10 Nisan 2021 Cumartesi

Beyoğlunda hatrı sayılır süre yaşadım bir zamanlar ve toplumun beni de içine dahil ettiği marjinal diye konumlandırdıkları insanlarla.Detaya giremeyecek kadar ilginç seyler gözlemledim ve deneyimledim doksanlar sonu o mıntıkada,belki de evet düsündüğünüz gibiydik. Olası kariyerlerini başlamadan reddetmiş teslalar,dostoyevskiler,frida kahlo'lar falandık ve bu bir yanılsama değildi emin olun. Sanatla bilimle yoğrulmuş çocuklardık, sorgulamak ibadet gibiydi bizler için. Beyinlerimizi susturmanın tek yolu içmekti ve bazen sevişirdik, anlamsız ten transferleri,karışan tükürükler...Yeni güne ne kadar geç kalkarsak o kadar şanslı sayardık kendimizi. Derken kırklara geldim, dünya kabuk değiştirdi. Son bir yıldır dolaylı veya direkt olarak benle fuckbody olmak istediğini dile getirenlerin sayısı öyle çok ki şaşkınlık içerisindeyim. Felsefe ve alkolle bulanmış doksanlar cihangirinde one stand by dediğimiz tek gecelik ilişkilerin bir felsefesi,altyapısı vardı yahu. Bu yeni hayvansı durumu ne anlayabiliyor ne de kabul edebiliyorum doğrusu... Bu güne dek geçen ömrümü kendimi gerçekleştirmek için çabalayarak geçirdim ve yanına biile yaklaşamadım itiraf etmek gerekirse. Belki düşünsel olarak evet ama eyleme dökülmedikten sonra ne önemi vardı ki düşşünmenin. Kafam böylesine sarhoşken ve elllilik bir viskiyi bitirmeye ramak kala böylesine düzgün yazablmemem şaşıyorum doğrusu. (düzgün yazıyorum değil mi,umarım bir yanılsama değildir) Çok sarhoşum ulan,simdi odanın içinde hapsolan duman çıksın diye pencereyi açtım da bir an kaldırıma düşücem diye korku kapladı içimi. Sadece son bir kadeh kaldı, bunu içer ve sızarım marım gene kendimi kuantum fiziğini falan araştırırken bulmak istemiyorum dürüst olmaak gerekirse. son paragraf. dostlar,romalılar, kendimi larvadan çıkmaya ramak kala hisdiyorum ve doĞAL olmalı bu dğum sancıları bence. Bir nevi masturbasyon oldu sanki bu yazı affola,iyi geceler,sevgilerimle...

15 Aralık 2020 Salı

Bir sayı mıyım yoksa bir böcek mi?

 


Azıcık yıldırım sesi, orta seviye yağmur, bir tık yüksek, yanan odun parçacıkları, belli belirsiz bir kuş cıvıltısı ve tüm bunlara eşlik eden bir kaval sesi. Ne zamandır böyle bir uyku aplikasyonu ile uyumaya çalışıyorum.

Erik Satie eşliğinde yazının başına geçtim, insanoğluna olan umudumu böylesine yitirdiğim hiç olmamıştı. Kötüsünüz ve onarılamayacak kadar dejenere olmuşsunuz. Planlı bir şekilde geçmedim yazının başına(her zamanki gibi) ama bu son cümle geçenler de izlediğim "i am mother" filmini anımsattı. Biz insanoğlundan hala umudunu yitirmemiş bir anne robot kadar bile inancım kalmadı sizler için. Ve az önce de TRT2'de "the bookshop" filmini izledim, haklılığımı ispatlar nitelikteydi. 

