Woody allen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Woody allen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Eylül 2019 Çarşamba

Woody'nin Newyork'u, İstanbul'un Levo'su


"İstanbul'u Artık Hiç Sevmiyorum", rast makamında çalan bu enfes şarkının nakaratına, odamda yapayalnızken dahi eşlik edemediğimi fark edince, anladım ki bu tuhaf şehre koşulsuzca aşığım. Tuhaf kelimesini alelade kullanmadım tıpkı yönetmen Woody Allen'in New York'a olan aşkı gibi. Neden bahsettiğimi anlamak için ustanın filmografisine aşina olmanız gerekir,en azından konusu New York'ta geçenlere.

Geçen hafta ustanın son filmi "a rainy day in newyork"u sinemada izledim.  "vicky cristina barcelona" ve "rome with love" gibi filmlerden sonra ne yalan söyleyim Allen'ın tekrar anavatanına dönmesi beni ziyadesiyle mutlu etti. Tabi artık yaşı gereği onu sadece yönetmen koltuğunda görüyoruz kameranın önüne de tekrar geçebileceğini pek sanmıyorum. Usta 83 yaşında,filmin sonunda bu gerçeklik içimi burktu,belki de son filmidir bu. Filmin Manhattan veya Annie Hall gibi başyapıtlarından aşağı kalır yanı yok sayın okur. Baştan ayağa bir Woody Allen klişesi izleyeceksiniz, ki klişeyi burada olumlu anlamda kullanıyorum. Zaten ondan beklediğimiz de bu değil mi onun severleri olan bizlerin. Mekan newyork,sürekli yağan yağmur,ikili ilişkiler,varoluş sancıları ve gene zeka dolu woody tarzı esprilerin fazlasıyla havada uçuştuğu bir film. Daha da ileri gidip ustanın en iyi beş filminin arasına rahatlıkla sokabilirim. o kadar altı çizilecek replikler var ki filmde,üzerine saatlerce düşünülecek,hatta yaşamımızın çeşitli anlarında cüretkarca kullanacağımız onlarca aforizma.


Oyunculuklara kısaca değinmek gerekirse düpedüz Woody'nin gençliğini giyiminden kuşamına beyazperdeye aktarmaya çalışan genç oyuncu Timothy bilmem ne vasatın biraz üzerindeydi. Ablasına aşina olduğum Elle Fanning gayet başarılı bir oyucu olacağa benzer. Selena Gomez denilen kızcağızın ise oyunculuk yaptığını ilk bu filmle öğrendim,sadece şarkıcı yönünü bilirdim. Bu sebeple notumuzu yüksek tutalım ve bir yedi verelim gence. Diğer bilindik rüşdünü ispat eden aktörlerden bahsetmeyeceğim,severim onları ve iyilerdi. İsimde vermeyeyim de casta bakmazsanız filminde güzel süprizler olur,bana oldu ;)


İşin haber kısmına geçersek film 2017 yılına ait fakat ustanın amazonla yaşadığı bazı problemlerden amerika'da bugüne dek yayınlanmadı.Kıta ötesine izin ise yeni verildi. Yani ilk kez konusu newyork'ta geçen bir filmi onlardan önce beyaz perde de biz izleyeceğiz. Konu malum, üvey kızına taciz olayları gene temcit pilavı gibi hortlamış sonrası falan filan. Bu arada belirtelim Woody mahkemece bundan aklandı. neyse bu sevimsiz iddiayı uzatmadan aklımda kalan bir iki replikle yazıyı sonlandırayım.

Hunter: (karısına gatsby'yi tanıtırken ) Gatsby çok duygusaldır cenazelerde hep ağlar,aslında düğünler de göz yaşlarını tutamaz.

Gatsby : İkisinde de aynı sebeplerle

################

Asleigh :( çok ünlü aktörü görünce) İnanmıyorum siz Francesco Vega değil misiniz. Oda arkadaşım buna inanmayacak büyük bir hayranınız . Ertesi gün hapından sonra Tanrının yarattığı en büyük mucize olduğunuzu söyler hep.



