23 Eylül 2015 Çarşamba

şimdilik kısa bir ara


Bu benim masa lambam sayın okur, zamanında demir doğramacılık işiyle uğraşırken ben yapmıştım, tümüyle metalden. Baba mesleğim bu benim, küçük bir atölyemiz vardı iki binlerin başına dek. İşte bu masa lambasının ışığının altında belki dört beş yıl aralıksız günlük tutmuştum. Neden sonra bilmem hepsini yaktım. Derken bu laptopu edindim, teknolojiyle haşır neşir oldum falan ve özetle burada bir şeyler karalamaya başladım. Dürüst olmak gerekir ki asla günlüğe yazdığım kadar samimi, daha doğrusu sansürsüz, yok o da olmadı çıplak olamadım, yazmak istediğim çoğu şeyi buraya yazamadığım gibi bir yere de boşalamadım. Şu lambanın yanında gördüğünüz ise yeni defterim, bomboş sayfaları yazmamı bekliyor. Nedenine ve niçinine girmeyeceğim ama bu yazıyı kaleme almamın sebebi şunu söylemekti: bundan sonra uzunca bir süre burada yazmayacağım. Hani belki merak edeniniz olur :) Ama bu sizleri okumayacağım anlamına gelmesin, çok nadirde olsa yazılarınıza yorumda yaparım belki.  Görüşmek üzere, sevgiyle kalın sağlıcakla kalın hoşça kalın. Bye bye…

12 Eylül 2015 Cumartesi

dünden sonra yarından önce


Mevcudiyet nedenimdir belki de yazmak. Yazdıkça varoluşum pekişiyor gibi gelir hep. Güvenli, en güvenli sığınak gibi de gelir çokça. Laf aramızda çok da ihtiyacım vardır böyle bir yere. Zira tanıyabileceğiniz en korkak insanlardan biriyimdir ben. Odamda güvendeyim mesela, hele ki geceyse vakit ve ay pencereme dayandıysa. Müzik çalıyorsa bir yandan ve de derinden. İşte benim gibi bir korkağın eyleme geçebileceği yegâne fırsattır bu. Oturulur ve yazmaya başlanır, olmayan sevgiliye ilan-ı aşklar edilir zira bir sevgili olması etten ve kemikten çok tehlikeli ve belirsizdir. Güven zincirim kırılabilir. Ancak kelimelerle var olan bir sevgili en idealidir. Sonra siyasetten yazmaya başlarım, söverim alayına, hesap sorarım bir vatandaş olarak. Hani meydanlara falan çıkıp bağırmaktan daha kolay, yeğ bir durumdur. Sıra bana gelir sonra, en acımasız eleştiriyi kendime yaparım. Çok ama çok acımasızımdır. İşte bu cesaret ister sayın okur, zordur sağlam bir yüzleşme hem de fırsatını bulduğun her gecenin sabahında. Sonra sıra Tanrı’ya gelir, haciz bir kulu olarak soracak sorgulayacak öyle çok konu vardır ki. Bilirim duyuyordur beni ve kendi üslubuyla cevap veriyordur elbet. Buna hiç şüphem yok. Okurken uyuya kalanınız çoktur, emin olun yazarken uyuya kalmanın tadı bambaşkadır. Sabah yüzünüz defterin üzerine gömülü kalkarsınız, kalem yatağın bilmem neresindedir. Ne yazmışım ulan ben diye şöyle bir bakın, şaşar insan çoğu vakit.


