sosyoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sosyoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Şubat 2017 Çarşamba

Karot *


-Bakın demek istediğim…

Alaycı kıkırdamalar ve bakışlarla gene sözü kesilmişti. Terlemeye başlamış, sinirlenmiş ve yutkunarak kendini ifade edecek başka sözcükler arıyordu. Yardım istercesine bir anlık gözlerime baktı, en azından diğerleri gibi ahmakça gülümsemiyordum.

Benle tanışalı yarım saati geçmemişti ve elimi sıkıp, memnun oldum ben Aykut dediğinde sadece zorlama bir gülüş takınıp elini sıkmış, ama kendimi tanıtma zahmetine bile girmemiştim. Kaba, soğuk bulduğu, ismini dahi bilmediği ben, yıllardır tanıdığı arkadaşlarına oranla ona daha bir yakındım belki şimdi. Yalnız, yardım isteyen bu çaresiz bakışları sonuçsuz kalacaktı. Gözlerimi devirip telefonumla oynamaya başlamıştım zira. Önündeki paketten sigara almak için davrandığında – ki zaman kazanmak için yaptığı bir eylemdi bu- bitmiş olduğunu fark etti. Alaycı gülüşleriyle geldiğinden beri onla en çok dalga geçen Cemil bunu sezdi ve gömleğinin cebindeki Küba menşeli sigarasını önüne atıp, al buradan yak zaten seninki fare zehri gibi diyerek, aklınca gene çocuğu ezikliyordu.

Belli ki bana kıyasla tecrübesizdi, bu tiplere laf anlatmak güçtür, kaldı ki onun eski dostları her biri, benimse sadece pazardan pazara bilardo oynamak için bir araya geldiğim kişiler, hepsi o kadardı. Defalarca davet etmelerine rağmen ne eğlenmeye çıktım beraber, ne de önemli bir konuda tartışmaya girdim. Önceleri benzer hatalara düşmedim değil ama üzerimde artık müthiş bir yılgınlık ve boş vermişlik var. Kâh salak desinler, kâh cahil umurumda bile değil diye düşünürken, gene cesaretini toplayıp konuşmaya girişti:

-Bakın yanlış biliyorsunuz, açıp okuma zahmetine girseniz anlayacaksınız. Hadi bırakın okumayı biraz akıl yürütseniz göreceksiniz ki…

Yine sinir bozucu kıkırdaşmalar, hep birlikte ve bir ses; okuyupta adam mı oldun sen, bırak Allah aşkına. Hem her okuduğuna inanırsan, ooo…

İyice şişmişti, hepsi iyi ücretli işlerde çalışan, babadan zengin ve üstelik isim yapmış üniversitelerden öyle veya böyle mezun olmuş çocuklardı, üstelik yakışıklıydılar da. En azından giyim kuşamları ve trende uygun saç sakal kesimleriyle öyle gözüküyorlardı. Bu çocuğu yeni tanıyordum ama o da bu familyanın izlerini taşıyordu, neyin kavgasını veriyordu ki. Bir süre sonra pes edip yorulduğunda konu arabalarına, futbola ve hafta sonu bardan kaldırdıkları kadınlara geldi de tekrar huzurla sürüye dâhil olabildi. Bende sizden biriyim, demin ki salak çıkışımı mazur görün der gibiydi adeta. Kim bilir, belki de entelektüel bir hatunla düşüp kalkmaya başlamıştı da, ülke sorunlarını dert eder olmuş, iki kitap okuma, ulusal kanalı falan izleme gafletinde bulunmuştu.

Konu neydi emin bile değildim gerçekten. Artık tesadüflere boyun eğerek yaşıyor, edilgenliğin tadını çıkarıyordum. Her şey anlamını yitireli çok olmuştu. Şu masadaki adamlar, dün metroda rastladığım eski dost Faruk ve diğerleri. Hepsi, hepsi aynıydı benim için artık. Kafka’nın çaresizliğini, anlamaya çalışını ve sonunda pes edişini, tüm bu yorucu süreçler, işte tümleci olmayan bu yüklemsiz cümleler… eksiltili paragraflar. Sende kimsin kuzum? Evet, sana diyorum.

Orta çağda engizisyon mahkemeleri vardı. Şimdi sizden farklı düşünen, görünenleri yok etmek için bir düzeneğe gereksiniminiz yok. Mahpuslarda çürütürsünüz ya da ötelemeniz bile yeterli. Ne anlatıyordum ben, ya da neden anlatıyordum? off…! Sabah tıraş olmayı unutmasam bari sakallarım bir hayli uzadı.