13 Şubat 2017 Pazartesi

Woody in istanbul +onsekiz


Bu güne dek yüzlerce öykü yazmış olmalıyım, onlarca da yarım kalmış roman olmalı. Bloğunu ihmal ediyorsun, yazsana artık sende dedi Sezer abla. Hepsi en az on yıl öncesine ait bu yazıları artık paylaşmalı diye düşündüm bende. Hem yirmisindeki Levent’le de hoş bir randevu olurdu benim için ama ne yazık ki az önce anladım ki hepsini çöpe atmışım. Günlüklerim deri kaplı ajandalara yazılıydı ve onları bir gün yaktığımı biliyorum. Bu öykü falan gibi şeyler ise genelde kareli defterlere yazılıydı ( kareli deftere daha küçük yazdığımdan daha çok yazı sığıyordu ) belki bilinçli, belki farkında olmadan hepsi uçup gitmiş işte. Öss’ye hazırlandığım yıllardan kalma bir ders defterinde ufak bir öykü ve bir senaryo deneyimimin ilk sekansını bulabildim sadece. Okuyunca hatırladım, çok sevdiğim Woody Allen tarzında bir film çekme hayali kuruyordum o vakitler…

Bir roman yazacaksam şayet en aşağı bir Dostoyevski ayarında olmalıydı, hâlâ da böyle düşünürüm. İşte ondan yarım kalıyordu yazdıklarım. O vakitler ne çok arkadaşıma yalvarıyordum : “oğlum yazlığınız falan yok mu lan sizin, hani anahtarını bana verin ve bir yılda orada beni finanse edin insanlığa bir şaheser bırakayım” diye.  Bunu istemek hakkımdı zira ve kendim için istemiyordum. Eh onlarda sanatsever çocuklardı n’olacaktı sanki ama olmadı.  Sonra hem işe gidip hem de yazma disiplini edindim, bu sefer de baktım ki hani yayınlansa yazdıklarım, okuyanları felakete sürükleyebilir. Bende bıraktım haliyle. İyi bir yazarım falan demek istemiyorum yanlış anlaşılmasın ama karamsarlığım Kafka’yı yarı yolda bırakır bunu biliyorum ve kötülükten başka bir şey değil bu.

Şimdi bu yazının altına ekleyeceğim senaryo yukarıda anlattığım benle hiç uyuşmayacak zira söylediğim gibi bir komedi. Aslında öyküyü paylaşmak isterdim ama defterden buraya geçmeliyim, bende şimdilik kısa olan senaryoyu daktilo etmeye karar verdim. Öbürünü bir daha ki sefere paylaşırım artık, hem Pazar günü için bu senaryo daha uygun bence. Bakalım beğenecek misiniz? Gerçi momentos haricinde hiç birinizin yazısına yorum yapmıyorum ne zamandır. Ve bir blog âdeti olduğundan siz de aynı şekilde misilleme yapıyorsunuz :) neyse… Keyifli okumalar;

İSTANBUL
Dış mekân gündüz:

Veli, Atlas pasajının önünde arkadaşını beklemektedir. O esnada yoldan geçen kadınlara çapkın bakışlar atıyordur. Oldukça cüretkâr giyimli iki hatunu fark edince, zipposunu çıkarıp havalı bir şekilde sigarasını yakar. Ancak o heyecanla sigarasını ters yakmıştır ve o diline gelen acı tatla suratını ekşitip izmariti yere atar. Kızlar bunu görünce alaycı bir kahkahayla yanından geçer. Veli’de kızlara hâlâ kendince çapkın bir tavırla gülümseyerek el sallar.

Aynı anda sokağın az ilerisi…

Spiker kız: (saçlarını kabartarak) tamam hazır mıyız, nasıl görünüyorum? (kameraman parmağıyla onaylar )

Spiker kız: evet, üç, iki, bir… Sevgili seyirciler işte gene bir festival zamanı geldi çattı. Bu senede birbirinden güzel filmler sinemaseverlerle buluşacak.  (yürümektedir bir yandan ve gözü pasajın önündeki Veli’ye takılır. Veli tekrar sigarasını yakmaya çalıştığından durumdan habersiz yakalanır )

Spiker: Merhaba beyefendi.