Çok şey değişti 35 yılda, artık ben o ben değilim. Şimdilerde pek futbolla aram olmadığı halde, televizyonun saatini ayarlıyor ve salak bir spor programındakini tartışmaları dinleyerek uyuklayabiliyorum ancak. Filanca futbolcunun attığı tekme sarı mı yoksa kırmızı kart mı gerektirir diye koca koca herifler tartışırken, unutuveriyor insan her şeyi, esas sorunlarınız bir buzdolabına kaldırılıyor sanki. Gece yazmanın da okumanın da önüne geçti bu. Tavsiye ederim bir deneyin isterseniz, işe yaradığını göreceksiniz. Çok şey değişti. Uğraşmıyorum da artık kendimle son bir iki yıldır, Tanrı’yla da aram düzeldi geçen yıllarda. Nihayet işi bıraktım sayın okur bu arada, hani bir iş bulmadan çıkma klişesine kulak asmadan. Ki, haklıydılar. Nerden yeni bir iş bulacak otuz beşinde ki herif. Neyse hayırlısı olsun diyelim. Size komik bir şey söyleyeyim mi – bence hiç komik değil- işi bırakmamın en önemli etkenlerinden biri günlük sakal traşı olma zorunluluğuydu. Ne var bunda diyebilir çoğunuz. Bilen bilir, zaten saçları belinde bir heriftim ben yirmili yaşlardan beri, geçen sene kesmiştim, ani ve delice bir kararla. Bir de üstüne sakallarımdan da olunca, nasıl bir yabancılaşma yaşadım anlatamam size. Ne zamandır aynaya her baktığımda kim bu dallama diyorum. Ayrıca herkes aksini söylese de kendimi çok ama çok çirkin hissediyorum. Bu surat, bu imaj beni temsil etmiyor sayın okur. Anladınız mı? Biriniz anlasın bari n’olur. Ya da anlamayın ulan, çok ta umurumda. Önemli olan benim ne hissettiğim değil mi. Çok saçma salak bir yazı oldu bu. Gündem malum ülkece kan ağlıyoruz. Sığınak işte, n’aparsınız…


5 Eylül 2015 Cumartesi

artık benim de var,sırada kaldı kedi :)

:)) bugün bir gitar aldım sayın okur. Hem de BİM'den. Ne kadar mutluyum anlatamam. Büyük ihtimalle çalamayacağım ve bir köşede öylece kalacak ama şu an için odamın bir köşesinde benle aynı havayı soluyor olması bile yeterli. Hani hemen elimin altında, belki bir süre sonra ufaktan bir şeyler çalmayı başarabilirsem şu yukarıdaki fotoyla kalmaz bir video da paylaşırım.
Eski okurlarım bilir 97- 2004 yılları arası beyoğlunda sokak müziği yaptım ben. daha doğru cümle, iki gitarist arkadaşıma eşlik ederdim. bazen back vokal olurdum şarkılarına bazen gösterdikleri bir akoru çaktırmadan arada kaynatarak vururdum. Esas arkadaşım Ati'ydi. Ati'yi ben hep Atilla sanırdım meğer Hayati'nin kısaltmasaymış. bu isim Ati'nin üzerinde çok eğreti dururdu gerçekten. her neyse,bu adamlar gitarlarıyla yatıp kalkan tiplerdi. Diğer arkadaşım Ayhan, mesela bir mekana gittik diyelim hemen gitarına bir sandalye kapar karşısına oturturdu. bir gün koşa koşa ve sevinerek geldiğini hatırlıyorum. Levo gitarım tam bir kilo verdi demişti. oğlum sen bu gitarı nerden hangi parayla aldın diye sorunca, inanın burada yazamam çok marjinal cevaplar alırdık. Hayal gücünüze bırakıyorum. gece dörtten sonra kaldırıma kıvrılıp yatardık,gitarları yastık olurdu başlarına. zaten kılıflarının içinde de ince pikeler vardı üzerimizi örttüğümüz. çoğu zaman onlar çalar ben para toplardım yoldan geçenlerden. beyoğlu anılarım uzun ve çok uçuk hikayelerden oluşuyor,bir gün belki kitaplaştırırım bunları. neden bahsettim şimdi ben bunlardan, yani sayın okur gitar denilen enstrumanla çok teşriki mesaimiz oldu. tanırız birbirimizi yani,hukuğumuz eskidir. yaş oldu 35 ama neden olmasın,yeterince sabırlı ve inatçıysam belki dile getiririm bu aleti. he he :)) benim bir gitarım var artık sayın okur...

