pazar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
pazar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Nisan 2017 Pazar

pazar halleri



Pek mutlu bir insan değilimdir ben, kötüsü bundan şikâyetçi falanda değilim. Zaten her dem muhalif ve kabarık bir vicdana sahipse kişi aksi de beklenemez sanırım. İşte ömür geldi geçiyor ve ortalama ömür yetmiş dersek nihayet yarası geçeli iki yıl oldu. Nihayet diyorum zira asla tam anlamıyla yaşamayı beceremedim ben. Açması güç ve gereksiz,yaşasaydı beni en iyi Tutunamayanlar’ın yazarı Oğuz Atay anlardı diyerek bu paragrafı kapatıyorum.

Sartre’ı özledim,birden aklıma geldi. Çocukluk arkadaşımın arabasıyla geçen sene Bebek’ten geçerken Levo  canım ne çekti diye sorduğunu hala anımsıyorum. Ne diye sorunca ketçap demişti. Canı ketçap çekenler ve Sartre’ı özleyenler işte böyle garip bir dünyanın mensubuyum.  Gün içinde normal diye addedilen o büyük çoğunluğa uymak için ne zahmetler çektiğimi siz tahayyül edin. Nasıl olacak ki zaten sizde onlardansınız. Doğruyum demeye çalışmıyorum aksine arızalı olan ben olmalıyım ama laf aramızda seviyorum bu arızalı halimi,ben buyum. Yürürken iddia ediyorum hepinizi sollarım beynim ise bundan iki kat daha hızlı,dolayısıyla çok ve hızlı konuşuyorum,aksi mümkün mü. Bu da rahatsız ediyor insanları,ukala diye anılmaktan bıktım. Artık çoğu soruya bilmiyorum cevabı veriyorum bu yüzden, hele bir tartışma söz konusuysa kaybeden hep ben oluyorum,zira karşımdaki ile tartışacak gücüm yok. Dilimi en basit hale getirmem lazım ve bu çok yorucu. Binlerce terminolojik kelime bilmek ama hiç birini kullanamamak… bu paragrafta burada sonlansın.

Beyoğlu,ah Beyoğlu… ikidir kayboluyorum Beyoğlu'nda, hele geçen Halep pasajını bile bulamadım. Ama sebebini nihayet çözdüm,tanıdık yüzler arıyorum,tanıdık sohbetlere kulak misafiri olmak istiyorum,tanıdık eylemler görmeye çalışıyorum, kendimi arıyorum, beni zamanında buraya çeken şeyleri ve tüm bunları ararken bu kayboluşun içinde fiziki mekanları kaybetmek kaçınılmaz oluyor bence.  Eskiden yanı başımdan çocukluğum geçiverirdi ansızın,tuhaf bir melankoliye gark olurdum. Şimdi yanımdan geçiveren çocuklar çok yabancı. Son Gülgün Feyman geçti yanımdan,ne kısa boyu varmış ve ne yaşlanmış meğerse. Sanki o da kaybolmuş gibiydi oysa Ulusal Kanal az ilerideydi. Gözlerindeki şaşkınlığı görmemek imkansızdı,her yere ve sanki hiçbir yere bakıyor gibiydi. Meydana çıktım oh ne güzel beton dökmüşler bir dönümlük alana mis gibi olmuş. Dayanamadım ve en yakın seanstaki filme girdim hem tesadüf bir bilimkurguydu. Komik ama bilimkurgu filmler daha bir gerçek gelmeye başladı gözüme. Son zamanlarda hiç olmadığı kadar gökyüzüne bakıyor bu tarz filmler izliyorum. Bizden medeti kesmiş olmalıyım,uzaydan gelecek dostlar el uzatmalı artık ve kendimize gelmeliyiz. Ah! Film “ghost in the shell” di,izlemeyin vasat bir bilimkurgu. Ama geçen hafta evde izlediğim Arrival ise interstellar kadar olmasa da sağlam bir filmdi. Bu paragrafta burada bitsin.


