çizim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çizim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Ocak 2013 Pazar

Conan ve balkonumdaki çilekler


Aslında ne vaktim ne de lüksüm var bu zamanlar. Acaba hâlâ elimden geliyor mu diye kâğıdı kalemi elime aldım. Hem de kafamı hiç olmazsa bir nebze dağıtmama sebep olur falan diye. Oysa derslerden başımı kaldıracak vaktim yok, hele bu yaştan sonra kafa biraz zor basıyor gibi :) kendini bildi bileli her gördüğü boş kâğıda, hatta okul yıllarında sınav kâğıtlarının bile boş kalan yerlerine çiziktirince insan, gün oluyor fena bir soğuma geliyor. En azından bu durum bende böyle seyretti. Benzer şekilde yıllar var ki gazetede bulmaca falanda çözmem. Cumhuriyet gibi gazetelerde bile hiç zorlanmadan çözmeye başlayınca zevk alamaz olmuştum. Üstüne birde yerel gazetede bulmaca yazarlığı yapan bir arkadaşla tanıştıktan ve zaman zaman bulmacaları bizzat ben hazırlamaya başladıktan sonra çerez gibi geliyordu her biri; kare-çengel-sarmal, sudoku-kakoru… (kakoru diye bir şey var mıydı lan? ) Geçenlerde basit bir çengel bulmacayı elime aldım bakalım ne durumdayım diye bir soru boş kaldı. Facia gibi bir şey sayın okur asla vuku bulmamış bir olaydı benim için. İşte birde bir şeyler çiziktireyim dedim bu vesileyle, bir durum kritiği yapmak için :)Sonuç işte aşağıda olduğu gibi. Ha! Birde meraklısı heveslisi bir genç “ulan nasıl oluyor da oluyor ?” diye kafa yoruyorsa biraz şevk biraz da tüyo vermek amaçlı çizim sürecini adım adım çektim. Çok konuştuk, aha adım bir:


Malzemeler: Bir resim kâğıdı -çeşitli kalınlıklarda kurşunkalem(8B ye kadar mevcut bende)- bir poşet çay- ucuz bir sigara- silgi, kalemtıraş ve son olarak fonda müzik. Slow veya klasik müzik tercih edilir. Eveett! Şimdi çizmeye başlayabiliriz.
Tarama sonradan yapılabileceği gibi başından da yapılabilir. Yani taramadan kasıt gölgelemek boyamak, karakalemle olabileceği gibi çini mürekkebi de kullanılabilir. Eğer sonradan yapacaksanız en üstten başlamak en doğrusudur. Aksi elde eliniz resim kâğıdına değdikçe taramanız dağılabilir. Hatta tarama yaparken elinizin temas edeceği yere bir bez koymak akıllıca olacaktır.( ben bunlara pek uymasam da siz dinleyin beni :) )

Bunları maalesef tembelliğimden iki derece miyop cep telefonuyla çektim, pek net değil.Ancak merak etmeyin bitmiş halini tarayıcımdan çıkardım.Sanırım üstüne tıklayınca büyüyebilir. Ki bence yapmayın tüm hatalarım kabak gibi piyasaya çıkar :))


İşte bu bitmiş hali, eğer çini ile tarasaydım şüphesiz daha güzel olacaktı. Hâlâ da bu yapılabilir. Yalnız dedim ya, vakit sıkıntısından karakalem bıraktım. Ama teknoloji imdadıma yetişti, işte çini ile tararsam yaklaşık böyle gözükecektir.
Eveeet. Son olarak bir sigara yakıp keyifle resminize bakıyorsunuz ve işlem tamam :)




Bu amatörce bir resmin oluşum süreciydi bazılarınıza belki birçoğunuza ilginç gelmiş olabilir. Ancak bana sorarsanız mucize aşağıdaki resimlerde. Doğa onca öküzlüğümüze rağmen kusursuzca ödevini yapmaya devam ediyor. Bir blog arkadaşım pelinpembesi-buket.blogspot.com geçen yaz balkonundaki çiçekleri paylaşmıştı. Kıskanmamak imkânsızdı doğrusu, benimde küçük bir balkonum ve birkaç çiçeğim var baktığım. O zaman söz vermiştim bende bir ara paylaşacağım diye kısmet bugünmüş. Sadece su ve sevgi veriyorsunuz, geri kalan her şeyi kendi hallediyor. Hepi topu dört tanecik çilek vermişti ama muhteşemdi bence. Bu rengi bu güzelliği hangi sanatçı elde edebilir ki…






Sevgiyle kalın, hoşça kalın...








