martin scorsese etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
martin scorsese etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Mayıs 2014 Salı

you talkin' to me ?


(05.01.2014 tarihli yazı )
(not: renkli yazılar linkli biliyorsunuz değil mi ?Finaller bitsin periyodik olarak yazmaya çalışacağım, şimdilik taslaklardan ...)

Geçen nerde okumuştum “canlı yazmak”… Sanırım kastedilen, öylece klavyenin başına geçip akışına bırakmak. Zaten çoğumuz böyle yapmıyor muyuz? Neyse efenim, işte öylesine oturdum laptopun başına. Bir ara yaklaşık iki üç hafta önce metroda yaşadıklarımı yazacağım.  Onu biraz özenerek anlatacak gibiyim,o yüzden demlensin az. Lakin Subway Stories filmini izlerseniz daha âlâ olur derim ben. Şimdi ise ne yazsam… hmm! Hepimizi boğan gündemden bahsetmenin âlemi yok sanırım. Ha! Buldum. Dün gece sığınmak için zap yaparken Charlie Rose’a denk geldim. Hiç haz etmem heriften ve programından. Lakin konukları Martin Scorsese ile Dicaprio’ydu. Martin’e teşekkür borçluyum, sinemanın en iyi beş yönetmeninden biridir bence.

 Oscar’ın politikası çok değişkenlidir. Bazılarına daha kariyerinin ilk yıllarında heykelciği verirler ki şevke gelsin de bize daha iyi işler versin diye. Bazılarına ise ömrünün son anına dek bunu yaşatmazlar, hırslansın ya da götü kalkmasın diye(hiç kusura bakmayın bizim köyde göte göt derler. bkz: Can Yücel) ve böylece hep en iyiyi yapmaya devam etsin gibisinden. Bazen de şans bu ya, tam heykelciği alacağın sene öyle bir iş çıkar ki seni bir sonraki yıla atarlar ve sonraki yıla ve sonraki yıla… Martin Scorsese ikinci gruba dâhil olanlardan, bazen de üçüncü.

Lise 1 sanırım sene 94, okulun yanında açılan videocuya gidiyorum. İçeride baba oğul çalışıyorlar, biraz Amerikanvari adamlar ve aksanları var. Sanki uzun yıllar yurtdışında kalmışlar gibi. Sinemadan müthiş anlıyorlar. Ve bendenizi pek seviyorlar, bu velet baya baya altta kalmıyor onlarla muhabbette. Her okul çıkışı gidip uzun geyikler yapıyoruz. Bazen tartışıyoruz falan. Arada baba, ben Paramount’tayken falan diyor. Parada yok ya bende, kedinin kasabın ciğerlerini kesmesi gibi filmler afişlere falan bakıp kültürel açlığımı gideriyorum bir yandan. Emir Kustrica’nın Underground’u en üst rafta, üç cd. Gözüm hep onda. Alacağım bir gün. Ve alıyorum da günün birinde. Baba zor veriyor filmi, hak etmeyen birine satmazdım bunu diyor. Birazda Boşnak kökenli oluşu filmle arasında özel bir bağ oluşturmuş. Neyse efenim bir okul çıkışı gene uğruyorum. Harçlıklar birikmiş. Baba diyorum, bana öyle bir film ver ki, eskilerden olsun, hani yeterince değeri anlaşılamamış, yönetmeni Oscarı tatmamış ama sağlam bir film . Tezgâhın altına eğiliyor, beş dakika aranıyor falan ve pat, önüme Taxi driver’ı atıyor. Waow! İşte böyle başlıyor Scorsese’ye hayranlığım.

Dün gece Charlie Rose’da öyle heyecanlıydı ki. Rahat yetmiş olmuştur fakat sanki benden çok daha gençti. Kafasında daha binlerce proje, hayal var. Bu yeni dijital teknolojide çok heyecanlandırmış onu,kullanmadan ölmek istemiyor gibiydi. Espritüel ve oldukça neşeliydi. Giderekte tipi Woody Allen’a benzemeye başlamış. Sanki çift yumurta ikizi gibi olmuşlar. Dicaprio’yu da severim. O da seviyor olacak ki, son on yıldır Deniro’nun yerine onu kullanıyor filmlerinde. He tabii Deniro’nun yaşı da bunda büyük etken. Arada bir araya gelip film falan izliyorlarmış, dostlukları da var sanırım. Dicaprio geçen evine gelip şöyle demiş: "hey Tarkovski diye biri var duydun mu, şey filmini izledim şey…” Scorsese ve Rose haklı olarak gülüyorlar. Solaris’ten mi bahsediyorsun. Evet,evet demiş… Tarkovski’yi bilmemek mümkün mü Dicaprio, hele Solarisi? İlahi :)))Başka yerde sorsan döverler adamı inan. Neyse efenim işte bizim Scorsese’yi sen Mean street’te, Taxi Driver’da, Racing Bull’da, Goodfellas’ta falan ve daha onlarca filmde görmezden gel Departed’da en iyi yönetmen Oscar’ını ver. Neyse, bari ölmeden aklına geldi ya Oscar amcanın, bu da bir şey. Sahi, Raging Bull deyince aklıma geldi. Bizim Sly ve Deniro bir boks filminde bir araya gelmişler. Düşünebiliyor musunuz :) Bir nevi Rocky ve Raging Bull’un kapışması olacak gibi sanki :) Neyse iyi laf salatası yaptık, okuyana özür. Ama kafanızı dağıtmadım mı en azından, benim dağıldı vallah :) hadi herkese Happy Christmas… :)))