İş yerimde can sıkıcı şeyler oluyor her zamanki gibi ve gene çalışan kaynaklı. Geçen yaz şu elim kazayı yaşamasaydım bir metal sanat atölyesi açacağımı söylemiştim. Bunu bu yaz denemeyi düşünüyorum,çok az olan birikimimin bir kısmını riske atma zamanı geldi. Bahtım açık olursa belki sonrasında işi bırakıp sadece bu işe yönelirim,hani çorbam kaynasın yeter. Sonrasında ise bu konsepti alıp Ege kıyısında bir şehre taşırım,kim bilir. işte öyle,daha çok yazacak şey var ama biraz aptal aptal tv ekranına bakıp uyuya kalmayı umuyorum. Zira gece 11’de eve geliyorum,böyle aptal sapsal anlara ihtiyacım oluyor. Her şeye rağmen biliyorum ki her gün bir hediye ve bunun için Tanrı’ya her sabah şükrediyorum. Huzur olsun,sağlık olsun geriye kalan her şey hikaye. Sevgiyle kalın,bana benzemeyin aldığınız kitapları okuyun,yoksa arkanızdan ağlarlar :) bybye…

https://www.youtube.com/watch?v=eijz1hSj9u0
önümüzdeki yazının konusu bu video ;)

24 Şubat 2013 Pazar

kuş masalı



Cumartesi akşam eve dönüyordum; otobüs durağının yanından geçerken reklam afişinden Rihanna’nın kaldırılıp yerine bir çamaşır makinesi resmini koyduklarını fark ettim. Hani Rihanna’dan falan hoşlanmam ama otobüs durağında soğuk bir çamaşır makinesi görmektense afişte olsa sanki bana bakan güzel bir hatun görmek daha iç açıcıydı. Birkaç yıl evvel yakın bir akrabamın benden biraz büyükçe kızının söz evlilikten açıldığı an “aman sakın !” diyerek beni mutfağa götürdüğü an aklıma geldi. Bak bu Ayşe bu Fatma bu da Hacer diyerek fırın,çamaşır ve bulaşık makinesi ile tanıştırmıştı. Evleneceğime bu üç arkadaşı satın alırsam çok daha isabetli davranmış olacağımı falan anlatmıştı. O an mantıklı gelmişti doğrusu, ama şimdi bir afişte olsa çamaşır makinesinin resmi bana pek hoşlanmadığım Rihanna’yı arattığını fark edince, gecikmelide olsa bir “hadi len” diyesim geldi :)