29 Mayıs 2012 Salı

CONAN



Tüm ömrüm çizgi roman okumakla geçti diyebilirim ve birkaç yıl öncesine dek her gece yatmadan önce mutlaka arşivden bir tane çıkarıp okuyarak uyuklardım. Mesela Zagor’mu Tom Miks’mi ya da diğerleri,hangisini sayarsanız birinci sayısından son sayısına dek hepsi mevcuttu bende. Sonra gecekondudan apartman hayatına geçince sandıklar dolusu kitapları mahallede yeni yetişen veletlere dağıtarak elden çıkarmak zorunda kaldım. Bir kısmını ise apartmanın kömürlüğüne koydum ama kısa sürede farelere yem olduğunu gördüm. Meğer karton kolileri de kemirebiliyorlarmış. Amerika’da yaşıyor olsaydım o koleksiyonlarla milyarder olurdum her halde. Herkesin bir favori kahramanı vardır benimkisi de Conan’dı. Evvela, conan çizimleri itibari ile tüm romanların arasında en titizlenerek çizilen mecmuaydı. Birden fazla çizeri ve gene birden fazla senaristi vardı. Ülkemizde Marvel yayıncılık tarafından yayınlanırdı. Bizdekiler siyah beyazdı ve orijinalleri de öyle sanırdım, değilmiş. Bu sebeple bende karakalem çizime meyletmiştim, sonraları siyah çini ile tarıyordum. Zaman zaman belki de en hâkim olduğum konu,çizgi roman kahramanlarına özel bir dosya açacağım. Ama hem yukarıda bahsettiğim nedenlerle hem de en sevdiğim olduğundan ilk Conan ile başlayacağım. Bunu bir borç biliyorum.
Evvela onlu yaşlarıma kadar adını conan biliyordum ki değil Konan diye okunuyormuş. Buna alışmam uzun yıllar almıştı. Satıcılar içinse bu sorun uzun yıllar sürdü.
Örnekse:
 - abi konan var mı?
-yok.
-peki, conan var mı?
- ha! O var.
Conan karanlık çağlarda yaşayan bir barbardı. Süper güçleri yoktu, bağımsız bir ruhu ve çelik gibi bir bileği vardı, bir kılıç ustasıydı. O zamanlar keşfedildiği kadarıyla dünyanın kuzeyinde Kimmerya’da doğmuştu. Soğuk iklimin ve yapılı insanların olduğu bu ülkeden henüz 15 yaşlarındayken büyük hiperborya savaşına katılmak üzere ayrılmış ve bir daha asla dönmemişti.
Conan yeri geldi bir hırsız, paralı asker, ödül avcısı, maceraperest, korsan oldu ama aslında hiç de bilindiği üzere bir barbar değildi. En azından yaşadığı dönem itibarıyla. Hatta çağının ötesinde bir filozoftu bile diyebiliriz. Serseri ve gezgin ruhu onu sürekli yeni yerler keşfetmeye itiyordu ve o zaman bilinen üç kıtayı da dolaşmıştı. Bin bir tanrılı dönemlerdi, insanlar ya putlara ya da yaşayan onlar gibi insan tanrılara tapıyordu. Conan’a bu hep saçma geldi ve kendi tanrısı Crom’u hep küfrederken andı. Bir macerasında bir grup askerle düşman ülkece tutsak edilmiş bir tanrıyı kurtarmaya gittiklerinde “kurtarılmayı bekleyen tanrılar beni ilgilendirmiyor” demişti. Çağa göre oldukça normal karşılanan köle ticaretine karşı her zaman midesi tiksinmişti ve kılıcını çok şey için satmasına karşılık buna hep uzak durmuştu. Gene kadının bir meta gibi göründüğü o yıllar(şimdi de pek farklı değil maalesef) rızası olmadan hiçbir kadına el sürmemiştir, ücretini ödediği hayat kadınları hariç. Kadınlar ve çocuklara karşıda ne kan döktü ne de buna izin verdi. O asırda hayatını idame ettirmek için iki yol vardı ya sınırları içinde yaşadığınız kralın toprağında