9 Haziran 2012 Cumartesi

Karne 2


NOT: Burada Latif Demirci'nin harika bir karikatürü vardı.

Malum, dün okullar yılsonu tatiline girdi. Her birinin eline karne tutuşturuldu, kimileri sevinçle hatta övünerek, kimileri ise korku ve üzüntü ile gösterdiler karnelerini  ebeveynlerine. Karne almak güzel şeydi doğrusu, eksiklerimizi zayıf yönlerimizi görüyor ve düzelmesi için mücadele ediyorduk. Ya da kabulleniyorduk kimimiz, benim kafam matematiğe basmıyor gibi. Kabullenmekte iyidir,yani kişinin kendini bilmesi. Bir de şöyleleri vardır: “ Hoca bana taktı anne yoksa bu ders en az dört gelirdi karneye”. Bu tarz tipler tüm hayatları boyunca benzer argümanları kullanacaktır. İşyerinde yükselememesini patronuna,muhtemelen yürüyemeyecek olan evliliğini karısına yada kocasına,hâlâ geçmeyen öksürük nöbetlerini doktoruna,mahallesindeki parkta gölgesinde oturacağı bir ağaç olmamasını hükümete, hatta neye elini atsa kurumasının sebebini kadere dolayısıyla Tanrıya bağlayacaktır.İşte bu sebeple karne çok önemlidir.Okul çağınız geçmiş olabilir ama bu bir karne çıkarmanıza mani değil,hem korkmayın anne babanıza göstermek için değil.Sadece kendinize,belki daha çok korkmalısınız bu sebeple :) özetle hadi bakalım acımasız bir muhakeme yapma vakti gelmedi mi? evet,size söylüyorum mimlendiniz ;) sayfanda paylaşmasan da olur benim gibi,hatta daha iyi olur.Karneni hazırla ve bi düşün bakalım.Kolay gelsin :)
Merak edenler için ilk dönem karnem buydu.okuyan zaten önceden okumuştur ya :)
http://kafkayamektuplar.blogspot.com/2012/01/karne.html

ve yıl sonu karnesi :
Sağlık:iyi
Aşk: müfredattan çıkarıldı
Dostluk: başarısız
İnanç: zayıf
Özgüven: yerlerde
Uyku : biraz iyileşir gibi oldu
Olmazsa olmaz olan para :  cıkk!
Hadi aşkı bıraktık, peki … ? : cıkk !
Umut ? : fakirin ekmeği bee.
Kontör : -5,96 tl
Diş sağlığı: bolca çürük ve sigara sarısı,karası alı moru…
Arkadaşlarla ilişkiler : pff! olmasa da olur …
Vs.vs… : oldukça başarısız
İşte böylee… şimdi kalkıp bi  Türk kahvesi yapayım kendime,bir de sigara üzerine mmm..
Not: Yukarıdaki karikatür üstad Latif Demirci'ye aittir.