1 Eylül 2015 Salı

57 nolu yolcu


“ barbarlık insanlığın doğal halidir. Uygarlık ise olayların akışı sonucu oluşan anormal hali. Ve sonunda daima barbarlık hâkim olacaktır.”  Kanlı bir macerasının sonunda bol köpüklü şarabını masaya sertçe vurarak böyle söyler Conan.

Ömrü hayatım boyunca belki de kimseyle kavga etmedim, kavgadan kasıt dövüşmek işte. Bundan birkaç gün önce – anlatsam sonuna kadar haklıyım, emin olun- herifin tekine saldırdım. Birden beni ve onun çevresini birkaç kişi sardı ve dövüşmemiz engellendi.  Arada yediğim küfürler bana kâr kaldı.

“Süper egon çok gelişmiş Levent” demişti bundan çok önceleri bir ablam. Henüz anlamını bilmediğim için şiddetle karşı çıkmıştım. Ne egosu be ne diyorsun sen, hem de süper gibisinden. Haklıymış, hem de çok. Öyle gelişkin bir süper egom var ki yıllarca idim ile kıyasıya çatıştı. Ve her seferinde o kazandı, peki ne oldu, bu amansız mücadele sonunda bastırılan id patlak verdi. Ve teşhis: “levent bey, obsesif bozukluğunuz var. Telâşe kapılma iç şu hapları geçer.” 

Süper ego aşırı gelişmiş vicdandır kısaca sayın okur. Bir şey yapmadan evvel kırk defa düşünür, kılı kırk yararsınız. Bırakın biriyle dövüşmeyi, birine söylediğiniz çok masum bir laf bile içinize yara olur, uykularınız kaçar, nefesiniz tıkanır vesaire. İnsana dair olması gereken çok insani bir tepkiyi bile veremezsiniz.  Neyse çokta fazla bilmediğim konular ve terimlerle kafanızı karıştırmayayım.

Yılların işsizliği işte, fukaralığın dibine dibine vurmuşken el mahkum daha en baştan olmayacağı belli bir işe başladım. Başladım da n’oldu, ne sinir kaldı ne asap. Bütün o. çocukları aynı yere toplanır mı yahu? Toplanırmış sayın okur. İşte ilk defa idim baskın geldi ve saldırdım puşt herife, o da yarıda kaldı, bi boka benzemedi.

Temel uçağa binmiş bir gün, derken bir türbülans fırtına falan… Pilot anons etmiş: sayın yolcular on dakikaya düşüyoruz herkes son duasını etsin. Temelin yanındaki hemen başlamış: Allah’ım yıllarca kocamı aldattım her önüne gelenle yattım affet beni. Arkasındaki: Tanrım, yıllarca çaldım çırptım, kul hakkı yedim affeyle. Bir diğeri: ey Allah’ım haram desem bende, orospuluk desen bende, yalan dolan bende affet yarabbi. Bir başkası: Allah’ım karımı en yakınlarıyla bile aldattım, dostlarımı hep arkasından vurdum, rüşvet yedim, kara para akladım affet. Bu tüm uçakta böyle sürüp gitmiş. Sıra gelmiş Temel’e herkes ne diyeceğini merakla beklemiş. Temel ellerini semaya açıp söyle demiş: Eyy Allah’ım! Bunca o.çocuğuyla birlikte aynı uçakta olduğum için beni af eyle.

İşte durumum biraz da budur sayın okur. Bir suçlu varsa benim sanırım. Yıllarca beyoğlunda sürtmeyip adam akıllı, seveceğim bir işe kanalize olsaydım şimdi burada olmayacaktım. Kendim ettim kendim buldum. Neyse, yazarım yine bir ara hoşçakalın.


bunlarda

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...