu içimde ve yittiği an, pencere pek uzakta sayılmaz hani. Sevgiler K.cığım.

5 Eylül 2011 Pazartesi

Tutamak problemi

             Anlatmaya korkuyorum sevgili K. hani anlatmaya başlasam bir yerden sonra öleceğimi sanıyorum. İşte gene başım dönmeye başladı, belki birazdan burnum kanamaya da başlar. Hep böyle oluyor benzer durumlarda. İtiraf ediyorum, en büyük korkum yaşıyor olmak işte. Her şeyden, herkesten korkuyorum. Ernest Hemingway’ın cesaretini de bulamıyorum içimde. Tek avuntum, senin gibi amansız bir hastalığa tutulmak. Zaten bir şey yediğimde söylenemez, dişlerim çürümeye dökülmeye başladı gıdasızlıktan, kemerime her gün yeni bir delik açıyorum. Sigaranın dumanını en derinlere çekiyorum. İşte böyle korkağım, yazıklar olsun Levent. Korkak, huysuz, miskin herif. Tanrı varsa eğer biliyorum o engel oluyordur buna, tuhaf bir mizah anlayışı olmalı. Benle eğleniyor işte ve sıkıcı bulana dek devam edecek bu durum. Bazen iyi şeyler ummaya cesaret edebiliyorum K. ama öyle çabuk sönüveriyor ki bu durum. Yakında sana yazmayı da bırakacağım sanırım. Gerçi kötü olur bu, öyle ya. Tüm sızlanışlarıma rağmen tutunuyorum işte bir şekilde sana yazarak. Tutamak sorunu yaşıyoruz her birimiz, farkındayım. Özel falan değilim, herkes gibiyim. Sende bizim gibiydin. Susmalıyım, yoksa yazdıkça daha kötü olacak gibi. Sevgiler…

3 Eylül 2011 Cumartesi

bunlarda

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...