5 Haziran 2012 Salı

hıbır hayal mahsülleri ofisi



              İşte şu yukarıda gördüğünüz fotoğraftaki gibi kardeşlerimle beraber bahçemizin kömürlüğünde eski gırgır dergilerini açıp açıp büyük bir merakla okurduk. Daha doğrusu onlar okur ben daha okumayı çözemediğimden resimlerine bakardım. Meraktan çatlıyordum hemencecik ve kendi kendime çözmüştüm okumayı. Ortanca abim gıcık olmuştu ama çizmeyide çözmüştüm sanki. Hani yoktu bi Ernie Chan’dan farkım (çok mutevazıyız)Neden kömürlükteydik, eh! atamıyorduk eski sayıları her Cuma yayınlanırdı Gırgır sanırım.yani yılda 52 sayı,ben daha doğmadan yıllar önce abim biriktirmeye başladığından yüzlerce sayı vardı.Bunlara Fırt’ı Hıbır’ı falanda ekleyin,etti mi bin ikin adet..Annemde okumamızdan hoşnuttu ama iki göz gecekonduda nereye koyacaktık onca dergiyi.Nedense yağmurlu bir sonbahar sabahı abimle kömürlüğün uydurma çatısı altında telaşla dergileri kurtarmaya çalıştığımızı ve sonra gene okumaya daldığımız o günü hiç unutmuyorum.Çocukluk anılarımın en güzel kesiti belki de.
              Of! Biraz da hüzünlendim şimdi. Ders arasında öylesine can sıkıntısından yazıyorum. Birazda gün içinde Conan başlıklı yazıma(blog âlemi post diyor nedense)yapılan bir yorum fitilledi sanırım. Efenim şöyle diyeyim henüz dokuz yaşımda bir çocukken Hıbır’a ilk çizdiğim karikatürü posta ile yollamıştım, üstelik herkesten habersiz. Haftalarca yayınlanmasını bekledim, para durumu o günler nanaydı ne yazık ki her sayıyı alamaz olmuştuk bende bakkalın koyduğu standa gidip kaçamak bakışlar atardım. O da almayacaksan elleme velet diye çıkışırdı. Neyse yayınlandı mı bilmiyorum o vakit ve asla öğrenemeyeceğim ama bir gün eve adıma bir mektup geldi. Dokuz yaşında bir velede adına kocaman sarı bir zarfın içinde mektup geliyor, vay anasını…JEvde yoktum, mühim işlerim vardı.Sanırım arka sokakta misket oynamaktaydım.Mors denilen oyundaki başarımı mahallemize yeni taşınan uyuz çocuğa da kanıtlamalıydım.neyse ben yokum diye ne annem ne kardeşlerim mektubu açmamış bile,ilk o zaman öğrenmiştim başkasının adına gelen mektupların açılmayacağını.Eve geldim gülümseyerek abim bak lan Hıbır’dan yollamışlar dedi.Kocaman sarı bir zarf,aman Allah’ım bir çuval para olmalıydı kesin.Para para yollamışlar,birkaç karikatür yollamıştım,yayınlanmış ve işte bedelini ödüyor olmalıydılar di mi :P ULAN NE PARAGÖZMÜŞÜM O VAKİT,ŞİMDİNİN AKSİNE..