çiftçilik yapıp üç kuruşa ve her türlü zorbalığa boyun eğecektiniz. Tarlanızın talan edilmesi, ailenizin karınızın çocuğunuzun kral veya askerlerince, sapkınlıklarına göz yummak gibi. Ya da elinize bir kılıç alıp hiçbir otoriteye sınıra bağlı kalmadan serseriyane illegal bir yaşamı seçecektiniz. Conan bunu seçmişti ve sadece bunla kalmamış zorbaca ülkesini yöneten nice kralı ve askerlerini buna pişman etmişti. Paraya asla tamah etmemişti, hatta bazı maceralarında bir krallık satın alacak kadar mücevheratı ele geçirdiğinde, şişman göbekli bir pislik olmaktansa ona birkaç ay yetecek parayı alıp uzaklaşıyordu. Aksi halde serüveni sona erecekti, onun için daha keşfedecek yerler, kılıçtan geçireceği gaddar barbar insanlar vardı. Büyücülükten de nefret ederdi ve bunun içinde gereğini yapardı, bildiği şekilde tabi :) Adı üç kıtada ve yedi okyanusta duyulmuş yaşayan bir efsane olmuştu. Hatta çoğu kişi Amra ile Conan’ı iki farklı insan sanırdı aynı şöhreti paylaşan, yaptıkları bir kişiye mal edilemeyecek kadar sonsuzdu çünkü. (Bir arkadaşım Amra ismini ilk duyduğunda dişi Ra sanmış,yarım saat gülmüştüm :)))Hep bir kral olacağını düşlerdi ve günün birinde bu da gerçekleşti ama bir zaman sonra içindeki gezgin maceraperest ruh baskın geldi ve krallığını bir gece ansızın terk etti. Krallık dönemi de ezber bozan şekildeydi. Diğer krallar gibi olası savaşlarda tahtında oturmayıp en önde kılıcını sallıyor, şık balolarda şaklabanca danslara iştirak edemiyordu. Halkının arasında korunmadan dolaşabiliyordu, kimi zaman tebdili kıyafetle şehrin en izbe meyhanesinde içmeye gidiyordu. Vefa bilir bir dosttu, düşmanına saygısı sonsuzdu. Bir asker yaralı arkadaşını omuzlamaya çalışıyorsa ona dokunmaz dokundurtmazdı, oysa diğer barbarlar rahatlıkla kılıçtan geçirebilirdi. Dünyanın kaderini değiştirecek işlere el atmıştı, kudretli tanrıların bile dikkatini fazlasıyla çekmişti. Mistik güçleri olan yerde mi gökte mi pek belli olmayan o bazı tanrılar bir gün conanı huzurlarına çıkarıp şöyle demişlerdi.”Conan tanrılar seni bitmeyen ün ve maceralarla görevlendirdiler” Evet, o noktaya gelmişti ki bazı yerlerde tanrıların gizemli yardımları üzerinde oluyordu. Şaraptan ve kadından anlar, eğlenmesini bilirdi. Yaşamı boyunca önüne Red-sonja, kara korsanların kraliçesi Belit gibi nice kadınlar çıkmıştı. Aşağıya her sayısının başında olan bir yazıyı ezberimde kaldığı kadar yazmaya çalışacağım:
“Şunu bilin ki prensim, kabaran okyanusların Atlantis’i ve onun görkemli kentlerini yutmasından sonra dünyada o güne dek görülmemiş bir çağ başlamıştı. Aryas’ın oğullarının doğduğu bu çağda dünya üzerindeki uygarlıklar ve krallıklar gökyüzündeki yıldızların mavi parıltısı kadar dağınık, fakat belirgindi. İşte bu çağda Kimmerya’lı Conan çıkageldi. Bu kara saçlı çelik bilekli şahin gözlü kılıcını elinden hiç bırakmayan yiğit, dünya üzerindeki tüm uygarlıkları ve krallıkları sandallı ayağının altında çiğnemek istiyordu” BİR NEMEDYA EFSANESİNDEN”
Bunlarda benin çiziktirdiğim bir kaç Conan resmi,işte öyle :)) Sevgiler…




Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...