8 Mayıs 2012 Salı

Pablo Neruda



 "Yeryüzündeki bütün çiçekleri koparabilirsiniz ama baharın gelmesini engelleyemezsiniz"
Not: Bu söz bilinenin aksine Che'ye ait değildir.Ve bu resimdeki şahısta hitchcock değil Neruda'dır.(aslında ne benziyormuş yahu :) )

5 Mayıs 2012 Cumartesi

Bir ezginin dile getirdikleri:


Daha dün çocuktum, rengârenk misketlerim vardı. Rüzgâra karşı delice koşardım kırmızı renkli uçurtmamı taa güneşe kadar yükseltebilmek için. Makarama bağlı ipin sonuna geldiğimde bir ağaca bağlayıp sırt üstü çimenlere uzanarak masmavi gökyüzünde bulutlarla dans edişini izlerdim uçurtmamım. Masmaviydi o zamanlar gökyüzü. Geleceği düşler sabırsızlıkla büyümeyi beklerdim. Neden sonra büyüdüm işte… Şimdi gökyüzüne bakınca eskisi gibi heyecanlandırmıyor beni ve mavisi bir başka mavi sanki. Yanlış anlamayın geçmişe, çocukluğa falan değil özlemim. Sartre’ın dediği gibi: Geçmişi değil ama geçmişimde hayalini kurduğum o geleceği özlüyorum.

3 Mayıs 2012 Perşembe

Helada çişimi ederken varoluşu sorgulamak


              Dün gece 4.45’te son bloğumu yazdıktan sonra çişimi yapmak üzere tuvalete gittim. Alaturka bir tuvalet bizimkisi, kim ne derse desin daha hijyenik ve daha rahat bence. İşemeye başlamıştım ki bir hamam böceğinin kaçmaya çabaladığını gördüm. Deliğin hemen yakınındaydı ve idrarımdan dolayı kanalizasyona karışmak üzereydi. Sinirim bozuk ve huysuzum zaten, kaçması için biraz fırsat yarattım, toparlandı ön ayaklarıyla başını temizledi sanki ve hızlıca yukarı çıkmaya başladı. Tam çıkıyordu ki tekrar üzerine… Bu sefer ters döndü, bir sürü bacağını(ayak mı demeli ya da eklembacaklı mı?) hızla sallamaya başladı, doğrulmaya çalışıyordu ama buna izin vermeyecektim. Kafka’nın Değişim’i geldi aklıma, hepimizin bir böcek olduğu falan. Bu sebeple kısa bir an empati  yaptım böceğe;

“ tuvaletin deliğine düşmemek için çabalıyordum ve uzun saçlı oldukça zayıf bir adam üzerime işeyip duruyordu. Ne arıyordum tuvalette ve bu ne âcizane bir durumdu. Adama ne yapmıştım ki benle böyle uğraşıyordu. Böcek olmak hiç kuşkusuz kötü bir şeydi ama böcekleşmek daha vahim bir durum olsa gerekti. İşte en azından bu umutsuz durum karşısında bile varlığımı idame ettirmek için çabalıyordum. Ya şu üzerime işeyen insana ne demeli?”







Evet, o böcek ben olsam kesinlikle bunları düşünüyor olurdum. Yaşamayı hak ediyor doğrusu, benden daha fazla hak ettiği bir gerçek diye düşünmüştüm ki artık çok geç olduğunu anladım. Deliği boylamıştı, üzülecek değildim ama pek sevindiğim de söylenemezdi. Sartre’ın Akıl Çağı romanında bir dostunun evinde baktığı birkaç yavru kediyi bir sepete üst üste doldurup dışarı çıktığı kısım aklıma geldi. Ölsün istiyordu bu kediler, bir ara sepeti koyduğu yerden kaldırdığında yerde bir kan birikintisi oluştuğunu görmüştü. Thomas Mann’in bir öyküsünde de zavallı çirkin sakat başarısız, mahalledeki çocuklarlarca bile dalga geçilen bir adamın sokakta tüm özellikleri kendine benzeyen bir köpeği evine aldıktan bir süre sonra öldürdüğü de aklıma geldi. Köpek insanların aksine onu seviyor, dediklerini dinliyor ve en önemlisi sahibinin varlığına ihtiyaç duyuyordu. İlk kez bunları tadan adam, başında bundan hoşlanır, var olduğunu hisseder ama sonunda zavallı köpeciği belki de bunun verdiği şımarıklık veya sarhoşlukla öldürüverir. Benim durumum da bu muydu şimdi ve tüm bunlar şu işeme süresinde mi aklıma geldi? Sanırım prostat oldum ben :)