Neyse zarfı heyecanla açtım içinde nasıl bir karikatürist olunur bunla alakalı derginin özel hazırladığı bir kitapçık vardı.Belki birkaç şey daha,net hatırlamıyorum ama para yoktu elbette J Üzerinde Hıbır’ın mühürü bulunan o zarfta ve birkaç şey kayboldu bi şekilde yıllar içinde,eh! Bir yirmi yıl öncesi hatta daha fazla..Ama nasıl çizmem gereken,hangi malzemeleri edinmem gereken o kitapçık hâlâ durmakta. Aşağıda birkaç sayfasını taratıp paylaşacağım. Sonra o gazla gırgır, hıbır, zıpır vs… ne kadar dergi varsa çizimlerimi yolladım birkaç yıl, şu amatörler kısmında yayınlandı da hemen her seferinde. Hatta bir ara altı sıfırın atılmadığı o yıllar tam 1 milyar ödüllü yarışmada ön elemeyi geçenler arasına kalmıştım. Ahanda gene paraya bağlamışım gözü J yok ama ilk üçe girememiştim.
              Neyse efenim,büyüyordum bir yandan ve şu içinde hiç resim olmayan kitaplarda ilgimi çekmeye başladı.Yani hikâyeler,romanlar vb. Bu seferde yazmaya sardırdım.Burada pek göstermiyorum,göstermeyeceğimde J iyi yazarım ben vallahi yeminle…ama yok öyle net met,adam gibi baskıdan çıksın kitap şeklini alsın,hem para da vercekler di mi lan? Korsana hayırrrr! JEn azından benimkileri bandrollü alın yahu, olmaz mı? L Bu arada takipçilerimin sanırım iki kişi hariç hemen hepsinin karşı cinsten olduğu kolayca anlaşılıyordu da, okudukça anlıyorum ki birçoğu da Öğretmen..Hem de duyarlı kişiler sağ olsunlar,fırsat buldukça eğitimdeki arızalara burada değiniyorlar,çözüm yolları arıyorlar.
Çok sevdiğim blog  http://pelinpembesi-buket.blogspot.com/  portekizde ki eğitimle ilgili bir yazı paylaşmış bizzat gidip gözlemlemiş. Neden söylüyorum; yahu çizerdim güzel güzel, hoca aferin diyerek başımı okşar okulun panosuna asılırdı.ilk orta lise hep böyle oldu.Kompozisyonlarda da durum aynıydı.okulun her haftası Levent’in çizimleri kompozisyonları öyle panoda dururdu kuru kuru..Ulan bir yönlendirme,bir öneride bulunun bee…Şimdi o Portekiz’de ki okulda başlasaydım eğitim hayatıma yirmi yıl sonra bu bloğa yazıyor mu olurdum,yoksa çoktan birçok eser vermiş miydim.Ben ve benim gibi ne kabiliyetler heba olmuştur kim bilir ,en azından gelecek nesiller için harekete geçmeliyiz.Sakın ha kürtaj yaptırmayın,en az üç çocuk…bir de arkayı dörtledik mi tamamdır…
kapağın üstüne bir çok adres telefon numarası eklemişim zaman içerisinde o yüzden kırmızı ile karaladım taramada.
işte alınacak malzemeler falan,insan yollardı yahu :((


