Sizi bilmem ben ne zamandır
cinayet tecavüz gibi haberleri kesinlikle seyret(e)miyorum. Ailemde bilir bunu,
çok travmatik bir olay varsa haberleri izleme, aman bugün sakın gazeteyi okuma
falan derler. Kaldıramıyorum çünkü psikolojim harap oluyor. Geçenlerde bir
kızcağız öldürülmüştü değil mi. Onca kaçınmama rağmen şu kadarını duydum gene:
bir minibüs, tecavüz ve cinayet. Detaylarını kesinlikle bilmiyor, bilmek
istemiyorum.Bir de salakça bir laf var duyduğum : efendim o da öyle
giyinmesiymiş. İğrenç, bu zihniyet bile kanımı dondurmaya yetiyor.
Ve şimdi gene böyle bir haber
var.Bir vakıf ve istismar edilmiş çocuklar. Bakın ne istismarı olduğunu bile
yazamıyorum. Büyükte bir toplumsal tepki var haklı olarak. Ama geç kaldık
arkadaşlar,hem de çok geç. Şimdi yazacaklarımı sakın aynı şey değil diyip
kestirip atmayın.
Yaklaşık 15 yıldır iktidarını
sürdüren bir parti var. Ne yolsuzluklarından bahsedeceğim ne de şu açılım
zırvalığından. Hadi hayal edelim,diyelim ki yarın sabah bu parti gidecek ve
yerine falanca parti gelecek. Eh…n’olacak ?ben ve benim akranlarımın dahi
kafasını bulandırmayı başarsa bile ötesine geçemedi Allah’a şükür. Peki
çocuklarımız ? gözlerini bu iktidarla açan çocuklarımız ? Bu kızancıkların 15
yıldır nelere maruz kaldığının farkında mısınız ? alevi,kürt,Türk,çerkez,
dindar,dinsiz, türbanlı,açık,onlar,şunlar…
seksenlerde çocuk olanlara
soruyorum hangimizin lugatında vardı bu kelimeler. Bu çocukları zehirlediler. Daha
doğrusu zihinlerinin ırzına geçtiler. Bunun izleri,kafalarda yarattığı hasarlar
emin olun yarın yeni bir parti dahi gelse en aşağı 50 yıl sürecektir. Sıradan biri
değil nacizane bir sosyoloğun tespitleri bunlar. Asıl feryat figan etmemiz
gereken buydu ama yapmadık,yapamadık maalesef. Allah yardımcımız olsun.
Bakın 15 yılda yaklaşık beş kez
değişen “Milli” eğitim sisteminden ve neticesinde çocukları birer yarış atına
çevirişinden bahsetmedim bile. İçi boş değersiz bilgiler ve ezberciliğin
getirisi olan materyalist bir kişiliğe dönüştüler ayrıca. Toplumsal
değerlerimiz vardı bizim,bu çocukların maalesef olmayacak. Üzgünüm,hem de çok.
O vakıfta bunu yapanları da ülkeyi bu hale getirenleri de lanetliyorum.
Yazmam gerek biliyorum. Başkaca
gereksinimlerim yok mu? Elbette var, gülmem gerek, direnmem, güçlü olmam,
umutlu olmam, umut olmam gerek. Sevmem, sevilmem, sevişmem gerek. Mesela sarhoş olmam
gerek, ama zaten şairin dediği gibi: “içkiye benzer bir şey var bu
havalarda”. Unutmam gerek, hatırlamam gerek. Şarkı dinlemem gerek ama daha çok
söylemem. Gitmem gerek, kalmam gerek. Karar vermeye karar vermem gerek. Susmam
konuşmam gerek. Saat olmuş gecenin iki buçuğu öncelikle banyo yapıp uyumam
gerek. Yapmam gereken şeylerle sizleri meşgul etmemem gerek.
Cıkk! Havamdaydım ama kaçtı gitti
işte. Size anlatmam gereken öyle çok şey var ki oysa ve özellikle sana.
Muhtemelen uyumak üzerisindir artık, uyuma. Hadi perdeni arala ve bir sigara daha yak, bak ay tam tepede şimdi. Gördün mü? Bende ona bakıyorum şu an. Aramızdaki
onca mesafeye rağmen aynı anda aynı yere bakabiliyoruz.