TELGRAFHANE


Uyumayacaksın
Memleketinin hali
Seni seslerle uyandıracak
Oturup yazacaksın
Çünkü sen artık o sen değilsin
Sen şimdi ıssız bir telgrafhane gibisin
Durmadan sesler alacak
Sesler vereceksin
Uyuyamayacaksın
Düzelmeden memleketin hali
Düzelmeden dünyanın hali
Gözüne uyku giremez ki...
Uyumayacaksın
Bir sis çanı gibi gecenin içinde
Ta gün ışıyıncaya kadar
Vakur metin sade
Çalacaksın.

Melih Cevdet ANDAY

Artistlik yapma!


Sana yazmayalı uzun zaman oldu sevgili K.yazacak bir şey olmadığından değil aksine anlatacak öyle şey var ki… Yazıya dökmekten çekiniyorum çünkü hâlâ tüm bunları sürmekte olan uzun bir kâbus sanıyorum. Ergenekon adıyla sürmekte olan bir dava var ülkemde senin Dava adlı romanından esinlenmişler sanki. Kaç yıl oldu başlayalı anımsamakta zorlanıyorum, hâlâ sanıklar ve olayı takip eden bizler neyle yargılandıklarını bilmiyoruz. Yok; yanlış oldu bu, neden yargılandıklarını biliyoruz da neyle suçlandıklarından bihaberiz. Bu arada Denzel Washington’un bir filmi oynuyor televizyonda Mad Max’i anımsattı bana, yalnız aynı gerçekçilikten yoksun. Efekt konusunda bu denli ilerlemek iyi olmadı sinema adına, sanki bir animasyon izliyorum. Şu herkesin beğendiği ama benim bahsettiğim nedenlerden pek dijital bulduğum 101 Spartalı gibi. Neyse konumuza dönelim biz, söz konusu sınavdan dolayı pek kitap okuyamaz oldum bugünlerde ama iki Barış’ın Wikileaks belgelerinden derledikleri SIZINTI’YI fırsat buldukça okuyorum. Soner Yalçın’ın kaleme aldığı Samizdat’ı da ilk fırsatta alacağım. Gerçi baştaki güç sarhoşu iktidarın yaptıklarını afişe etmek biliyorum ki bu saatten sonra bir işe yaramayacaktır. Ele geçirmediği şey neredeyse kalmamıştı ki aklına Tiyatrolar geliverdi, o kalede alınmalıydı. Yarın sinemaya da el atar, interneti tümden kaldırması an meselesi, zaten çok değil birkaç sene önce blogger’ı kapatmamış mıydı?  Belki de ondan günümüz blog yazarları eften püften şeyler yazmaya başladı. Balkonumdaki çiçek kurumaya yüz tuttu, kedimle beraber tatile çıktık filan gibi.
1 Mayıs’ta pek güzel geçti doğrusu! Antikapitalist Müslüman Gençliğimizde oldu, hayırlı olsun! Zaten Muhafazakâr sanatımızda olacak inşallah yakında. Nasıl bilgisayar teknolojisinin sağladığı efektler sinemaya yaramadı, Demokrasi demokrasi diye kılıf uydurularak yapılanlarda yurdumuza aynı etkiyi bıraktı. Efekt de bir yere kadar demokraside, ki gaz gibi bir şey mübarek bulunduğu kabın şeklini alıveriyor hemencecik. Zor zamanlar sevgili K. tek iyi yanı tüm bu anlattıklarım ve daha çok anlatmadıklarım, tüm kişisel dertlerimi unutturdu. Memleketin halinden sıra bir türlü bana gelmiyor iyi de oluyor hani :) Sevgiler…
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...