ergün ve hasan abi iş başındayken...

bu önemli gençler doğru kompozisyon örneği,çok işime yaramıştı.


3 Haziran 2012 Pazar

wake up neo !



Sokayım guguluna.İnternetin içinde bulunduğumuz milenyumun en kallavi afyon aracı olduğu ve bizi nasıl sömürdüğü hakkında uzunca yazıyordum.Derken…
Emici-Fırça: silindir biçiminde bir fırça ve emmeyi sağlayan küçük bir yardımcı motordan oluşan elektrik süpürgesi
Emici-fırçalayıcı: halıların tozunu almakta kullanılan ve yalnızca fırçaları bulunan emici süpürge
Emicikurtlar: Böcbil.yapraksolucanların eşanlamlısı.
Emik: şiddetli bir emmeden geride kalan iz
Emi Koussi: Tibesti’nin (çad)en yüksek kütlesi,3415 m. 14km. çapında dev bir patlama kraterinden oluşur.
BÜYÜK LAROUSSE sayfa no:3671
:)))açın ansiklopedi okuyun demek istemedim, böyle gerizekalı bir öneri yapacak değilim.Burada geçen zamana acındığımdan ve de tembelliğimden anlamanızı beklemek durumundayım,ne anlatmaya çalıştığımı...

29 Mayıs 2012 Salı

CONAN



Tüm ömrüm çizgi roman okumakla geçti diyebilirim ve birkaç yıl öncesine dek her gece yatmadan önce mutlaka arşivden bir tane çıkarıp okuyarak uyuklardım. Mesela Zagor’mu Tom Miks’mi ya da diğerleri,hangisini sayarsanız birinci sayısından son sayısına dek hepsi mevcuttu bende. Sonra gecekondudan apartman hayatına geçince sandıklar dolusu kitapları mahallede yeni yetişen veletlere dağıtarak elden çıkarmak zorunda kaldım. Bir kısmını ise apartmanın kömürlüğüne koydum ama kısa sürede farelere yem olduğunu gördüm. Meğer karton kolileri de kemirebiliyorlarmış. Amerika’da yaşıyor olsaydım o koleksiyonlarla milyarder olurdum her halde. Herkesin bir favori kahramanı vardır benimkisi de Conan’dı. Evvela, conan çizimleri itibari ile tüm romanların arasında en titizlenerek çizilen mecmuaydı. Birden fazla çizeri ve gene birden fazla senaristi vardı. Ülkemizde Marvel yayıncılık tarafından yayınlanırdı. Bizdekiler siyah beyazdı ve orijinalleri de öyle sanırdım, değilmiş. Bu sebeple bende karakalem çizime meyletmiştim, sonraları siyah çini ile tarıyordum. Zaman zaman belki de en hâkim olduğum konu,çizgi roman kahramanlarına özel bir dosya açacağım. Ama hem yukarıda bahsettiğim nedenlerle hem de en sevdiğim olduğundan ilk Conan ile başlayacağım. Bunu bir borç biliyorum.
Evvela onlu yaşlarıma kadar adını conan biliyordum ki değil Konan diye okunuyormuş. Buna alışmam uzun yıllar almıştı. Satıcılar içinse bu sorun uzun yıllar sürdü.
Örnekse:
 - abi konan var mı?
-yok.
-peki, conan var mı?
- ha! O var.
Conan karanlık çağlarda yaşayan bir barbardı. Süper güçleri yoktu, bağımsız bir ruhu ve çelik gibi bir bileği vardı, bir kılıç ustasıydı. O zamanlar keşfedildiği kadarıyla dünyanın kuzeyinde Kimmerya’da doğmuştu. Soğuk iklimin ve yapılı insanların olduğu bu ülkeden henüz 15 yaşlarındayken büyük hiperborya savaşına katılmak üzere ayrılmış ve bir daha asla dönmemişti.
Conan yeri geldi bir hırsız, paralı asker, ödül avcısı, maceraperest, korsan oldu ama aslında hiç de bilindiği üzere bir barbar değildi. En azından yaşadığı dönem itibarıyla. Hatta çağının ötesinde bir filozoftu bile diyebiliriz. Serseri ve gezgin ruhu onu sürekli yeni yerler keşfetmeye itiyordu ve o zaman bilinen üç kıtayı da dolaşmıştı. Bin bir tanrılı dönemlerdi, insanlar ya putlara ya da yaşayan onlar gibi insan tanrılara tapıyordu. Conan’a bu hep saçma geldi ve kendi tanrısı Crom’u hep küfrederken andı. Bir macerasında bir grup askerle düşman ülkece tutsak edilmiş bir tanrıyı kurtarmaya gittiklerinde “kurtarılmayı bekleyen tanrılar beni ilgilendirmiyor” demişti. Çağa