yedinci mühür etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yedinci mühür etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Aralık 2016 Cuma

Dogmatizme savrulan pozitif bilim


Usta yönetmen İngmar Bergman’ın kült olmuş filmi Yedinci Mühür’ü (seventh seals) bilmeyeniniz yoktur. Her bir diyaloğun altı çizilesi olan bu filmde şu konuşma da ayrı bir önem arz eder:

Anne - Mikael’in hayatı bizimkinden iyi olsun istiyorum.
Baba - Mikael büyük bir akrobat olacak.Ya da bir sihirbaz en imkansız numarayı yapabilen biri.
-hangi numarayı?
-bir topu havada asılı tutmak.
- (gülerek) bu imkansız.
- Bizim için öyle ama onun için değil.

Fen bilimlerinin özellikle aydınlanma çağı sonrasında “yeni bir din” olma yoluna girdiği kaçınılmazdır. Aslında bu yeni dogmayı yaratan pozitif bilim değil de katı bilim adamlarıdır. Dogmalardan sıyrılmak için ortaya çıkan pozitivizm ister istemez zaman içerisinde kendini bir kafesin içine sokmuştur.

Örnekse bir topun havada asılı kalabilmesi fizik kurallarına aykırıdır. Zira yerçekimi kanunu denilen bir gerçek vardır. Çok değil bir-iki asır öncesine döndüğümüzde mesela şu elimizden bir an olsun düşürmediğimiz cep telefonlarını tahayyül edebilir miydik ? ufak bir komutla yapamayacağımız şey neredeyse yok. Bizden kilometrelerce uzaktaki bir yakınımızla konuşmak bir yana dursun görüntülü sohbet dahi edebiliyoruz. Herhalde telefonun mucidi Graham Bell bile bu kadarını düşünemez, hatta deli saçması derdi.


Henüz ilkokul çağına gelmiş çocuklara gene filmden örnekle yola çıkıp bir topun havada öylece asılı kalamayacağını zira yerçekiminin buna müsaade etmeyeceğini söyler isek bir gün bunun gerçekleşmesini nasıl bekleyebiliriz ki ? Durağan olması yapısı gereği mümkün olmayan bilimin önünü din gibi yeni bir dogmayla kesmiş olmaz mıyız, hatta bu düpedüz bir sabotaj değil midir ? Bebek Mikael, henüz bu evrensel yasayı bilmiyordur ve o yüzden topu havada asılı tutabilmesi bir hayal değil hatta biraz çabalarsa başarabileceği bir şeydir. Yeter ki Mikael’in zihni kökü nerden gelirse gelsin bu tarz “dogmalarla “ bir kalıba sokulmamış olsun. Evet, bu tuzağa düşmüş,düşürülmüş bizler için bir topun havada asılı kalabilmesi artık imkansızdır, bırakalım Mikael’ler için imkansız cümlesi hiç olmasın.

16 Eylül 2012 Pazar

Yedinci Mühür

- Olabildiğince açık konuşmak istiyorum ama kalbim boş. Bu boşluk yüzüme tutulan bir ayna gibi. Kendimi görüyorum içim korku ve tiksintiyle doluyor. İnsanlara karşı duyarsızlığımla kendimi çevremden soyutladım. Şimdi bir hayaletler dünyasındayım. Rüyalarımda ve hayallerimde tutsak kaldım.
-Yinede ölmek istemiyorsun
- Hayır istiyorum
- Neyi bekliyorsun?

- Bilgi istiyorum

- Garanti istiyorsun

- Her neyse…
 
- İnsanın duyularıyla Tanrı’yı kavrayabilmesi o kadar imkânsız mı? O neden yarım vaatlerin ve görülmeyen mucizelerin arkasına saklansın ki? Kendimize inancımız yoksa başkasına nasıl inanç duyabiliriz? Benim gibi inanmak isteyen ama yapamayanlara ne olacak? Ya inanmayan, inanmayanlar? İçimdeki Tanrı’yı neden öldüremiyorum? Onu kalbimden atmak istememe rağmen, neden alçaltıcı ve acı verici şekilde yaşamaya devam ediyor. Neden her şeye rağmen bu gerçeklikten kurtulamıyorum? Dinliyor musunuz?
 
- Dinliyorum

- Ben bilgi istiyorum. İnanç ya da varsayım değil bilgi. Tanrının kendini göstermesini, benimle konuşmasını istiyorum.

- Ama o suskun.

- Karanlıkta O’na sesleniyorum. Ama sanki hiç kimse yok.

- Belki de kimse yoktur.

- O halde yaşam korkunç bir şey. Her şeyin bir hiç olduğunu bilen biri, ölüm karşısında yaşayamaz.

- Çoğu insan ne ölümü ne de yaşamın hiçliğini düşünür.

- Ama bir gün hayatın son anlarında karanlıkla yüzleşmeleri gerekecek.

- O gün…

- Korkumuzdan bir imge yaratır ve sonra o imgeye Tanrı adını veririz.

- Endişelisin.

- Bu sabah ölüm bana geldi. Birlikte satranç oynuyoruz. Bana tanıdığı sürede acil bir işi halledeceğim.

- Neymiş o?

- Tüm yaşamım nafile bir arayıştan… Anlamsızca konuşmalardan başka bir şey değildi. Kızgınlık ya da sitem duymuyorum. Çünkü çoğu insanın yaşamı benim ki gibi. Ama kalan süremi anlamlı bir işte kullanmak istiyorum.

- Onun için mi ölümle satranç oynuyorsun?

- Zeki bir rakip ama daha bir taş bile kaybetmedim.

- Ölümü nasıl yeneceksin peki?

- Fil ve atı birlikte oynuyorum henüz fark etmedi. İki hamlede kenardan çökerteceğim.

- Bunu unutmayacağım

- Beni kandırdın aldattın ama yine karşılaşacağız. Bir yol bulacağım.

- Handa görüşürüz, oyuna devam ederiz.

- İşte elim oynatabiliyorum. Akan kanı hissediyorum. Güneş hâlâ tepede… ve ben Antonius Block. ÖLÜMLE OYNUYORUM.

Gitmeden evvel taslaklarda kalmış bir kaç şeyi paylaşayım dedim.Bu hafta iki blog arkadaşım bu film üzerine yazmış, sevindim doğrusu.İngmar Bergman sineması bambaşkadır. Burada ölümle satranç tahtasının başına geçen kahramanımızın derdi sadece anlama isteğidir. Tıpkı Kafka'nın Dava veya Şato'da ki kaygısıyla benzerlik  taşımaktadır. K. ne sözümona davadan beraat etmeye çalışmaktadır ne de Şato'da gözü vardır.Anlamak ister o, varoluşunun ağırlığı ise yol boyunca yanındadır. İzleyin derim bu filmi.Yoldan geçenleri bilmem de benim takipçilerimin çoğu zaten hatim etmiştir Bergman'ı ;)
YEDİNCİ MÜHÜR





g
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...