etiketsiz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
etiketsiz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Ekim 2016 Perşembe

iki günlük tereddüdün ardından paylaşıyorum :)



Merhaba. İlk defa ne yazacağımı bilerek geçtim bloğun başına. Aslında vakit öldürmek, bir meşgale olsun maksat. Zaten konu da meşgale başlığı etrafında dönüp duracak. İlk defa sizden birazdan yazacaklarım hakkında fikrinizi beyan etmenizi isteyecektim. Lakin öncesinde bir iki blog okuyayım dedim, enteresan çoğu sanki ben yazmadan yazacaklarıma cevap vermişler sayfalarında. Ve genel bir karamsarlık hâkim, üstelik benden bile fazla. Havalara bağlıyorum bu durumu yoksa bunca karamsar fazla gelir bir ülkeye.

36 yıl öyle gelip geçti ve belki de bir o kadar ömür kalmadı geriye. Yani zaman hızla akıp geçiyor ama gene de insanoğlu sıkılmamak adına kendine bir takım meşgaleler arama telaşında hem de ömrünün her döneminde. Zamanın bu kadar kıymetli ve acımasız olduğunu bilmemize rağmen neden bazen tüketmek adına yalandan bir şeylerle uğraşıyoruz. Yaman bir çelişki değil mi bu?

Merak etmeyin bende sizin gibi canı sıkılanlardan biriyim sevgili okurlar. Yukarıda bahsettiklerime rağmen bende sıklıkla meşgaleler arayıp duruyorum. Ama daha ziyade zamanı tüketmek için değil de yaşamdan daha fazla keyif alabilmek adına. Evet, evet biliyorum aslında sadece yaşamak bile keyif almak için yeterli bakmasını bilene, ama gene de ne bileyim işte.  Hani çokça yeteneğim var yazabilirim, iyi bir çizerim, sağlam bir basketbol oyuncusuyum falan filan. Ve aslında bunları yapmak için bir yeteneğe de ihtiyacı yok ya insanın, keyif alıyorsa ne ala.


Şimdi gelelim asıl konuya ve sanırım bu noktadan sonra beni birçoğunuz kınayacak şaşıracak ne bileyim, ama sadece bir düşünce ve sizle paylaşmak istedim.  Yahu arkadaşlar evleneyim ulan diyorum. Hayır, bir aday falanda yok, sadece hmm bu olur, bak bu da olur, aslında şu da neden olmasın ki diye düşündüğüm kızlar var. Buraya kadar gayet normal yazdıklarım. Neden evleneyim diyorum biliyor musunuz, bir meşgale olsun istiyorum, cidden. Hani karı dırdırı, çocuklar, geçim derdi falan derken bir bakmışsın geçivermiş koca bir ömür, oh be :) hani sorumluluk kişilik sahibiyse insan öyle sıkılınca bırakabileceğin bir meşguliyette değil bu.  Zaten özellikle âşık olmamaya imtina ediyorum. Bir kere yaşadım ve getirdiklerinden çok götürdükleri kalıyor bünyede. Ve bence kötü bir hastalık. Sevgi saygı daha önemli şeyler kanımca. Hem uzmanların ağız birliği ettiği üzere bitiyormuş bir süre sonra aşk, geriye şanslıysan bu saydıklarım kalıyormuş. Tek sıkıntı karşı tarafa karşı ne kadar ahlaki olur bu durum? Yok, cık olmaz ulan.  Ne saçma bir düşünceymiş bu :) hatun benim canım sıkılmasın diye tabir yerindeyse bir hobi olacak öyle mi. Hafta sonu sudoku çözmek gibi :) neyse paylaşmak bile ayıp olur normalde bu yazıyı şimdi idrak ediyorum. Lakin sırf gülesiniz diye yayınlayım bari… Sevgiyle kalın, hoşça kalın.

12 Eylül 2015 Cumartesi

dünden sonra yarından önce


Mevcudiyet nedenimdir belki de yazmak. Yazdıkça varoluşum pekişiyor gibi gelir hep. Güvenli, en güvenli sığınak gibi de gelir çokça. Laf aramızda çok da ihtiyacım vardır böyle bir yere. Zira tanıyabileceğiniz en korkak insanlardan biriyimdir ben. Odamda güvendeyim mesela, hele ki geceyse vakit ve ay pencereme dayandıysa. Müzik çalıyorsa bir yandan ve de derinden. İşte benim gibi bir korkağın eyleme geçebileceği yegâne fırsattır bu. Oturulur ve yazmaya başlanır, olmayan sevgiliye ilan-ı aşklar edilir zira bir sevgili olması etten ve kemikten çok tehlikeli ve belirsizdir. Güven zincirim kırılabilir. Ancak kelimelerle var olan bir sevgili en idealidir. Sonra siyasetten yazmaya başlarım, söverim alayına, hesap sorarım bir vatandaş olarak. Hani meydanlara falan çıkıp bağırmaktan daha kolay, yeğ bir durumdur. Sıra bana gelir sonra, en acımasız eleştiriyi kendime yaparım. Çok ama çok acımasızımdır. İşte bu cesaret ister sayın okur, zordur sağlam bir yüzleşme hem de fırsatını bulduğun her gecenin sabahında. Sonra sıra Tanrı’ya gelir, haciz bir kulu olarak soracak sorgulayacak öyle çok konu vardır ki. Bilirim duyuyordur beni ve kendi üslubuyla cevap veriyordur elbet. Buna hiç şüphem yok. Okurken uyuya kalanınız çoktur, emin olun yazarken uyuya kalmanın tadı bambaşkadır. Sabah yüzünüz defterin üzerine gömülü kalkarsınız, kalem yatağın bilmem neresindedir. Ne yazmışım ulan ben diye şöyle bir bakın, şaşar insan çoğu vakit.