Bugün İstanbul mevsimini şaşırmış gibiydi, güneş tüm azametiyle etrafı aydınlatıyordu ve doğal olarak dayanamayıp kendimi dışarı attım. Çemberli taş’tan başlayıp yürüyerek Sultanahmet Gülhane Eminönü ve yüksek kaldırımı arşınlayarak taa Beyoğlu’na kadar çıktım. Artık bir şeyler yemeliydi ama o an aklıma geldi hazır buraya kadar gelmişken kaç zamandır almayı planladığım Sevim Burak’ın Yanık Saraylar adlı kitabını alabilirdim. Acaba param yeter mi hm! Bakalım cebe tam altı lira var, yaşasın! İnternette baktığımda da sanırım gördüğüm fiyat buydu, dokuz liranın üzeri çizilmiş alta 5.99 yazıyordu. Fransız kültürün karşısında arkadaş kitapevi yok muydu yahu, ne vakit kapandı acaba. Demek Beyoğlu’na gelmeyeli bir hayli oldu. Aslında geliyorum da çoğunluk TGB’nin falan eylemleri olduğu vakit. En sonda 10 Kasım’da uğramıştım sanırım. Demek o kalabalıkta etrafa pekiyi bakınamıyormuşum. Ha! D&R var burada. Ne zamandan beri var? İçeri girip bak Allah bak yok kitap. Zaten pek popüler bir yazar değildi, hem yaşadığı dönem hem de şimdi. Yazarın ismini ilk Selim İleri’den duymuştum, hani bilen bilir trt2’de bir edebiyat programı vardı. Yıllarca Attila İlhan’ın değişen yönetimle beraber boşalttığı koltuğa geçmişti. Severim Selim İleri’yi ama apolitik tavrı hep üzmüştür beni. Neyse işte o bir programında salık vermişti okumamızı, Dişi Kafka demişti, o mu demişti? Neyse duymuşum işte bir yerden. Sonra bu yıl yazarlara okunması en güç yazarlar diye bir anket yapılmıştı. Hemen hepsinin ilk beşinde adı geçiyordu Sevim Burak’ın. Kapalı bir dili olmasına karşın mükemmel bir yazar olduğunu da ekleyerek. Okumalıydım bu kadını. Baktım bulamıyorum bilgisayar başındaki kıza bir sorayım dedim. Direk kitabın adını söylesem vereyim falan diyecek ama ya daha pahalıysa mahcup olmak var. “ şey sevim Burak’ın bir kitabını arıyorum ama adı aklımda değil bir bakar mısınız?”  Kız: “hm! Elimizde sadece yanık saraylar var” işte aradığım kitap zaten bu, ilk eseri. “ acaba o muydu emin değilim ki, fiyatı ne kadar?” Kız: “ 9 liraymış vereyim mi?” ulan internette altı lira diyordu, saçmalığa bak demek online alınca indirim yapıyorlar. “ şey en iyisi ben bir telefon edip sorayım, kolaayy gelsin” yürü bakalım Levo belki Mephisto’da buluruz. Ulan bu kalabalık ne, hiç hayra alamet değil. Son sesle bir hatun boktan bir gün mü diyor, boktan bir adam mı diyor şarkıda. Her ne ise hepsi bana uyar. İnsan bu kadar güzel mi boktan der yahu :) ha! İmza kuyruğu kim bu yazar çıkaramadım. Birsen Tezer yazıyor arkasında, ah şu güzel sesli hatun. Zaten kitap değil, kaset imzalıyormuş. Kaset ne yahu CD işte, gene yaşımızı belli ettik :)Cık! Bu kalabalıkta kitap mitap bulunmaz, uza oğlum levent. Vee işte tünele yaklaşırken YKY açık, burada vardır ulan. İşte hem de yazarın tüm külliyatı karşımda. Hemen fiyatına bakıyorum, sekiz lira, tüh! Şey fiş almasam 6’ya bırakır mısınız desem… Dışarı çıkıyorum yanımdan hoş bir hatun geçiyor, tanıyorum ben bunu yahu, akrabam mı? Ha! Şu survivor Seda. Lan ben survivor falan izlemem ki nerden yer etmiş zihnime. “merhaba sizi severek izliyorum. Şu yandaki ucuz kafede birer çay içsek mi” diyemedim ya la :) yok bugün alamayacağız bu kitabı atla metroya doğru eve Levo. Ama bir dakka beyazıtta Özdemir çarşısında ikinci eli ya varsa. En fazla 5 lira olsun ikinci eli. Tekrar Eminönü, Sultanahmet falan yayan dönülür. Malum Sultanahmet turist kaynıyor. Ya yürümekten beynim sulandı, ya da bu yanımdan geçen heather graham’den başkası değil. Aman ne arayacak İstanbul’da hem zaten bu gece Oscar gecesi değil mi?  Neyse işte çarşıya vardık, yook yok işte kitap. Artık hafta içi şu lanet avm’ye gitmek şart oldu. Bu otobüs bizim ki değil mi be? Hey hopp! Cık durmayacak zaten uzun saçlıyım diye gıcık olup hep böyle yapıyorlar. Haa! Yoksa… Vallah kapıyı açtı. Oh be günün en güzel yanı bu oldu. dııdıttt! Kalan bakiye 85 kuruş. Vay anasını az daha yayan dönecekmişim. Şu okula kayıt olmanın en iyi yanı bu paso işi oldu. Abi biraz ilerler misiniz bak arkalar bomboş…

İyi pazarlar :)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...