Gül oyna çocuk,bak güneş
gülümsüyor yüzüne. Henüz hiçbir şeyin farkında değilken doyasıya oyna. Ne de
olsa kalbin kırılacak günün birinde,sonra bir daha ve bir daha… Hani belki
sende kıracaksın birilerini,fark etmeden incitsen bile bu suçunu
hafifletmeyecek. Akıllanacaksın taş bağlayacaksın yüreğine. Hayallerin,gülüşün,umutların,inancın
hepsi gidecek bir gün, kimini kaybedeceksin nedensiz, kimini ise çalacaklar
senden. Mesela gülüşün, o güzel gülüşünü bir sonbahar akşamı çalıverecekler
senden. Ve gün gelecek kabulleneceksin, kabullenmeyi öğreneceksin. Ardından şaşkınlıkların
azalacak, bileceksin. İnsanoğlu bu her şey beklenir diyeceksin. Belki bir çift
güzel göz bakışlarıyla delecek yüreğini başını eğeceksin yada uzatılan bir ele
sırtını döneceksin. Çünkü biliyorsundur artık gerçeği,yalın sevimsiz gerçeği. Bak
nasılda rüzgar çıktı birden haydi sal göğe uçurtmanı. Uzan çimlere ve gökyüzünü
seyret doyasıya. Şimdilik kara bulutları görmezden gel,şu yandakine baksana
tıpkı boynuzlu bir ata benzemiyor mu sence de ? biliyorum bazen ellerini çenene
dayayıp merak ederdin büyümüş halini, acele etme tamam mı. Merak edilecek bir
şey yok. Sadece seni düşünüyor olucam. Ortada bir yerde buluşmak dileğiyle. Ha evet
boyun upuzun oluyor düşündüğün gibi,saçlarını da uzattın.Evet,evet tıpkı define
adasındaki kaptan uzun john silver gibi. Yakışıklısında haa ;) ne üçüncü
sınıfta okula yeni gelen o kız mı ? Emin ol adını bile hatırlamayacaksın :) Kendine
iyi bak ve bolca kalsiyum al. Güven bana çoook ihyiyacımız olacak. Hadi hoşça
kal velet ;)
çocuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çocuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
9 Kasım 2016 Çarşamba
31 Ağustos 2012 Cuma
Sanal zamanlar..
Birazda merak eden varsa diye yazıyorum ama evimde
laptopumun başında değil bir internet kafede. Nedenine gelince yaklaşık bir ay
süreyle arkadaş hatırına kafesini işletme görevi bana kaldı. Eee…uzun süre
işsiz olanınız varsa bilir,bütün angarya işler için biçilmiş kaftansınızdır.
Levent evladım faturamı yatır mısın, vayy levo oğlum hafta sonu taşınacağız
yardım edersin di mi, levent yeğeninin iş bilgisi ödevini yapmasına yardım
edersin artık gibi gibi. Hatta hiç samimi olmadığınız bir arkadaşınız birden cepten
arar sizi, oğlum gel bir kafede çay içelim,yani anlayacağınız emanet arkadaşlık
bile yaparsınız,mecbursunuzdur. Abi işim var derseniz, hadi lenn yatmaktan
başka ne işin var diye alaylı bir kınamada bulunurlar. Oysa ki kitap okumak,
bir sergiye gitmek,spor yapmak, internette sörf yapmak gibi( bu spor sayılmaz
elbet)daha benzeri bir çok işim vardır oysa. Belki de İstanbul’un sessiz bir
köşesinde bir ağacın gölgesinde yazı yazmak veya hayatı anlamaya çalışmak
gibi..of!! size de pek inandırıcı gelmedi değil mi :) valla müsait değilim
arkadaşlar.
Neyse tüm bu yazıyı şu an ki halimden yakındığım için
yazmıyorum ancak biline,bu dostum kırabileceğim biri değil. Eskiden beri
tanıdığım ama ilerleyen yaşlarımda samimiyetimin arttığı bir arkadaş. Yazma sebebim
hem varsa merak edeni bilgilendirmek hem de burada ki gözlemlerimi paylaşmak
istiyorum kısaca.Kısaca diyorum çünkü çokça yorumda görüyorum “hayy çok uzun
yazıları okumaktan sıkılıyorum ben” evet biliyorum biliyorum sıkılırsınız
hanfendi,çünkü okuma gibi bir melekeniz alışkanlığınız yok sizin. ( nedense hep
kadınlardan duyduğum için hanımefendi dedim,pek akıllıca değil zira neredeyse
tüm okuyanlarım kadın :) )Bende kimi uzun yazıları okumam ama o yazarı da
okumuyorumdur zaten,bu kadar basit. Mesela diyelim Yılmaz Özdil ne kadar uzun
yazarsa yazsın okurum, gerçi o pek uzun yazmaz ama yazsa yani demek istedim.