göre oldukça normal karşılanan köle ticaretine karşı her zaman midesi tiksinmişti ve kılıcını çok şey için satmasına karşılık buna hep uzak durmuştu. Gene kadının bir meta gibi göründüğü o yıllar(şimdi de pek farklı değil maalesef) rızası olmadan hiçbir kadına el sürmemiştir, ücretini ödediği hayat kadınları hariç. Kadınlar ve çocuklara karşıda ne kan döktü ne de buna izin verdi. O asırda hayatını idame ettirmek için iki yol vardı ya sınırları içinde yaşadığınız kralın toprağında çiftçilik yapıp üç kuruşa ve her türlü zorbalığa boyun eğecektiniz. Tarlanızın talan edilmesi, ailenizin karınızın çocuğunuzun kral veya askerlerince, sapkınlıklarına göz yummak gibi. Ya da elinize bir kılıç alıp hiçbir otoriteye sınıra bağlı kalmadan serseriyane illegal bir yaşamı seçecektiniz. Conan bunu seçmişti ve sadece bunla kalmamış zorbaca ülkesini yöneten nice kralı ve askerlerini buna pişman etmişti. Paraya asla tamah etmemişti, hatta bazı maceralarında bir krallık satın alacak kadar mücevheratı ele geçirdiğinde, şişman göbekli bir pislik olmaktansa ona birkaç ay yetecek parayı alıp uzaklaşıyordu. Aksi halde serüveni sona erecekti, onun için daha keşfedecek yerler, kılıçtan geçireceği gaddar barbar insanlar vardı. Büyücülükten de nefret ederdi ve bunun içinde gereğini yapardı, bildiği şekilde tabi :) Adı üç kıtada ve yedi okyanusta duyulmuş yaşayan bir efsane olmuştu. Hatta çoğu kişi Amra ile Conan’ı iki farklı insan sanırdı aynı şöhreti paylaşan, yaptıkları bir kişiye mal edilemeyecek kadar sonsuzdu çünkü. (Bir arkadaşım Amra ismini ilk duyduğunda dişi Ra sanmış,yarım saat gülmüştüm :)))Hep bir kral olacağını düşlerdi ve günün birinde bu da gerçekleşti ama bir zaman sonra içindeki gezgin maceraperest ruh baskın geldi ve krallığını bir gece ansızın terk etti. Krallık dönemi de ezber bozan şekildeydi. Diğer krallar gibi olası savaşlarda tahtında oturmayıp en önde kılıcını sallıyor, şık balolarda şaklabanca danslara iştirak edemiyordu. Halkının arasında korunmadan dolaşabiliyordu, kimi zaman tebdili kıyafetle şehrin en izbe meyhanesinde içmeye gidiyordu. Vefa bilir bir dosttu, düşmanına saygısı sonsuzdu. Bir asker yaralı arkadaşını omuzlamaya çalışıyorsa ona dokunmaz dokundurtmazdı, oysa diğer barbarlar rahatlıkla kılıçtan geçirebilirdi. Dünyanın kaderini değiştirecek işlere el atmıştı, kudretli tanrıların bile dikkatini fazlasıyla çekmişti. Mistik güçleri olan yerde mi gökte mi pek belli olmayan o bazı tanrılar bir gün conanı huzurlarına çıkarıp şöyle demişlerdi.”Conan tanrılar seni bitmeyen ün ve maceralarla görevlendirdiler” Evet, o noktaya gelmişti ki bazı yerlerde tanrıların gizemli yardımları üzerinde oluyordu. Şaraptan ve kadından anlar, eğlenmesini bilirdi. Yaşamı boyunca önüne Red-sonja, kara korsanların kraliçesi Belit gibi nice kadınlar çıkmıştı. Aşağıya her sayısının başında olan bir yazıyı ezberimde kaldığı kadar yazmaya çalışacağım:
“Şunu bilin ki prensim, kabaran okyanusların Atlantis’i ve onun görkemli kentlerini yutmasından sonra dünyada o güne dek görülmemiş bir çağ başlamıştı. Aryas’ın oğullarının doğduğu bu çağda dünya üzerindeki uygarlıklar ve krallıklar gökyüzündeki yıldızların mavi parıltısı kadar dağınık, fakat belirgindi. İşte bu çağda Kimmerya’lı Conan çıkageldi. Bu kara saçlı çelik bilekli şahin gözlü kılıcını elinden hiç bırakmayan yiğit, dünya üzerindeki tüm uygarlıkları ve krallıkları sandallı ayağının altında çiğnemek istiyordu” BİR NEMEDYA EFSANESİNDEN”
Bunlarda benin çiziktirdiğim bir kaç Conan resmi,işte öyle :)) Sevgiler…