Sanatına laf edemeyeceğim ama
kendisinden siyaseten hiç haz etmediğim bir oyuncu geçen şöyle dedi : “aşk iki
insanın iktidara karşı sergiledikleri en büyük devrimdir”. İnsanlar seviyor seviliyor âşık oluyor bu
coğrafyada bunca acıya rağmen. Evlenip bir çocuk getiriyorlar bu dünyaya.
Haksız değil şu yukarıdaki lafı eden o vakit. Hala inanıyorlar insanoğluna,
yarınlara inanıyor ve yarınlar için bir can getiriyorlar dünyaya. Gene
anlaşılmaz oldum sanırım ve güya noktalıyordum yazıyı değil mi? hadi ben
banyoya bıcı bıcı yapmaya ve sonra uyumalı artık. Uyumam gerek :)))
21 Mart 2016 Pazartesi
İnatla, güzel günlere inancımı koruyorum.Her şeye rağmen...
Sevgiler...
Uzun zamandır yazmıyorum; bunda üstü örtülü bir şekilde zaman
zaman değindiğim psikolojik sorunlarımın büyük etkisi vardı. Sonrasında ise
vakit bulamamaktan yazmadım. Vakit bulamamak ne güzel şey bir bilseniz. George
Bernard Shaw der ki : "Üzgün olabilmenin sırrı, mutlu olup olmadığını
düşünecek kadar vakte sahip olmaktır."
Şimdi bir kere daha okuyun ve iyice sindirin bu cümleyi, müthiş bir
saptama değil mi ? Bu ve buna benzer cümleler çok var elimde,nereden mi
biliyorum ? dale carnegie’in “üzüntüyü
bırak yaşamaya bak” – “işten ve yaşamdan zevk almanın yolları” adlı
kitaplardan. Bilmediğimiz şeyleri anlatmıyor Carniege ama farkındalık
yaratıyor,unuttuklarımızı hatırlatıyor. Mesela size bir soru : Bir milyon dolar
teklif etseler gözlerinizi verir misiniz,ya kolunuzu ya da bacaklarınızı ? veya
annenizden kardeşlerinizden vazgeçer misiniz
? sorular daha çoğaltılabilir. Bakın ne kadar zenginsiniz aslında.
Dert ettiğiniz üzüntü ve kaygı duyduklarınızı bir kenara
yazın ve diğer tarafa sizi mutlu eden şeyleri yazınız. Çok spesifik şeyleri
dahi ekleyin, mesela Çarşamba akşamı çok sevdiğim diziyi izlemek gibi gibi. Göreceksiniz
ki artılar doğru bakış açısıyla daha fazla. Yaklaşık iki yıldan fazladır
depresyon ilacı kullanıyorum inanın bu kitaplardan daha faydalı olmadı.
Şimdi biraz Melih Cevdet konuşsun :
Yaşamak güzel şey doğrusu
Üstelik hava da güzelse
Hele gücün kuvvetin yerindeyse
Elin ekmek tutmuşsa bir de
Hele tertemizse gönlün
Hele kar gibiyse alnın
Yani kendinden korkmuyorsan
Kimseden korkmuyorsan dünyada
Dostuna güveniyorsan
İyi günler bekliyorsan hele
İyi günlere inanıyorsan
Üstelik hava da güzelse
Yaşamak güzel şey
Çok güzel şey doğrusu.
Bilenleriniz bilir ben sosyoloji son sınıf öğrencisiyim ve
az önce finalleri verdim,mezun oluyorum inşallah. Genel kültürüm ise iyidir
doğrusu. Birkaç ay önce bir yapı markette işe başladım. Satış danışmanıyım,
hırdavat el aletleri ve oto aksesuarları bölümlerinden ben sorumluyum. Öncesinde
bir hipermarkette çalışıyordum o da iyiydi ama burası harika. Neden mi ? ilkokul
sondan beri bir yandan okurken bir yandan babamın atölyesinde çalıştım 25
yaşıma dek. Yani bir demir doğrama ustasıyım. İnsanlara gün içinde fazlasıyla
hakim olduğum materyalleri satmak, en önemlisi ise fikirlerimle yapacakları iş
hakkında yardımcı olmak bana paha biçilemez bir haz veriyor. Neyse konumuza
dönelim stajyerlik dönemimde bir sosyolog davranış bilimci tarafından üç günlük
bir seminer aldık. Anlattıkları herkesin ufkunu açıp şaşırtıyordu benimse
bildiğim şeylerdi haliyle, hoca da bunu fark etmişti hatta. Neyse orada
unuttuğum bir şeyi hatırlattı Can Hoca sağolsun:
İnsan vücudunun dörtte üçü sudan oluşur. Bir Japon bilim
adamının birkaç sene önce suyla yaptığı deneyi hatırlayınınız var mı ? bu
deneyi biliyor ama ne yalan söyleyim unutmuştum. Suya olumlu şeyler
konuştuğumuzda müthiş bir güzellikte kristalize oluyor. Senden nefret
ediyorum,öldürmek istiyorum gibi şeyler söylediğimizde ise manzara felaket. Gün
içerisinde kendinize ve çevrenize karşı pozitif söylemler içerisinde olun.