Veli: me.. Merhaba (henüz yaktığı sigarasını ani bir refleksle yere atıp eliyle saçını düzeltir)

Spiker: festival başladı, nasıl heyecanlı mıyız?

Veli: evet, hem de çok. Her sene bu günü beklerim açıkçası

Spiker: ceketinizin cebinde festival kataloğunu görüyorum. (kameraman cebine zum yapar ) bu yıl ki filmleri nasıl buldunuz?

Veli: güzel. Çok güzel… Zaten Avrupa sinemasını çok severim. Kaldı ki bu yıl uzak doğudan da birçok yapıta yer verilmiş. Özellikle ustalara saygı kuşağında Kim Ki- Duk ‘un filmleri olması beni çok sevindirdi. (kadın gülerek başıyla onaylamaktadır)

Spiker: malum festival bugün başladı henüz izlediğiniz bir film var mı peki?

Veli: evet. Sabah Paul Thomas Anderson'un boogie nights’ını izledim.

Spiker: Paul Anderson'u sinemasını bende çok severim ama bu filmini bir türlü izleyememiştim. Kısaca bir eleştirseniz…

Veli: adamın bastonu devasa boyutta

Spiker: nasıl?

Veli: gerçekten şaşırtıcı, bir sinema hilesi sanırım.

Spiker: bastonu?

Veli: Peter North’un ki gayet mütevazıymış meğer… ( bu isme link vermiyorum :) )

Spiker: Peter North… ? ( şaşkın) devasa bir oyunculuktan bahsediyorsunuz sanırım?

Veli: penis… Adamın penisi devasaydı. Opps! Televizyonda bunu söylemek serbest miydi?

(spiker eliyle kameramana kes işareti yaparak başka bir çifte yönelir)

Veli: hangi kanalda yayınlanacak?

Sahne sonu…

Not: Woody olmuş Veli :) Manhattan olmuş İstanbul :) hee! Her woody filminde olduğu gibi göndermeleri anlamak için adı geçen filmleri ve oyuncuları bilmek gerekir tabi. Bence yirmili yaşlara göre gayet hoş bir giriş olmuş yahu. Acaba sonra nasıl ilerletecektim, ilerletmiş miydim? İyi pazarlar…

Not: bu post zorlamayla yazılmıştır :)

24 Eylül 2014 Çarşamba

midnight in paris


Asla bir kurtarıcı beklemedim zaten yaşadıkları açmaz için bir lider kurtarıcı bekleyen ülkelerin sonu hep hüsran olmuştur gibisinden onlarca yazar, filozofun özdeyişlerini duymuşsunuzdur. Kendime inanırdım, her ne olursa olsun yurdum insanına. Ama şimdi… Hal böyle iken yazmakta istemiyor insan. Neyse umarım her şey düzelir, lakin ben uzak diyarların hesabını yapmaya başladım bile. Avrupa hep çekici gelmiştir üst üste iki Woody Allen filmi izledim. Roma’ya Sevgilerle ve Paris’te Gece yarısı.

Rome with love. Roma harika bir yer, sadece kamera şehrin sokaklarında bile dolaşsa sıkılmadan filmi izlerdim. Ancak ne yazık ki film için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Üzgünüm Woody bu sefer olmamış. Öyle ki filmi pek anımsayamıyorum bile. Sağlam bir medya eleştirisi vardı Roberto benigni’nin performansıyla süslediği, onu anımsıyorum. Gene nasıl bir hatundur ki hayat kadını rolündeki Penelope Cruz neredeyse Roma’dan daha ihtişamlıydı, şüphesiz filmi katlanır kılan önemli faktörlerden biriydi. Hemcinsleri için bile aynı etkiyi yarattığına eminim. sonuçta ustanın elinden çıkma, üstelik kendisi de oynuyor. Yani izleyin :)


