6 Ağustos 2015 Perşembe

:((

işsiz kalsan ayrı dert,çalışıyor olsan ayrı.
öyle yoğunum ki,ayrıca çalıştığım yerde mutlu da değilim.Bırakın bloğa bakmayı,laptopu sanırım bir aydır ilk kez açıyorum. artık dayanma gücüm kalmadı bin lira için çekilecek nane değil,çaresiz iş ilanlarına bakmak için uykudan feragat ederek bilgisayarı açtım. ülkenin durumu da içler acısı. hayat her zamankinden daha çekilmez olmaya başladı :((( 

5 Temmuz 2015 Pazar

tırı vırı...


bunaldıkça sığındığım bir liman olsun istemezdim burayı, hani faydalı paylaşımlar da falan bulunmak gibi ulvi amaçlarım vardı.yarı uykulu geçtim klavyenin başına gözlerim bi açılıp bi kapanıyor. Bir işe gidiyor olmanın müthiş faydalarından biri de uyku, hani o uzun yıllar vücudumu mahrum ettiğim caanım uyku. Gece sabahlamayı da özledim ama uyku bir başka. Birazdan yıkılıp kalırım.

Vallah sevgili okur (hâlâ bir okuyan varsa) işe gidip geliyorum işte. Fırsat buldukça bazen sinemaya gidiyorum ama yorgunluk üşengeçlikten olsa gerek,DVD’den izliyorum çokluk,bazen de internetten. Önceleri kitap alacak para bulamıyor diye yakınırdım,şimdi ise okunmayı bekleyen bir düzine kitap beni bekliyor. Nakit sıkıntısı sona erdi vakit sıkıntısı baş göstermeye başladı. Hani izlediğim filmler hakkında yazayım diyorum ama nedense beğendiğim bir yapım çıkmadı son zamanlarda karşıma. Dün gece Kahirenin mor gülü’nü izledim Woody Allen’ın, o işte biraz güzeldi. Lakin bence Woody’nin filmografisinde eh işte vasat bir filmdi. Yıllarca alıp okumak istediğim Tampınar’ın Saatleri ayarlam enstitüsü’nün ilk elli sayfasını falan okudum ama aradan bir on beş gün geçti. Kim demişti : “ bir kitap en geç bir haftada okunmazsa şayet okunmuş sayılmazmış”  yani baştan başlamalı. Ama uyku,ah o uyku yok mu.  İşe alıştım diyebilirim artık, öyle ki izinli günümde depresyona giriyor, ne yapacağımı şaşırıyor işi özlüyorum. Belki bir hatun olsaydı hayatımda o haftada yalnızca bir gün ve hafta içi olan iznimi öyle tüketirdim (mi ?) hâlâ en keyif aldığım şey ulusal kanalı falan açıp, memleket meseleleriyle meşgul olmak. Örnek Hulki cevizoğlu olsun,Mustafa mutlu olsun veya Sebahattin önkibar falan,bir dost iki kelam ettiğim bir yoldaş gibi görüyorum o ve onlar gibileri. Bazen Ayhan Sicimoğlu’yla dünyayı geziyorum falan. İşte öyle…

Devam edeyim mi yazıya ? şu sms kanalı denilen minör kanallar var ya, hani sıkça şaban filmleri dönüyor,bende sıkılmadan izliyorum doğrusu,tekrar ve tekrar. Günümüzde bu kadar doğru tespitler de bulunan sosyopolitik filmler var mı, yok.

Umarsızca sigaraya devam elbette,fazla uzun bir yaşamdan tırsıyorum doğrusu,öyleyse devam sigaraya di mi. Zaten yaş 35,büyük ihtimal ilk yarı sona erdi,az daha dayandım mı tamamdır,sık dişini levo.