Üstelik bu yaz hayli kitap okudum yaw aferim bana :)
Cık! Şimdi şöyle bir baktım da word dosyasına, baya uzun bir
giriş oldu gene.Haksız sayılmaz şu şikayetçiler sanki.Ulan iki satırda fikir
değiştirdim sanki,Levent biraz arkasında dur yazdıklarının yahu.
Efenim ne desem ki acıyorum şu veletlere,gencecik beyinler
koca gün burada vakit öldürüyor.Adeta bir kreş vazifesi görüyoruz.Çocuk bir
saatlik açtırıyor,süresi bitince somurtkan bir ifadeyle dışarı çıkıyor beş
dakika sonra büyük bir sevinçle ve koşa koşa geri geliyor.Ya dedesinden,ya
annesinden kapmış 50 kuruş doğru kürkçü dükkanına. Kimi aileler ise sanki
kendisi yolluyor,herhalde hem yeri belli diye düşünüyor,hem de evde kafasını
dinliyor olmalı. Bu sanal bağımlılık feci boyutlarda sanmayın ki araştırma
yapıyorlar hep oyun hep oyun. Oyunlarda öyle süper mario falan değil ha, hepsi vurdu
kırdılı şeyler. Çocukların silahlar hakkındaki bilgilerine inanamazsınız. Savaş
eğlenceli bir şey değil, bunu bilmeleri lazım. Şiddete meyilli olacak
bence gelecek nesiller,üçüncü dünya savaşı kaçınılmaz. Gerçi ebeveynler farklı
mı, görüyorum sokakta bir çocuk daha el kadar bebe anasının eteğini çekip
huysuzluk yapıyor diyelim,tam ağzının ortasına tokadı yiyor ve kadın ardından ekliyor “gebertirim
seni”. Off…Yetişkinlerde geliyor elbette cafeye ama onların derdi farklı,
malumunuz çoğunlukla flört. Gerçi bazı uzmanlar çocukların bu tarz oyunlar
sayesinde aksine şiddetten uzaklaşacağını iddia ediyor,belki haklılar.
Ne bileyim yaa,biz sanki daha şanslı bir nesildik,yoksulduk
ama yoksun değil. Ana kucağında büyüdük, oynayacağımız bir bahçe,sessiz
sokaklar vardı.Zaten saysan kaç araba vardı ki mahallemizde. Annemde hiç
şunları dışarı yollayım da kafa dinleyim demezdi. Derslerimizle ilgilenir
başımızı okşar,oyun oynardı bizimle. Üstelik o zaman ne çamaşır makinesi
vardı,ne bulaşık. Elde koca gün çamaşır yıkardı,zaten sıkça altımıza işerdik :)
Başını kaşıyacak vakit bulamazdı yani ama hiç başından savmadı bize.O dönem
anımsıyorum semtimizin tüm anneleri böyleydi. Şimdikilere bakıyorum da, ulan
hadi çocuklar senin için bir dert ( nasıl oluyorsa) bari ev işi yap,akşam
yemeğini bile kocandan bekliyorsun.Vallah kızmayın son zamanlarda gözlemlerim
hep böyle.Şimdi özür diliyorum sizlerden,nedenine gelince sanırım kapak olarak
kullanacağım resim çok daha aydınlatıcı olacak. Ne işe yaradı bu yazı
şimdi,hımm.. ana fikir şu herhalde: çocuklarınızı sevin ilgilenin.Teknolojiden
mahrum etmeyin ama bağımlısı olmasına da izin vermeyin. Kitap okumaya alıştırın,tiyatroya
götürün.Bak sinema demiyorum o pahalı ama şu ikisi vallahi ucuz şeyler. Kitap
okumak da öyle satın almakla olmaz siz okuyacaksınız ki o da meraklanıp okusun.
UNUTMAYIN ÇOCUKLAR GELECEĞİMİZDİR.Özlemini kurduğumuz gelecek onları iyi
eğitmekten geçer.Sevgiyle kalın…
Kaydol:
Yorumlar (Atom)