Gelelim ikinci filmimize. Bu zamana dek izlemediğime öyle hayıflandım ki. Bir edebiyatsever sanatsever için Paris’te gece yarısını izlemekten daha büyük mutluluk olamaz sanırım. Kahramanımız Gil geçmişe tutkuyla bağlı ve Paris aşık bir melankoliktir. Nişanlısıyla tatile geldiği bu şehirde her nasılsa geceleri geçmişe yolculuk yapmanın bir yolunu bulur. Belki de hepsi konu sıkıntısı çeken bir yazarın sanrılarıdır kim bilir. Bir asır öncesinin paris’inde ilk önce Scott Fitzgerald ile karşılaşır. Ardından Hemingway’inden tutunda Picasso’suna T.S Eliot’tan Dali’ye kadar bir dünya yazar ressam yönetmen falanla tanışır. Onlarla sohbet eder partilere katılır, hatta yazmakta olduğu kitabını kritik etmelerini sağlar. Bu gece yolculukları zaten pek anlaşamadıkları nişanlısıyla arasının açılmasına da sebep olacaktır. Paris harika bir şehir woody bunu daha da taçlandırmış. Bu film hakkında çok daha uzun yazmayı istedim ama böyle oldu işte :) Bir arada vicky christina Barcelona’dan bahsederim belki. Woody avrupayı gez dolaş iyi oluyor.Zaten senin esas izleyicilerin, hemşerilerinin aksine bizler değil miydik hep ?
Ah!unutmadan Owen Wilson bir harikaydı. Bence woody gönül rahatlığıyla kendisinin yerine onu oynatabilir.Tanrım konuşma üslubu bile Woody ile neredeyse birebirdi.

31 Mayıs 2014 Cumartesi

Kendini bil !



Dün gece televizyonda tesadüfen Matrix Revolution’a rastladım. Hep derim yine tekrarlayım: Matrix’in ilki bir şaheserdir, diğerleri ise safsata. Her neyse bizim Neo abi yine kahinin mutfağındaydı ve gene kahin ona kapısının üzerindeki Latince yazılmış(Yunancamıydı lan?)deyişi gösteriyordu.Bir sonraki sekansı izlemeden kapadım.

Bugün metroda giderken benlik üzerine okuduğum metinde ise; şimdi elinize bir kağıt kalem alın,kağıdın sol tarafına 1’den 20’ye kadar olan rakamları yazın ve sonra yanına “ben” diye başlayarak  ben kimim sorusuna yirmi farklı yanıt verin diyordu. Hatırlayacağınız üzere Filmde o kapının üzerindeki yazı Sokrates’in ünlü sözü “kendini bil”dir. Cebimdeki not defterini çıkarıp bu zor işe koyulmaya karar verdim zira bu sıcakta ve üstüne kliması bozuk bu tramvayda yolculuk çekilecek gibi değildi. Eh ! mâlum büyükşehir çalışıyor sloganları kentin her yanını boşuna kuşatmıyor! Ne yalan söyleyim daha üçüncü maddeden sonra fena terlemeye başladım ki bu sıcaktan değildi. Sözü uzatmadan işte liste : 1.ben leventim 2.ben bir insanım 3.ben benim 4.ben iyi biriyim. 5. Ben bilgiliyim 6.ben akılıyım 7. Ben duyarlıyım. 8. Ben entelektüelim.9. ben hiçim. 10. Ben varım.11. ben varlığım. 12.ben karamsarım. 13. Ben idealistim. 14. Ben okurum. 15. Ben yazarım. 16. Ben düşünen bir canlıyım. 17. Ben sen değilim. 18. Ben bir bağımlıyım (sigara) 19. Ben uzunum. 20. Ben kimim ?