19 Ocak 2014 Pazar

ceee


Bir ay oldu mu? Sanmayın ki bu süre zarfında boş durdum. Belki de yazınsal anlamda en üretken olduğum dönemdi. Güne dair küçük ama oldukça renkli ve bir o kadar ilginç, öyle şeyler kaleme aldım ki… Kiminde sadece “alan araştırması yapan katılımcı gözlemci “modundaydım. (Az önceki cümlede okuduğunuz, zincirleme isim tamlamasıyla yazar burada gitgide sosyolog olmaya başladığının sinyalini vermekte, takılmayın. )Kiminde bizatihi olayın öznesi durumundaydım.  Sonra arta kalan zamanlarda epey sinemadan, çoğunluk hollywood’dan bahsettim. Martin Scorsese ile Woody’nin gitgide siyam ikizine dönüşmelerinden, sinematografik anlamda değil tümüyle fiziksel. South park family guy gibi animelerin,bazı eski filmlere yaptıkları göndermelerin anımsatmasıyla, altmış yetmişlerin sinemasına yolculuk yaptım. Diane Keaton’lara Charlotte Rampling’lere yöneldi vizörüm. Helen Mirren ve Judi Dench imdb’de itinayla taranıp, yerlere eğilip secde edildi falan. Diksiyon kursu almaya başladım, hâlâ hızlı ve telaşlı konuşuyorum Allah’tan. Woody’nin nevrotik, ironili üslubuna sahip olduğumun ayırtına vardım da o haseple Allah’tan dedim. :) Woody demişken, yeni yaşıma girdiğim ilk saatlerde çok güzel bir hediye aldım doğrusu. Çokta uğraşmış çocuklar sağ olsun, gecenin maliyeti rahat milyon doları geçmiştir. Hepsi zahmet edip bir araya gelmiş benim için. Üstelik bilmem kaç ülkede canlı yayınlandı. Altın Küre (Golden Globe)den bahsediyorum yahu :) sabaha denk izledim büyük bir keyifle. Kırmızı halı olsun, bizimkilerin salonda konuşlanışı olsun. Çoğunuzun fark etmediğine emin olduğum öyle kulis dedikoduları çıkardım ki. Bunları da yazdım. Gece de Cecil d Demille’e Woody allen layık görüldü. Diane Keaton, Woody için öyle içten samimi ve bir o kadar dolu bir sunum yaptı ki, ayakta alkışladım. Yine sizlerle paylaşmadığım Charlie rose’a konuk olan Dicaprio’yu yerdiğim yazının biraz insaniyetsiz olduğunu fark ettim. Zira L. Dicaprio gece boyunca ustalarını büyük bir dikkat, heyecan ve hayretle takip eden yegâne kişiydi.(Yanında bir hatun olmaması bunda büyük etkendi tabi ) Ah! Unutmadan, Jacqueline Bisset bile gecedeydi. Bundan daha güzel bir hediye alamazdım gerçekten. Fena içmişti :)

İşte bir ay böyle geçti gitti. Şimdide şu finalleri verip, ihmal ettiğim biricik kentim İstanbul’u doyasıya gezmek istiyorum. Ah bu arada, Woody emin ol senin Manhattan’ına on basar benim şehrim. Ayrıca sırtımda paralanmaya yüz tutmuş ceketim haricinde gene emin ol fiziksel açıdan hiçbir benzerliğimiz yok seninle. Hani övünmek gibi olmasın Johny Deep ile hım… (bulamadım) Johny deep arasında bir yerlerdeyim.

Woody : Bi-bilemiyorum. Bugünlerde uzun saçlı ve keçi sakallı bir çok kişi bu..bu yanılsamayı yaşıyor bence.Sağ yanağında kocaman beni olan bir kız arkadaşım vardı. Kkk-ke..sırf bu yüzden kendisini Robert De Niro’ya benzetiyordu.
Ben: Woody ? come on… :)
Woody: Ta-ta-tamam. Kabul ediyorum. Bir gece yatakta tam da o işi yaparken dayanamayıp oo-ona bunu söyleyen bendim. Ne yapabilirdim ki ger-gerçekten çok benziyordu. Anlamadım sonrasında beni terk etti. Why?

Not: bu diyalog tümüyle bir hayal ürünü olup yıllardır seyrettiğim Woody filmlerinden öğrendiğim mizah tarzının bir ürünüdür. (özellikle eski filmleri)olmadı ya :Pp
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...