sevim burak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sevim burak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Mart 2013 Cumartesi

Sevim Burak-Yanık Saraylar



Öğlen üzeri, iki gecedir “ Yanık Saraylar” TV sehpasının yanında bana göz kırpıyor. Bir romanı henüz bitirdim, hazmetmeye çalışıyorum bekle n’olur. Hem, hem korkuyorum nedende seni okumaktan.
Saat 15.30 kitap ellerimin arasında, bu kadar direnebildim. Altı öykü var, ilkini okumaya başlıyorum ancak birkaç sayfa sonra idrak etmeye başlıyorum yazılanları. Öykü bitiyor. Şaşkınlık, hayranlık, hüzün. Kaç zamandır saklamaya çalıştığım karanlığım tozlu halımın altından süzülerek odaya doluyor.

Az beklesem mi? Belki çok erken, kapatıp dışarı çıkmalı, çık Levent. Çok geç, ikinci öyküdeyim.“İki gündür karşı apartmandaki kadının intihar etmesini bekliyorum.” İlk cümleyle birlikte öykünün içindeyim bu sefer.  Artık birer yabancı değiliz ne de olsa. Yaşarken tanışmayı çok isterdim Sevim Burak’la. Çok üzgünüm, artık biliyorum, yokluğunu hep hissedeceğim farkındayım. Üstelik henüz ikinci öykünün ortasındayım. Sayfa 22 belirsiz bir ürperti giriyor içime, titriyorum. Odam soğuk, çok soğuk… Kapıyı açıp bir şey soruyor kardeşim, yoksa annem mi emin değilim. Öfkeyle bir şeyler söylüyorum dinlemeden. Neden öfkeliyim? Kapı kapanıyor. İkinci öykü bitti.

Ertesi gün.

Kitapla aynı adı taşıyan üçüncü öyküden neredeyse bir şey anlamıyorum ama ilgim azalacağına aksine çoğalıyor. Hani sözlerini anlamasanız da çok sevdiğiniz yabancı bir şarkı gibi. Burada da karşıma “La Traviata” çıkıyor: “ Fulya Teyze’m benim gözlerimi gördüğü zaman (TAM BİR EFSANE- TAM BİR ÇOCUK MASALI)diye bağırmış. La Traviata dinliyormuş.” Verdi ne çok yazarın hayatına girmiş. “Büyük Kuş” adlı öykünün ortasında okuduklarım, bu ruh devinimleri aklıma David Lynch’in Mulholland Drive filmini getiriyor. Yatak odasında o güzel ama soğuk vücuduyla hareketsizce ne zamandır uzandığı belirsiz Betty(Naomi Watts)durağan yaşamının aksine kafasının içinde bin bir fırtına kopan o zavallı yalnız kız. Düşlerini, düşüncelerini toparlayabilse… Ah! Nasıl bir girdaptır ki, boğulmamak imkânsız. Belki birazda cazibe hanımın gündüz düşleri gibi.(ama pek anımsamıyorum ki o filmi)

Beşinci öyküyü annesine ithaf etmiş. Okurken öyküde geçen karakterleri ilk iki öyküde de gördüğümü fark ettim. Ve sonra daha birçok şey… Açıkça kendi yaşamından bahsetmiş yazar burada. Belki bu anlaşılmasın diye böyle kapalı bir üslup tercih etmişti. O yüzden neredeyse bir yanılgı payım olmadığını düşünsem de çözdüklerimi kendime saklıyorum. Son öykü, yemek yemeli…

İki gün sonra.

Son öykü de bitti. Artık daha eminim kimden neden nasıl bahsettiğinden. Belki yanılıyorum,hem bu hiç önemli değil zaten. Latife Tekin’den sonra tanıdığım en özgün kadın Türk yazarlarından biri oldu Sevim Burak.- Tabi dağarcığım genişledikçe değişecektir bu durum,öyle çok okunacak isim var ki-Aynı değil elbet, Tekin özellikle ilk romanlarında tekerleme gibi yazar.Uzuunn bir tekerleme okuyorum sanırsınız ama işte enikonu bir romandır. Ormanda Ölüm Yokmuş adlı romanında üslubu değişik ama gene oldukça şahsına münhasır. Son iki romanını ise henüz okumadım. Neyse konumuz Tekin değil,Sevim Burak. Bu sefer böyle bir anlatım şekli seçtim sayın okur, daha ilgi çekici olacağını düşündüm kim bilir. Birazda yazardan etkilenmiş olmalıyım istemeden :) Keyifli okumalar…

24 Şubat 2013 Pazar

kuş masalı



Cumartesi akşam eve dönüyordum; otobüs durağının yanından geçerken reklam afişinden Rihanna’nın kaldırılıp yerine bir çamaşır makinesi resmini koyduklarını fark ettim. Hani Rihanna’dan falan hoşlanmam ama otobüs durağında soğuk bir çamaşır makinesi görmektense afişte olsa sanki bana bakan güzel bir hatun görmek daha iç açıcıydı. Birkaç yıl evvel yakın bir akrabamın benden biraz büyükçe kızının söz evlilikten açıldığı an “aman sakın !” diyerek beni mutfağa götürdüğü an aklıma geldi. Bak bu Ayşe bu Fatma bu da Hacer diyerek fırın,çamaşır ve bulaşık makinesi ile tanıştırmıştı. Evleneceğime bu üç arkadaşı satın alırsam çok daha isabetli davranmış olacağımı falan anlatmıştı. O an mantıklı gelmişti doğrusu, ama şimdi bir afişte olsa çamaşır makinesinin resmi bana pek hoşlanmadığım Rihanna’yı arattığını fark edince, gecikmelide olsa bir “hadi len” diyesim geldi :)