Liste bittiğinde üç istasyon geride kalmıştı. Bu sırada karşımda oturan kadın kalkmış, yerine saçları horoz ibiği gibi dikik bıyıkları yeni terlemiş bir ergen gerisi oturmuştu. Şehrin varoşuna doğru birlikte metroda ilerlerken kulağına taktığı mp3’ten Bebekte üç tur atarım olmadı bir de sinema yaparım şarkısı yankılanıyordu. Benim kulaklığımdan ses asla dışarı çıkmaz nasıl beceriyorlar bunu ? Üzerindeki Metalica tişörtü ise beni iyice dumura sürüklemişti, ne alaka ? benzer listeyi bu gence yaptırsam ne yazardı bilmem ama ben 17. Maddeyi ona bakarak yazdığımı itiraf ediyorum. Aslında yazının uzamayacağını bilsem içinde bulunduğum vagondaki herkes için söyleyebilirdim bunu. “Ben kim miyim, siz değilim.” Zamanında faceden bir kızın duvarından arakladığım şu yazı gibi,beni ne güzel tanımlıyordu sanki. Sahiplenivermiştim hemen: “ onların yaşadığı gibi yaşamıyorum, onların sevdiği gibi sevmiyorum, onların düşündüğü gibi düşünmüyorum, onların inandığı gibi inanmıyorum ama tıpkı onların öldüğü gibi öleceğim.” Yaklaşık böyle bir sözdü işte.


Şöyle devam ediyordu soru, şimdide bu listede sizi en çok tanımlayan madde hangisi? Hmm…! 9 ve 10. Madde arasında gelgit yaşamakla birlikte aklıma geldi de nasıl bir insansın sen diye sorduklarında cevabım kısaca hep iyi olmuştu. Yani dördüncü madde, ben iyi bir insanım. Gerçi kime sorsanız kendisini iyi olarak addeder. Kitabın sormadığı ama benim sorguladığım şeyler oldu sonrasında, listeye mesela neden sosyalist olduğumu iliştirmemiştim. Şu idealist kısmına gelince de ancak Oblomov kadar idealistim ben kimi kandırıyorum ki. Oysa otuz yıla yakındır kendince ama sürekli çizen biri olarak neden okur yazar olduğumu yazmışımda ben bir çizerim demedim. Ben uzunum. Bu ne ya… :) yazacak şey bulmakta çok zorlanmışım. Çizmek dedim de aslında ben kimim sorusunda çuvallamışsam da şu yukarıdaki adam benim bunu biliyorum. Şu mim midir nedir, bence sizde yapın böyle bir liste ister bir müsvedde kağıdına ister bloğunuza, faydası oluyor sanki. Yalnız dürüst olun ve kim olmak istediğinizi veya başkalarının sizi nasıl gördüğünü değil kim olduğunuzu geçin kağıda. Şimdi de Yaramaz Harry'ye bakalım kimdir o?

DECONSTRUCTİNG HARRY


Şekspirin bile bir dönem yaşadığı şey kaçınılmaz olarak Harry’nin de başına gelir; yazma kısırlığı çekmektedir. Bunun sebebi ise yazdıklarının hatrı sayılır kısmı kendi yaşamından kesitlerdir. Üstelik bunu saklamak için pek çabada harcamaz. Misal seviştiği kadının ismini jane’den janet’e dönüştürür. Normalde  küçük olan göğüslerini romanında kocaman diye betimler. Orta yaşın sonlarında ve normalde kadınlarla trafiği fazla olan yazarın (aslında kadınlar hayatının eksenidir demek daha doğru) artık elinde sadece süregelen varoluş sorunu ve her daim dalgasını geçtiği Yahudiliğinden başka bir şey kalmamıştır. Birlikte olduğu son kadın ise Harry’nin hiç haz etmediği yazar arkadaşı Larry ile evlilik kararı aldığını açıklar.Meslektaşı Larry bir bakıma Harry’nin zıttıdır.
Larry: - ikimizde Kafka olmak istedik sen daha fazla yaklaştın.
Harry: - Evet ben böcek oldum.
Harry zamanında atıldığı okul tarafından ödüle layık görülür. (Dekanın karısıyla ilişkiye girmiştir)Ancak bu yalnız adamın yanında götürebileceği kimse kalmadığından sonunda bir hayat kadınını kendisiyle gitmeye ikna eder. Ardından bu yolculuğa sağlık problemleri çeken eski bir dostu ve ilkokula giden oğlu da dahil olur.Yolculuk esnasında birazda kullandığı antidepresanların etkisi diyelim yazdığı karakterlerin vücut bulmuş halleriyle karşılaşır. Bu bir bakıma kendini sorgulayışı da olacaktır. Film onlarca altı çizilesi müthiş komik, zeka fışkıran espriler ve göndermelerle doluydu aklımda kalanların bazıları:


