Kenan’a kızgınım. Üstelik daha
onu tanımıyorum bile ancak şimdiden yapacaklarını seziyorum. Hiç şüphesiz
romanın başkarakteri olarak benle benzeşen birçok yanı olacaktır.
Şu şarkıyı dinlemekten de
vazgeçmeliyim artık, yoksa hem okuru hem de beni kahredecek kadar ağır bir
melodram hâkim olacak konuya. Ayrıca Silivri’de yaşanan içler acısı durum devam
ederken; böyle bir süreçte yazının başına geçmek… Bunun verdiği sıkıntı,
seyirci kalmaktan öteye gidememek… Mahcubiyet… acziyet… Yanlış bir zaman bu,
yanlış… Ancak buna rağmen içimdeki dürtüye söz geçiremiyorum. Daha önce birkaç
denemem olmuştu. Bu sefer ki farklı bir teknik olacak, önceden bir konu, durum
tasarlamadan yazdıkça şekillenecek gibi öykü. Elimdeki tek done başkarakterin
adının Kenan olduğu. Önceki hiçbir denememde kendimi disipline edememiş ve
yarıda kalmıştı her biri, yalnız bu sefer buna müsaade etmeyeceğim. Bunu
yazmaya ihtiyacım var, belki bu şekilde sorularıma sorunlarıma da cevap
bulabilirim. İyi oldu bu zorunlu dijital detoks, geçen değindim internet olsun
televizyon olsun kurtuldum bunlardan, kuşkusuz yazmamı tetikleyen unsurların
başında bunlar yer alıyordur.
Neden bahsettiğime gelince,
bundan sonra bir yandan yaza dururken bir yandan da buraya romanın arka planı
hakkında düşüncelerimi, günün gelişen olayları ile birlikte romanın nasıl şekillendiğini,
ne süreçlerden geçtiğini, karakterlerle yaşadığım çatışmaları, özetle bir
romanın anatomisini yazacağım. Bunun hem kendime hem de okuyucuya birçok yönden
faydalı yanları olacağını düşünüyorum. İtiraf ediyorum blogu sessiz sedasız
kapamayı düşünüyordum. Bu güne dek beni frenleyen okuyan birkaç kişiye
haksızlık olur mu acaba düşüncesiydi. Ki bana sorsanız kapamam herkesin
yararına olurdu ya neyse :) Şimdi ders başına geçmeliyim yakında sınav var. Ah!
Yukarıda bahsettiğim şarkıyı merak eden olursa, maalesef yeni duyduğum çok eski
bir çalışma, işte efenim aşağıda:
Sevgiyle kalın, hoşça kalın…
Ah!unutmadan yeni yıl hepimize mutluluk huzur barış getirsin :)