Bugün İstanbul mevsimini şaşırmış gibiydi, güneş tüm azametiyle etrafı aydınlatıyordu ve doğal olarak dayanamayıp kendimi dışarı attım. Çemberli taş’tan başlayıp yürüyerek Sultanahmet Gülhane Eminönü ve yüksek kaldırımı arşınlayarak taa Beyoğlu’na kadar çıktım. Artık bir şeyler yemeliydi ama o an aklıma geldi hazır buraya kadar gelmişken kaç zamandır almayı planladığım Sevim Burak’ın Yanık Saraylar adlı kitabını alabilirdim. Acaba param yeter mi hm! Bakalım cebe tam altı lira var, yaşasın! İnternette baktığımda da sanırım gördüğüm fiyat buydu, dokuz liranın üzeri çizilmiş alta 5.99 yazıyordu. Fransız kültürün karşısında arkadaş kitapevi yok muydu yahu, ne vakit kapandı acaba. Demek Beyoğlu’na gelmeyeli bir hayli oldu. Aslında geliyorum da çoğunluk TGB’nin falan eylemleri olduğu vakit. En sonda 10 Kasım’da uğramıştım sanırım. Demek o kalabalıkta etrafa pekiyi bakınamıyormuşum. Ha! D&R var burada. Ne zamandan beri var? İçeri girip bak Allah bak yok kitap. Zaten pek popüler bir yazar değildi, hem yaşadığı dönem hem de şimdi. Yazarın ismini ilk Selim İleri’den duymuştum, hani bilen bilir trt2’de bir edebiyat programı vardı. Yıllarca Attila İlhan’ın değişen yönetimle beraber boşalttığı koltuğa geçmişti. Severim Selim İleri’yi ama apolitik tavrı hep üzmüştür beni. Neyse işte o bir programında salık vermişti okumamızı, Dişi Kafka demişti, o mu demişti? Neyse duymuşum işte bir yerden. Sonra bu yıl yazarlara okunması en güç yazarlar diye bir anket yapılmıştı. Hemen hepsinin ilk beşinde adı geçiyordu Sevim Burak’ın. Kapalı bir dili olmasına karşın mükemmel bir yazar olduğunu da ekleyerek. Okumalıydım bu kadını. Baktım bulamıyorum bilgisayar başındaki kıza bir sorayım dedim. Direk kitabın adını söylesem vereyim falan diyecek ama ya daha pahalıysa mahcup olmak var. “ şey sevim Burak’ın bir kitabını arıyorum ama adı aklımda değil bir bakar mısınız?”  Kız: “hm! Elimizde sadece yanık saraylar var” işte aradığım kitap zaten bu, ilk eseri. “ acaba o muydu emin değilim ki, fiyatı ne kadar?” Kız: “ 9 liraymış vereyim mi?” ulan internette altı lira diyordu, saçmalığa bak demek online alınca indirim yapıyorlar. “ şey en iyisi ben bir telefon edip sorayım, kolaayy gelsin” yürü bakalım Levo belki Mephisto’da buluruz. Ulan bu kalabalık ne, hiç hayra alamet değil. Son sesle bir hatun boktan bir gün mü diyor, boktan bir adam mı diyor şarkıda. Her ne ise hepsi bana uyar. İnsan bu kadar güzel mi boktan der yahu :) ha! İmza kuyruğu kim bu yazar çıkaramadım. Birsen Tezer yazıyor arkasında, ah şu güzel sesli hatun. Zaten kitap değil, kaset imzalıyormuş. Kaset ne yahu CD işte, gene yaşımızı belli ettik :)Cık! Bu kalabalıkta kitap mitap bulunmaz, uza oğlum levent. Vee işte tünele yaklaşırken YKY açık, burada vardır ulan. İşte hem de yazarın tüm külliyatı karşımda. Hemen fiyatına bakıyorum, sekiz lira, tüh! Şey fiş almasam 6’ya bırakır mısınız desem… Dışarı çıkıyorum yanımdan hoş bir hatun geçiyor, tanıyorum ben bunu yahu, akrabam mı? Ha! Şu survivor Seda. Lan ben survivor falan izlemem ki nerden yer etmiş zihnime. “merhaba sizi severek izliyorum. Şu yandaki ucuz kafede birer çay içsek mi” diyemedim ya la :) yok bugün alamayacağız bu kitabı atla metroya doğru eve Levo. Ama bir dakka beyazıtta Özdemir çarşısında ikinci eli ya varsa. En fazla 5 lira olsun ikinci eli. Tekrar Eminönü, Sultanahmet falan yayan dönülür. Malum Sultanahmet turist kaynıyor. Ya yürümekten beynim sulandı, ya da bu yanımdan geçen heather graham’den başkası değil. Aman ne arayacak İstanbul’da hem zaten bu gece Oscar gecesi değil mi?  Neyse işte çarşıya vardık, yook yok işte kitap. Artık hafta içi şu lanet avm’ye gitmek şart oldu. Bu otobüs bizim ki değil mi be? Hey hopp! Cık durmayacak zaten uzun saçlıyım diye gıcık olup hep böyle yapıyorlar. Haa! Yoksa… Vallah kapıyı açtı. Oh be günün en güzel yanı bu oldu. dııdıttt! Kalan bakiye 85 kuruş. Vay anasını az daha yayan dönecekmişim. Şu okula kayıt olmanın en iyi yanı bu paso işi oldu. Abi biraz ilerler misiniz bak arkalar bomboş…

İyi pazarlar :)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...