Bu cehennem sahnesi harikadır. her katta kimlerin ineneceği anons edilir. yazarların ve politikacıların seri katillerin bile altında en alt  katta anons edilmesi. Sonra cehenneme girdiğinde yolda bir zebanin arkasından tırpanı ile dürtüklenen perişan bir adama rastlar ve hemen sorar: " hey sen n'aptın ki ?" adam : aliminyum kaplamayı icat ettim. Harry ooh anlıyorum diyerek durumu makul bulur. Öf! mimari açıdan ne büyük taşlamadır bu ve hemfikirim.

-Fahişelerle takılmayı yeğliyorum,Proust yada sinema hakkında konuşman gerekmiyor.

-Tanrının varlığından emin değiliz ama kadınlar vardır;hayal ürünü bir cennette değil,burada,dünyada. Ve … ve bazıları Victoria secret’ten alışveriş yapar.

-Bilim iyidir, Papa ile klima arasında kalsam tercihim klima olur.

Off... Daha çokça diyalog var ama aklımda kalanlar ne yazık ki sadece bunlar.Siz iyisi mi filmi izleyin. Bence Allen'in en iyi filmlerinden birisi. Pek bilen yok aslında ama... yahu hatta en iyi kotardığı iş bu diyebilirim. İyi seyirler...

Not: Ben youtube'a erişemedim umarım paylaştığım doğru videodur.



19 Ocak 2014 Pazar

ceee


Bir ay oldu mu? Sanmayın ki bu süre zarfında boş durdum. Belki de yazınsal anlamda en üretken olduğum dönemdi. Güne dair küçük ama oldukça renkli ve bir o kadar ilginç, öyle şeyler kaleme aldım ki… Kiminde sadece “alan araştırması yapan katılımcı gözlemci “modundaydım. (Az önceki cümlede okuduğunuz, zincirleme isim tamlamasıyla yazar burada gitgide sosyolog olmaya başladığının sinyalini vermekte, takılmayın. )Kiminde bizatihi olayın öznesi durumundaydım.  Sonra arta kalan zamanlarda epey sinemadan, çoğunluk hollywood’dan bahsettim. Martin Scorsese ile Woody’nin gitgide siyam ikizine dönüşmelerinden, sinematografik anlamda değil tümüyle fiziksel. South park family guy gibi animelerin,bazı eski filmlere yaptıkları göndermelerin anımsatmasıyla, altmış yetmişlerin sinemasına yolculuk yaptım. Diane Keaton’lara Charlotte Rampling’lere yöneldi vizörüm. Helen Mirren ve Judi Dench imdb’de itinayla taranıp, yerlere eğilip secde edildi falan. Diksiyon kursu almaya başladım, hâlâ hızlı ve telaşlı konuşuyorum Allah’tan. Woody’nin nevrotik, ironili üslubuna sahip olduğumun ayırtına vardım da o haseple Allah’tan dedim. :) Woody demişken, yeni yaşıma girdiğim ilk saatlerde çok güzel bir hediye aldım doğrusu. Çokta uğraşmış çocuklar sağ olsun, gecenin maliyeti rahat milyon doları geçmiştir. Hepsi zahmet edip bir araya gelmiş benim için. Üstelik bilmem kaç ülkede canlı yayınlandı. Altın Küre (Golden Globe)den bahsediyorum yahu :) sabaha denk izledim büyük bir keyifle. Kırmızı halı olsun, bizimkilerin salonda konuşlanışı olsun. Çoğunuzun fark etmediğine emin olduğum öyle kulis dedikoduları çıkardım ki. Bunları da yazdım. Gece de Cecil d Demille’e Woody allen layık görüldü. Diane Keaton, Woody için öyle içten samimi ve bir o kadar dolu bir sunum yaptı ki, ayakta alkışladım. Yine sizlerle paylaşmadığım Charlie rose’a konuk olan Dicaprio’yu yerdiğim yazının biraz insaniyetsiz olduğunu fark ettim. Zira L. Dicaprio gece boyunca ustalarını büyük bir dikkat, heyecan ve hayretle takip eden yegâne kişiydi.(Yanında bir hatun olmaması bunda büyük etkendi tabi ) Ah! Unutmadan, Jacqueline Bisset bile gecedeydi. Bundan daha güzel bir hediye alamazdım gerçekten. Fena içmişti :)

