Dün gece 4.45’te son bloğumu yazdıktan sonra çişimi yapmak
üzere tuvalete gittim. Alaturka bir tuvalet bizimkisi, kim ne derse desin daha
hijyenik ve daha rahat bence. İşemeye başlamıştım ki bir hamam böceğinin
kaçmaya çabaladığını gördüm. Deliğin hemen yakınındaydı ve idrarımdan dolayı
kanalizasyona karışmak üzereydi. Sinirim bozuk ve huysuzum zaten, kaçması için
biraz fırsat yarattım, toparlandı ön ayaklarıyla başını temizledi sanki ve
hızlıca yukarı çıkmaya başladı. Tam çıkıyordu ki tekrar üzerine… Bu sefer ters döndü,
bir sürü bacağını(ayak mı demeli ya da eklembacaklı mı?) hızla sallamaya başladı,
doğrulmaya çalışıyordu ama buna izin vermeyecektim. Kafka’nın Değişim’i geldi aklıma,
hepimizin bir böcek olduğu falan. Bu sebeple kısa bir an empati yaptım böceğe;
“ tuvaletin deliğine düşmemek için çabalıyordum ve uzun
saçlı oldukça zayıf bir adam üzerime işeyip duruyordu. Ne arıyordum tuvalette
ve bu ne âcizane bir durumdu. Adama ne yapmıştım ki benle böyle uğraşıyordu.
Böcek olmak hiç kuşkusuz kötü bir şeydi ama böcekleşmek daha vahim bir durum
olsa gerekti. İşte en azından bu umutsuz durum karşısında bile varlığımı idame
ettirmek için çabalıyordum. Ya şu üzerime işeyen insana ne demeli?”

Evet, o böcek ben olsam kesinlikle bunları düşünüyor olurdum.
Yaşamayı hak ediyor doğrusu, benden daha fazla hak ettiği bir gerçek diye
düşünmüştüm ki artık çok geç olduğunu anladım. Deliği boylamıştı, üzülecek
değildim ama pek sevindiğim de söylenemezdi. Sartre’ın Akıl Çağı romanında bir
dostunun evinde baktığı birkaç yavru kediyi bir sepete üst üste doldurup dışarı
çıktığı kısım aklıma geldi. Ölsün istiyordu bu kediler, bir ara sepeti koyduğu
yerden kaldırdığında yerde bir kan birikintisi oluştuğunu görmüştü. Thomas
Mann’in bir öyküsünde de zavallı çirkin sakat başarısız, mahalledeki
çocuklarlarca bile dalga geçilen bir adamın sokakta tüm özellikleri kendine
benzeyen bir köpeği evine aldıktan bir süre sonra öldürdüğü de aklıma geldi.
Köpek insanların aksine onu seviyor, dediklerini dinliyor ve en önemlisi sahibinin
varlığına ihtiyaç duyuyordu. İlk kez bunları tadan adam, başında bundan
hoşlanır, var olduğunu hisseder ama sonunda zavallı köpeciği belki de bunun
verdiği şımarıklık veya sarhoşlukla öldürüverir. Benim durumum da bu muydu
şimdi ve tüm bunlar şu işeme süresinde mi aklıma geldi? Sanırım prostat oldum
ben :)