*karot: beyaz topu, rakibin kendi toplarından herhangi birini ya da sıradaki hedef topu göremeyeceği bir noktaya göndererek yapılan defansif vuruş.


( yaklaşık on yıl öncesinden kalmış olmalı )

17 Kasım 2013 Pazar

Bilmeye cüret et !


‘Güzel şeyler olacak’ demişti birisi; bilakis kötü şeyler oluyor. Kötü… Bazı şeylerin ayırtına ise çok geç varıldı ve maalesef o da yarım yamalak. Ta en başından, tehlikeyi gören ufak azınlık ise…  Azınlıktı işte.
 Ne zamandır blogu kapatmayı düşündüğümü bilen bilir. Çünkü sözün bittiği yerdeyiz. Sığınabileceğim tek liman bilim kaldı. Güzelim, canım bilim. O halde kapatmak yerine sosyoloji bilimine sığınarak, fazla yorum getirmeyerek konuya hâkim olabildiğim kadarıyla ve fırsat buldukça bir şeyler anlatmaya çalışacağım. Ne anlayacağınız ve nasıl yorumlayıp hayatınıza uygulayacağınız sizin probleminiz diyerek ilk konumuza geçelim.

Yukarıda iki kart görüyorsunuz. Solda tek olan çizgi, sağda bulunan üç çizgiden hangisiyle aynı boydadır? Sanırım cevabı hemen buldunuz. Elbette c çizgisiyle yani en sağdaki ile aynı boyda. Peki diyelim beş altı kişiyle bir odadasınız ve hepsi bariz şekilde sizin tam aksiniz yanıt veriyor. Sizce bu durumda davranışınız nasıl olacak. Gözlerinize mi güveneceksiniz yoksa gruba uyma eğilimimi göstereceksiniz?

 1950’li yıllarda Asch normatif sosyal etkinin gücünü ölçmek için böyle bir deneye başvurur. Çalışmaya katılanları gruplar halinde test edeceğini söyler ama aslında her grupta yalnızca bir gerçek denek vardır. Sözde gruplara 18 çift karttan oluşan çizgileri eşleştirmelerini ister. 6’sında doğru cevabı verirler ama kalan 12’sinde bilerek yanlış cevabı verip deneği şaşkına çevirirler. Sonuç: Deneklerin yüzde 77’si 12 hileli turdan en az birinde gruba uyarken yüzde 32 ise 7’sinden fazlasına uyar.  Başkalarının yargılarına güvenmek bir yana sivrilmemek, göze batmamak adına gruba uyarlar. İnsan sosyal bir hayvandır.  Burada atlanmaması gereken diğer bir önemli durum ise denek dışında bir kişi dahi gruba uymayıp doğru yanıtı verdiğinde gerçek deneğin uymama ihtimalini önemli ölçüde artırmıştır.  İşte ilgili video :


Sorulması gereken çokça soru var değil mi. Yaptıklarımız, beğendiklerimiz, saçınızın stili, üzerinizdeki elbise, tuttuğunuz parti, karşı cinste aradıklarınız, aldığınız kitap, izlediğiniz film vs. Acaba ne kadarı bizim bilinçli tercihimiz. Sosyal etkiye bu denli açık olmamız oldukça düşündürücü ama öte yandan kaçınılmaz. The Simpson adlı çizgi dizide, ailenin zeka vaat eden kızı Lisa’ya biri sorar. “ Lisa ipod’unda hangi şarkılar yüklü merak ettim. Lisa : “Elbette medyanın ve toplumun biz çocuklara dayattığı harika bir liste.”  Benzer şekilde dönemin harika dizisi Nip-Tuck’da güzelleşmek adına insanların ödediği maddi ve manevi bedeller keskin bir şekilde irdelenmişti. 18 yaşın altında çocukların bile bıçak altına yatması kaygı vericiydi. Dik göğüsler, kalkık popolar veya altılı baklavalar… Acaba bundan çok değil iki üç asır önce güzellik estetik anlayışı böylemiydi? Bir yandan sağlığımızı tehdit eden ama o enfes güzellikteki gıdalar, öte yandan sen şiştin hadi şimdi zayıfla diyen sağlık estetik uzmanları. He n’apsın çark bir şekilde dönecek, eh o da haklı be… 



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...