İşte bir ay böyle geçti gitti. Şimdide şu finalleri verip, ihmal ettiğim biricik kentim İstanbul’u doyasıya gezmek istiyorum. Ah bu arada, Woody emin ol senin Manhattan’ına on basar benim şehrim. Ayrıca sırtımda paralanmaya yüz tutmuş ceketim haricinde gene emin ol fiziksel açıdan hiçbir benzerliğimiz yok seninle. Hani övünmek gibi olmasın Johny Deep ile hım… (bulamadım) Johny deep arasında bir yerlerdeyim.

Woody : Bi-bilemiyorum. Bugünlerde uzun saçlı ve keçi sakallı bir çok kişi bu..bu yanılsamayı yaşıyor bence.Sağ yanağında kocaman beni olan bir kız arkadaşım vardı. Kkk-ke..sırf bu yüzden kendisini Robert De Niro’ya benzetiyordu.
Ben: Woody ? come on… :)
Woody: Ta-ta-tamam. Kabul ediyorum. Bir gece yatakta tam da o işi yaparken dayanamayıp oo-ona bunu söyleyen bendim. Ne yapabilirdim ki ger-gerçekten çok benziyordu. Anlamadım sonrasında beni terk etti. Why?

Not: bu diyalog tümüyle bir hayal ürünü olup yıllardır seyrettiğim Woody filmlerinden öğrendiğim mizah tarzının bir ürünüdür. (özellikle eski filmleri)olmadı ya :Pp