26 Mayıs 2012 Cumartesi

Proporsiyonu düzgün pesimistin nüktedan olma gayretleri



              Bloğumun adından anlaşılacağı üzere Kafka’ya özel bir alakam vardır benim.Onu tanımadan öncede  yazardım günceme falan.Neyse işte gün geldi buraya yazmaya başladım ve niyetim adı üzerinde kafka’ya mektuplar yazmaktı sadece.Harika bir kalemi olduğundan mı yoksa kendime çok mu yakın bulduğumdan mıdır nedir.Lafı uzatmaya gerek yok onun gibi karamsar bir adamım demeye çalışıyorum.Elbette ki ona yazdığım mektuplarda bu yönde seyredecekti.Ne güzel kimseciklerde yoktu sayfamda zira okunası şeyler değildi hiç biri.Okuyanı sıkmaktan daraltmaktan öteye gitmezdi çünkü.Aslında benim kuşağım değil de bir önceki nesle ait olan bir melekem var :Zeki –Metin’in kabare kasetlerini ezbere bilmek.Orada sanırım Yasaklar-2’de bir parodi vardı.Bir apartman dairesinde kaçakçısından torbacısına,hayat kadınına kadar her türlü illegal faaliyetlerle geçimini sağlayan apartman sakinleri arasında bir de yazar vardır.Adam hep ülkenin olumsuz gidişatı üzerine yazılar yazmaktadır.Karısı da bir gün der ki: “ ay!içim sıkılıyor yazdıklarından,söylesene kaç para veriyorlar bu yazdıklarına,kaç para aa ?Yazsana şöyle Dallas (dönemin kral dizisi) gibi bir şeyler.Yazmaz ki…” Acıdır ki bir gün apartman basılır ve tüm o insanlardan birisi değil de bu abimiz  emniyetçe alıkoyulur.  (bunu gülümsemeniz için yazdım ama:) ) Neyse benim yazı stilim de bu ve maalesef biliyorum ki bir fayda getirmez ama bende değişemem ki yoksa bende sıkılmıyor değilim yazdıklarımdan ve samimiyetle söylüyorum okunmasına üzülüyorum. Geçende haklı olarak böyle bir eleştiri aldım, günlük yaşamda da duyduğum ve hak verdiğim tenkitler. Madem  öyle kardeş, bizi bu kadar düşünüyordun da neden bir deftere değil de herkesin ulaşabileceği bir bloğa yazıyorsun.Cnbc-e’de “Ghost Whisperer” diye bir dizi vardı.Orada öğrendiğim kadarıyla ruhlar hayaletler dijital yollar üzerinden insanlarla daha rahat iletişime girebiliyorlardı,Vallah yeminle bende Kafka’ya ulaşsın gerçekten bu yazdıklarım diye bu yolu seçmiştim.Bu itirafı da gülümseniz için yazdım :) Tabi yazının devamında bu amacımı sürekli belirtirsem gülümsemek zorlaşacaktır,bu son uyarıydı :)Ahanda elektrik gitti,bataryamda nanay olduğundan yazı yarına kaldı şimdilik byeee…
             Duramadım ve bir mum yakıp deftere yazarak devam edeyim dedim. Manuel çalışan eski bir radyomda var, hani yandan çevirterek arama yapılan. Zar zor çeken bir kanal buldum. Yerli müziği özlemişim ayol,ne güzel şarkılar çıkmış dinlemeyeli.Kötü olan yazarken sayfanın sağına gelince cızırdamaya başlıyor,en sola yani satır başına gelince düzeliyor.Aaah! bu şarkıyı biliyorum ama,sanırım Eurovision temsilcimiz bu yıl.Bu arada son üç sigaram kalmış ya,lanet olsun:( İki lira yetmiş beş kuruşluk uyduruk bir sigara içiyorum kimse yanıma yaklaşamaz oldu kokudan :)Ne yazmıştım ben laptopa yahu hatırlamıyorum ki.Neyse sıradaki parça size gelsin,bakalım ne çalacak? Sezen Aksu. “ah benim avanak kafalım” diye tekrarlıyor,ilk duyuyorum.Bu çıktı kısmetinize.Ah! hatırladım şimdi nakarata gelince: “Kadeeer ah kader ağğğ-larını