Hatta her sabah günü selamlayın,aynaya bakıp gülümseyin ve ne kadar mutlu
huzurlu ve güven içerisinde olduğunuzu söyleyin etkisine şaşıracaksınız. Şimdi arzu
ederseniz alttaki videoyu izleyebilirsiniz.
Hayatım Kafka, Sartre, Atay gibi yazarları okuyarak geçti.
Dexter gibi iğrenç ötesi dizileri nasıl izleyebildiğime ise hala şaşıyorum.
David Lynch İngmar Bergman’lar falan. Hepsine lanet olsun,samimiyim. Bugüne dek
neden bir kitabımı alıp okumadınız biliyor musunuz, veya neden burada inanılmaz
bir oto sansürle yazdım. Yazacaklarım sizi mutsuz etmekten başka bir işe
yaramayacaktı. Severek okuyacaktınız ama daha bir soğuyacaktınız hayattan. Hep, kimseyi
zehirlemeye hakkım olmadığını düşündüm ve çok doğru yapmışım. İşte şimdi yazıp
çizebilirim nihayet. Son bir aydır her sabah gözlerimi açtığımda Tanrı’ya bana
bugünü de bahşettiği için şükranlarımı bildiriyorum. Yaşam bir hediye ve her
dakikası çok kıymetli. Çok mu şikayetçisiniz öyleyse burayı güzelleştirmek
namına çalışın sizde, elinizden ne kadarı geliyorsa,o kadar. İşte bütünleyici
bir şiir daha :
Dağ tepesinde bir çam olamazsan,
Vadide bir çalı ol.
Fakat oradaki en iyi küçük çalı sen olmalısın.
Çalı olamazsan bir ot parçası ol, bir yola neşe ver.
Bir misk çiçeği olmazsan bir saz ol.
Fakat gölün içindeki en canlı saz sen olmalısın.
Hepimiz kaptan olamayız, tayfa olmaya mecburuz.
Dünyada hepimiz için bir şey var.
Yapılacak büyük işler, küçük işler var.
Yapacağınız iş, size en yakın olan iştir.
Cadde olamazsan patika ol.
Güneş olamazsan yıldız ol.
Kazanmak yahut kaybetmek ölçü ile değildir.
Sen her neysen, onun en iyisi olmalısın.
Douglas MALLOCH
Neyse daha fazla ukalalık yapmayım. Ben çok iyiyim yani
dostlar. Şimdi hepiniz kocaman bir şekilde Maaşallah diyin lütfen :) Eskisi
gibi sık yazar mıyım bilmiyorum (internete çook az giriyor ve telefonumdam tüm uygulamaları sildim)ama söz iyi şeyler yazacak hep burada. Sevgiyle
kalın,hoşçakalın,kendinize iyi bakın… byeee :))))
"insana yaşlılık hissi veren bir ölçü birimi. ağır bir şey. 35 yaş iyi, hoş, güzel, 35 yaşla bir şekilde uzlaşırsın, 35 yaşla kavga edersin, 35 yaşla tartışırsın, ama bu lanetli 36 yaş ile ne yapacaksın? artık ne gençsin ne yaşlı, artık ne o eski fotoğraflardaki sensin ne bir başkası. bir garip durum. lan yoksa ölüyor muyuz?"
Facede doğumgünümü gizliyorum bir iki yıldır ama burası farklıdır hep benim için.12 ocak itibariyle 36 oldum millet😊