Çok şey değişti 35 yılda, artık ben o ben değilim. Şimdilerde pek futbolla aram olmadığı halde, televizyonun saatini ayarlıyor ve salak bir spor programındakini tartışmaları dinleyerek uyuklayabiliyorum ancak. Filanca futbolcunun attığı tekme sarı mı yoksa kırmızı kart mı gerektirir diye koca koca herifler tartışırken, unutuveriyor insan her şeyi, esas sorunlarınız bir buzdolabına kaldırılıyor sanki. Gece yazmanın da okumanın da önüne geçti bu. Tavsiye ederim bir deneyin isterseniz, işe yaradığını göreceksiniz. Çok şey değişti. Uğraşmıyorum da artık kendimle son bir iki yıldır, Tanrı’yla da aram düzeldi geçen yıllarda. Nihayet işi bıraktım sayın okur bu arada, hani bir iş bulmadan çıkma klişesine kulak asmadan. Ki, haklıydılar. Nerden yeni bir iş bulacak otuz beşinde ki herif. Neyse hayırlısı olsun diyelim. Size komik bir şey söyleyeyim mi – bence hiç komik değil- işi bırakmamın en önemli etkenlerinden biri günlük sakal traşı olma zorunluluğuydu. Ne var bunda diyebilir çoğunuz. Bilen bilir, zaten saçları belinde bir heriftim ben yirmili yaşlardan beri, geçen sene kesmiştim, ani ve delice bir kararla. Bir de üstüne sakallarımdan da olunca, nasıl bir yabancılaşma yaşadım anlatamam size. Ne zamandır aynaya her baktığımda kim bu dallama diyorum. Ayrıca herkes aksini söylese de kendimi çok ama çok çirkin hissediyorum. Bu surat, bu imaj beni temsil etmiyor sayın okur. Anladınız mı? Biriniz anlasın bari n’olur. Ya da anlamayın ulan, çok ta umurumda. Önemli olan benim ne hissettiğim değil mi. Çok saçma salak bir yazı oldu bu. Gündem malum ülkece kan ağlıyoruz. Sığınak işte, n’aparsınız…


1 Eylül 2015 Salı

57 nolu yolcu


“ barbarlık insanlığın doğal halidir. Uygarlık ise olayların akışı sonucu oluşan anormal hali. Ve sonunda daima barbarlık hâkim olacaktır.”  Kanlı bir macerasının sonunda bol köpüklü şarabını masaya sertçe vurarak böyle söyler Conan.

Ömrü hayatım boyunca belki de kimseyle kavga etmedim, kavgadan kasıt dövüşmek işte. Bundan birkaç gün önce – anlatsam sonuna kadar haklıyım, emin olun- herifin tekine saldırdım. Birden beni ve onun çevresini birkaç kişi sardı ve dövüşmemiz engellendi.  Arada yediğim küfürler bana kâr kaldı.

“Süper egon çok gelişmiş Levent” demişti bundan çok önceleri bir ablam. Henüz anlamını bilmediğim için şiddetle karşı çıkmıştım. Ne egosu be ne diyorsun sen, hem de süper gibisinden. Haklıymış, hem de çok. Öyle gelişkin bir süper egom var ki yıllarca idim ile kıyasıya çatıştı. Ve her seferinde o kazandı, peki ne oldu, bu amansız mücadele sonunda bastırılan id patlak verdi. Ve teşhis: “levent bey, obsesif bozukluğunuz var. Telâşe kapılma iç şu hapları geçer.” 

Süper ego aşırı gelişmiş vicdandır kısaca sayın okur. Bir şey yapmadan evvel kırk defa düşünür, kılı kırk yararsınız. Bırakın biriyle dövüşmeyi, birine söylediğiniz çok masum bir laf bile içinize yara olur, uykularınız kaçar, nefesiniz tıkanır vesaire. İnsana dair olması gereken çok insani bir tepkiyi bile veremezsiniz.  Neyse çokta fazla bilmediğim konular ve terimlerle kafanızı karıştırmayayım.

Yılların işsizliği işte, fukaralığın dibine dibine vurmuşken el mahkum daha en baştan olmayacağı belli bir işe başladım. Başladım da n’oldu, ne sinir kaldı ne asap. Bütün o. çocukları aynı yere toplanır mı yahu? Toplanırmış sayın okur. İşte ilk defa idim baskın geldi ve saldırdım puşt herife, o da yarıda kaldı, bi boka benzemedi.