Altı ayı geçti bile işe başlayalı, belki yıllık izin koparıp izne çıkabilirim. Yukarıda ki yazdıklarımla çelişmiyorum, bir haftalık bir tatil hafta içi bir gün izne benzemez diye umuyorum. Hani yüzmeyi yeni öğrenmiş biri olarak,denizi kumsalı çok özledim. Seneye de yapabilirsem memleketim trakyaya yerleşmeyi düşünüyorum.bahçeli bir ev özlemim hâlâ aynı şiddette devam ediyor doğrusu. Tamam hadi şimdi sakal traşı olup yatağa geçme vakti geldi. İşimde en nefret ettiğim sanki bir memurcasına günlük tıraş olma zorunluluğu,belki sırf bundan başka bir iş aramaya başlayabilirim,işte öyle… dönüp ne yazdım diye dönüp okumadan paylaşıyorum. Zira saat on bir oldu bile,hadiyin iyi geceler…

13 Mayıs 2015 Çarşamba

o şimdi ne yapıyor şu anda şimdi

saat dört yoksun
saat beş, yok
altı, yedi, ertesi gün
daha ertesi
ve belki kimbilir...
(...)
kitap okurum
içinde sen varsın
şarkı dinlerim
içinde sen
oturdum ekmeğimi yerim
karşımda sen oturursun
çalışırım,
karşımda sen
(...)
en güzel deniz,
henüz gidilmemiş olandır
en güzel çocuk
henüz büyümedi
en güzel günlerimiz
henüz yaşamadıklarımız
ve sana söylemek istediğim
en güzel söz
henüz söylememiş olduğum sözdür
o şimdi ne yapıyor?
şu anda şimdi, şimdi, şimdi
evde mi, sokakta mı?
çalışıyor mu, uzanmış mı, ayakta mı?
kolunu kaldırmış olabilir mi, hey gülüm
beyaz kalın bileğini nasıl da çırçıplak eder bu hareketi
o şimdi ne yapıyor
şu anda şimdi, şimdi, şimdi
belki dizinde bir kedi yavrusu var, okşuyor
(...)
belki de yürüyordur, adımını atmak üzeredir
her kara günümde onu bana
tıpış tıpış getiren sevgili
canımın içi ayaklar
ve ne düşünüyor, beni mi?
yoksa ne bileyim
fasulyenin neden
bir türlü pişmediğini mi?
yahut insanların çoğunun neden böyle
bedbaht olduğunu mu?
o şimdi ne düşünüyor
şu anda şimdi, şimdi
(...)
saat dört yoksun
saat beş, yok
altı, yedi, ertesi gün
daha ertesi
ve belki kimbilir...


NAZIM HİKMET

11 Mayıs 2015 Pazartesi

Closer



damien rice-blower's daughter

Closer filminden kareler eşliğinde :

And so it is
İşte böyle

Just like you said it would be
Aynen olacağını söylediğin gibi

Life goes easy on me
Hayat iyi gidiyor

Most of the time
Çoğu zaman

And so it is
İşte böyle

The shorter story
Kısa bir hikaye

No love, no glory
Aşk yok şöhret yok

No hero in her sky
Onun gökyüzünde kahraman yok

I can't take my eyes off of you
Gözlerimi senden alamıyorum X5

And so it is
Ve işte böyle

Just like you said it should be
Aynen olması gerektiğini söylediğin gibi

We'll both forget the breeze
İkimizde meltemi unutacağız

Most of the time
Çoğu zaman

And so it is
İşte böyle

The colder water
su daha soğuk

The blower's daughter
Rüzgarın kızı

The pupil in denial
Yalanlar içindeki göz bebeği

I can't take my eyes off of you
Gözlerimi senden alamıyorum X5

Did I say that I loathe you?
Senden nefret ettiğimi söyledim mi?

Did I say that I want to Leave it all behind?
Bütün her şeyi geride bırakmak istediğimi söyledim mi?

I can't take my mind off of you
Aklımı senden alamıyorum X5

My mind...my mind...
Aklımı...aklımı...

Till I find somebody new

Yeni birini bulana kadar
                                                                                                          ceviri.alternatifim.com

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...