18 Haziran 2012 Pazartesi

Seks hakkında bilmek isteyip soramadığınız her şey



Mahallemizin o dönem tek üniversite okuyan insanı Ali abinin evindeydim her zaman ki gibi.Onun evinde kitapları vardı,hem de bir sürü bir sürü..hem o dandirik teybinde dinlediği kasetlerde hiç bilmediğim şeylerdi.o sebeple fırsat buldukça kapısını çalıp sümdüklenirdim.Aslında rahatsız olmuyor aksine seviniyordu onu sürekli rahatsız edişime.Ben ufkumu genişletmeye çalışan burnundan sümükler akan bir velet,Ali abi de  o veledin merakına hayranlık duyan üniversiteli bir gençti.Bulmuştuk birbirimizi işte :) yaşım 10 falandı sanırım, bir gün o dağınık kitaplığında ufacık bir sticker(yapışkanlı bant yahu) dikkatimi çekti.Ahh!ben tanıyorum bu herifi dedim.Nereden tanıyacaksın der gibi bakış attı ve umursamadan dersine döndü.Jack Nicholson’un Guguk kuşu filmindeki  şu çıldırma anı var ya o işte.Tabii daha henüz izlememiştim,bu batman’in jokeri değil mi abi diye sordum.Bir kez daha şaşkınlık yaratmıştım üzerinde.Sonra birkaç gün sonra sanırım gene kitaplığını karıştırırken “aaah!abi Wody Allen’ın yazar olduğunu bilmezdim yaw “dedim.Bana yazar olmadığını ama filmlerinin senaryolarının kitaplaştırılıp satıldığını söylemişti.Ee,seksen sonu doksanların başı o yıllar.Vhs videolar bile herkes de yok,madem öyle çok sevdiğimiz vudi abinin senaryosunu okuruz biz de di mi ama :)
Neyse sınavlarla boğuştuğumdan selam çakmak merhaba demek amaçlı taze taze yazıyorum şimdi servis edeceğim inanın.Aslında bu kitabı daha ayrıntılı anlatacaktım ama işlerim bitsin tekrar düzenlerim söz.
Aradan yıllar geçmişti bende beyazıd sahaflarda bu kitabı gördüm yerde bir tezgahta.Madem vudi abinin kaçar mı dedim.Hemde şimdinin parasıyla bir lira falan.o yıllar ikinci el kitap cennetiydi beyazıd ve çook ucuzdu.Filmi duymuş ama izleyememiştim.Sonra tıklım tıkış bir iett’ye bindim dönüşte.hani karşılıklı dört kişinin bakıştığı o koltuklardan birinde canhıraş kendime bir yer buldum.Kitabı açmamla cam kenarında oturan-sakalından anladığım kadarıyla bir hacı-tövbe estafurullahi çekti somurtarak.karşımdaki abla cıkk cıkk diye ayıplamaya başladı.direğe tutunmuş ayaktaki genç irisi abi ise neredeyse dövdüm dövecek.Bense okudukça kıkır kıkır gülüyordum,hatta bazen kahkaha.Buna ayar oldular sanıyordum ki kitabın ismi aklıma geldi birden.Üstelik okumadan evvel kapağına uzunca süre bakmıştım.”Seks hakkında bilmek isteyip soramadığınız her şey"  (not:elimdeki kitapta kapak türkçe ama nette bulamadım şimdi resmini)Bunu fark edince tırsmakla beraber kendimi tutamayıp daha bir gülmüştüm.Ne cins bir sapık sandılarsa beni :)efenim işte böyleee :) Okuyun okutun bence aralıksız gülmek garanti.Hem du bakayım neydi ha!mesela Sodomi ne demek orada öğrendiğim bir terimdi,öğrenmez olaydım ya..Söz ilk fırsatta daha bi güzel tanıtırım kitabı zaten incecik.Ama seyretmeniz ayrıca tavsiye olunur.Tüh! şimdi fark ettim de bağlantım gitmiş.Artık yarına kaldı n’apalım.Biliyorum ihmal ettim buraları telafi edeceğim.Sevgiler…
Bu kopma sırasında içeriği hakkında birşeyler daha ekledim,şöyle:
Afrodizyaklar işe yarar mı? (Bir saray soytarısı ile bekaret kemeri takılı Kraliçe'nin yasak aşkı anlatılır)
Sodomi de ise hastasının koyununa aşık bir doktorun öyküsü,
Bazı kadınların neden orgazm sorunu yaşadıkları,travestiler aynı zamanda homoseksüel midir ve boşalma konusunda beden neler yaşar gibi soruları mizahi bir üslüpla anlatır.Şu boşalma konusuyla ilgili türkçe altyazılı bir video vardı ama bulamadım ne yazık ki,bilenler orijinal dilinden dinlesin,ne yapalım :( Woody'nin daha sperm iken varoluşu sorgulaması,çıkmak istememesi ve yine her zamanki gibi kaygılarının tepe yapması onu yakından tanıyanlar için tam bir kahkaha fırtınası yaşatıyor hem okuyana hem izleyene.
Not: imla hatalarını düzeltecek vaktim olmadı affola...



burt reynolds abimizde pek gençmiş o zamanlar ... :)

(3 kasım 2013 tarihli gerekli dipnot: Görüyorum ki yıllar içerisinde neredeyse en çok tıklanan yazı olmuş,başlığından elbette :) Zaten amacım buydu.Vallah kardeş soramadığın ne varsa bilmiyorum ama yanlış adreste olduğun kesin.Fena mı canımmm ! bak bu sayede bir fil kritiği okudun.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...