Temel uçağa binmiş bir gün, derken bir türbülans fırtına falan… Pilot anons etmiş: sayın yolcular on dakikaya düşüyoruz herkes son duasını etsin. Temelin yanındaki hemen başlamış: Allah’ım yıllarca kocamı aldattım her önüne gelenle yattım affet beni. Arkasındaki: Tanrım, yıllarca çaldım çırptım, kul hakkı yedim affeyle. Bir diğeri: ey Allah’ım haram desem bende, orospuluk desen bende, yalan dolan bende affet yarabbi. Bir başkası: Allah’ım karımı en yakınlarıyla bile aldattım, dostlarımı hep arkasından vurdum, rüşvet yedim, kara para akladım affet. Bu tüm uçakta böyle sürüp gitmiş. Sıra gelmiş Temel’e herkes ne diyeceğini merakla beklemiş. Temel ellerini semaya açıp söyle demiş: Eyy Allah’ım! Bunca o.çocuğuyla birlikte aynı uçakta olduğum için beni af eyle.

İşte durumum biraz da budur sayın okur. Bir suçlu varsa benim sanırım. Yıllarca beyoğlunda sürtmeyip adam akıllı, seveceğim bir işe kanalize olsaydım şimdi burada olmayacaktım. Kendim ettim kendim buldum. Neyse, yazarım yine bir ara hoşçakalın.


29 Ağustos 2014 Cuma

tavşanı takip et !


Çok sevdiğim ablam arkadaşım feysbukta Nietzsche’nin şu sözünü paylaşmış : "Ruhunda sükûnete kavuşmak ve mutlu olmak isteyen insanlar, inanmalı ve iman etmelidir, ama hakikatin peşindeki insanlar, iç huzurundan feragat edip, yaşamlarını bu sorgulamaya adamak zorundadırlar."

Kendimi bildim bileli şu iç huzurundan feragat edenlerdim ama artık çok yorucu olmaya başladı. Akıl ve ruh sağlığım ciddi anlamda bozuldu. Bilmek ne işe yarar ki bir şey yapamayınca insan. Matrix filmini hatırlarsınız oradaki kel kafalı karakter artık gerçeklikten sıkılır bu yükü kaldıramaz ve ajanların onu tekrar o sanal dünyanın hüküm sürdüğü fanusa sokmaları için dostlarına ihanet eder. O adama asla kızmadım biliyor musunuz, tercih meselesiydi zira ve o bu sanal mutluluğu tercih etti.

Hayır, yanlış anlamayın ona özendiğim yok lakin sürekli gerçekliğin içinde olmak… Arada o fanusa girmeli insan, birkaç doz almalı diye düşünüyorum. Son zamanlarda demet akalın hande yener falan dinlemeye başladım, haydi eller havaya moduna girmeye çabalıyor, astalavista bebeğim naraları atıyorum. Geceleri uyuklamaya yakın vakitlerde ise genç tv’yi açıp hot video klipler eşliğinde uykuya dalmaya çalışıyorum. O twerking yapan hatunların popoları insanı bir zaman sonra paralize etmiyor değil doğrusu. Hatta yeni yayın sezonu açılsın birkaç diziye de başlamalı.
Yine geçen Stanley Miligram’ın otoriteye itaat deneyinden açıldı mevzu. Aynı değil ama benzer The Experiment filminden de bahsedince bu da bir şey mi, bizim son 10-12 yıldır yaşadıklarımız yanında vız gelir dendi. Gerçekten, Tanrım bizi neyle sınıyorsun?





22 Ağustos 2014 Cuma

bu yıldızlı gökler ne zaman başladı dönmeye ?

Düşünüyorum.
Acaba neden sonra hayal kurmayı bıraktım?
Gerçek bir kahkaha atmayalı ne kadar oldu?
 Aşk denilen şeyden neden sonra korkmaya başladım?
Yemek yemek denilen eylem kaç zamandır bir işkence oldu?
Dua etmeyi neden terk ettim, tanrıyla aram neden sonra limoni olmaya başladı?
 Çizmekten neden nefret eder oldum ve en son ne zaman çizdim?
En son ne zaman güzel bir rüya gördüm?
Yurdum insanına inancımı neden sonra yitirdim?
 Neden sonra en çok gelecekten korkar oldum?
 Gözlerimdeki ışık ne zaman söndü ya da hiç olmuş muydu?
Yaşama sevincimi ne zaman yitirdim?
Neden sonra kanıksar oldum ölümleri?
 Yeni yerleri keşfetme arzum ne zaman yitti?
 Varoluşumun ağırlığı ne zamandır omuzlarım da?
Ne zamandır insanoğlunun elinden çıkma hiçbir melanet şaşırtmıyor beni?
Nedendir anlatmaktan da dinlemekten de yorulur oldum ?
Boğaza karşı rakı içmeyeli,efkarlanıp nara atmayalı ne kadar oldu?

Gözlerimi kapayıp İstanbul’u dinlemeyeli…?


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...