ööör-dün-mü” :))Vee elektrik geldiii…:))Dün gecede bu saatte kesmişlerdi,sonra dört gibi geri gelmişti.Acaba bir tasarruf politikası mı,yoksa yakışmıyor bu megaköy İstanbul’a.Ben deftere yazmaya devam edeyim gene keserler belki sonra tekrar ve tekrar kısa aralıklarla,derken bir kontak yapar ve laptoptan olurum maazallah:)Ulan birde yarın bilgisayara geçmek var bunları,hem bakalım bu kargacık kurgacık yazıları okuyabilecek miyim sabaha. “Bugün ne geysem” de başlamış demek saat üçbuçuk falan.Şu uykusuzluk belasına sıkı takipçisi oldum programın.Faydalı yani yok değil PROPORSİYON terimini öğrendim mesela.Anladığım kadarıyla benim proporsiyonumda fena değil hani :)Bazen beğendiğim yarışmacı hatunları faceden search etmeye kalkışımda ayrıca acınası bir durum olsa gerek:)Ay sormadan edemeyeceğim buraya kadar tebessüm ettirebildim mi acaba.yani yazının tüm amacı bu ne de olsa.Çeyrek finale gelmişler,Gizem kızımız beyaz pantolon üzerine mavi bir tişört giyerek ve şık bir şifon mu dedi :/ şifon ne ya? Neyse 69.90’a şık bir kombin olmuş diyorlar.Şu jürileri ve yarışmacıları fırsatım olsa kombine bir şekilde tokatlayacağım .Osmanlı tokadı hemde Malkoçoğlu Cüneyt abiden öğrendiğim kadarıyla.ŞrraAKk!   Hatunda fena değilmiş aslında.Höhöm,yazımıza dönelim biz.
              Bugün bizim iskinin karşısındaki mağaza kapının önüne dizmiş pantolonları.Geçen hafta üç tanesi 20tl idi.Şimdi tanesi 5 liraya düşmüş.Unutmayım da yarın gidip alayım bir iki tane.Yalnız Hakan Akkaya modası hepsi,pembe yeşil mor kotlar.Nasıl giyeceğim bu yaştan sonra ??tövbe yarabbi…Neyse evdeki rocker tişörtlerimle marjinal bir şekilde kombinlerim artık n’apalım.Proporsiyonumda iyi zaten,1.83 boy 65 kilo tamamdır dimi ama :))Gerçi Conan O’brian ağbi gibi poposuzlardan biriyim ama olsun, olcek o kadar.Ulan dur!Cuma gecesi tv8’de baytahmin vardır şimdi.üç maç verseler banko,bende 5 misli bassam belki alacağım kotları şık bir spor ayakkabıyla kombinleyebilirim.Belki üste para bile kalır,bir iki korsan kitap kim bilir. Sakın kızmayın, korsan sigara içip sağlığımı tehlikeye atıyorum zati yani param olsa bandrollu alırım söz,hem kitabı hem sigarayı.Neyse noktalıyorum artık,yarın bunları pc’ye geçmek var.Bu tarz yazacağım ilk ve son yazıydı,ayrıca 15-20 gün pek uğrayamayacağım buralara.Sınavlarım var ve son şansım.Aşağıya en sık takip ettiğim sayfaların linkini belli bir sıralama yapmadan vereceğim,mimlemek denilen şeyden daha mantıklı.Ben yokken onları okursunız :P Herkese iyi bir yaz diliyorum.Sınavı verebilirsem çok çok mutlu olacağım.N’olur içten bir şans dileyin bana.Sevgiler…
http://hayalkahvem.blogspot.com/
http://crazywomenrosemary.blogspot.com/
http://icimdengeldigigibii.blogspot.com/
http://muradimaerdim.blogspot.com/
http://kirmiziruh.blogspot.com/
http://the-melpomene.blogspot.com/
http://pelinpembesi-buket.blogspot.com/
http://ciceklendim.blogspot.com/
http://kahvetelvesi-kahvemolasi.blogspot.com/
http://yiosayaz.blogspot.com/
Not: Aslında ekleyeceğim bir kaç blog daha var,en favorilerim onlar.Fakat üç ayda bir kez yazıyor zat-ı muhteremler :((
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...