Bir hafta önce odamda avizenin etrafında vızıltıyla dönen koca bir böcek gördüm, devasaydı. Öldürmedim yakalamayı başardım ve mutfak penceresinden dışarı saldım. Ha pardon yakalamam şöyle olmuştu, yoksa neredeyse saatte 40 km hızla dönen bir böceği nasıl yakalardım. Gece ışığı kapattım ve elimi gayri ihtiyari saçıma götürdüğümde saçıma inatla tutunan bir şey hissettim, o lanet böcekti ve uçmuyordu. Sanki böyle bir yetisi hiç yok gibiydi, belki karanlıkta uçamıyor şimdi düşününce. Sonra bu olay birebir günbegün devam etti(henüz bu gece etrafta yok) gecenin sonunda saçıma yapışıyor ve tutup dışarı atıyorum. öyle peçete falan da kullanmam, çıplak avucumun içine alıyorum. Avucumun içinde bir milyon ayağı varmış gibi bir his veriyor. Dün gece fotosunu çekip gugul da arattım. Tam adı  halyomorpha halys. İlk 98 yılında orta Avrupa da keşfedilmiş. Yaklaşık bir yıl sonra da ülkemiz de İstanbul'un Levent semtinde rastlanmış. İroniye bakar mısınız, bilmeyenler için adım Levent. Ya odamın bir köşesine yumurtlayıp koca bir koloni kurdu. Ya da her nasılsa bu olayı bir  şekilde hep aynı böcekle yaşıyorum .Bir önceki yazımın başlığı " I AM NOT NUMBER" dı ve seriye böyle devam edeceğim demiştim. Belki bir sayı değilim ama devcileyin bir böcek olduğum aşikar. Tek yanılma payım var o da benim haricim de hepinizin bir böcek olduğu, büyük bir kolonisiniz ve artık evim de bile huzuru çok görüyorsunuz bana. Nedense bu ihtimal daha bir yakın geldi bana. 

Hiç burada dile getirdim mi bilmiyorum ama söylemeli; ben bu corona denilen virüsü başından beri çok sevdim ve bir kaç istisnayı saymazsak hedefini hep en arsızlarınızdan seçti. En azından çevremdeki tanıdıklarım için diyerek bir şer koyalım ve kayıplarınız var ise beni affedin. 

Yukarıda giriş paragrafı öyle konudan bağımsız çük gibi kalmış. Oysa konumuz o olacak gibi sanıyordum. Diyorum ya yazıya hiç br zaman hakim olamadım. Doğadan ne kadar koptuğumuzu anlatacaktım ve nasıl bir özlem içerisindeyiz ki o terk ettiğimiz taşraların yapay dinletileri ile uyuyor, meditasyon falan yapıyoruz. Şimdilik masum gibi görünen bu uygulamaların gelecekte ne boyutlara varacağını yazmaya mecalim kalmadı varın siz tahayyül edin. Nerede dur diyeceğiz, yanıbaşımda uzanan ve başını okşamam için mırıldanan yapay bir kedi? bir sevgili, bir evlat, bir tanrı ?

Mazur görün bu sert ve huzursuz yazılarım için ve korkmayın ben ne zaman koşup bu bloğa yazmaya başlıyorsam bilin ki işler benim için pek iyi değildir. Ölürüm böyle giderse, kahırdan giden nice dostlarım oldu. Romantik ve bana yakışır bir ölüm. Elleşmeyin ve kızmayın bana n'olur, meczup deyiverin. Zaten işin ehli bir doktorun görüşünü bu yönde kullanacağı bariz. Kurduğunuz koloniye bir zeval vermem zira aptal aptal ışığın etrafında dönen asalak bir böceğim. O ışık her ne kadar bilimin ışığı olsa da...

Saygılarımla

25 Kasım 2020 Çarşamba

İ AM NOT NUMBER ! (1)

 


“orhan veli öldü.ben bu satırları yazarken orhan istanbul morgunun teşrih masası üstünde yatıyor.36 yaşında öldü orhan. türk şiirini kökünden sarsmış, yüzlerce şairi tesiri altında bırakmış genç yaşta pek az kimseye nasip olan bir şöhret kazanmıştı. orhan,başka bir millette doğsaydı milletlerarası bir şöhrete de ulaşırdı. son zamanlarda işittiğime göre ceketi olmadığı için gömlekle dolaşıyormuş. onun yüzde biri kadar sanatkar olmayanlar,hatta insan olmayanlar bugün genel müdürlüklerde, sefirliklerde sefa sürüyorlar.ve orhan ceketsiz öldü.karşımda yaprak koleksiyonu duruyor. orhan'ın kendi eliyle verdiği yaprak'lar. orhan'ın bunlarda ne kadar emeği vardır yakınları bilir.akşamları şükran lokantası'nda yahut acemin meyhanesi'nde otururdu.konuşur,alay eder, şarap paralarını hesap eder vakit geçirirdik. ankara tiyatrolarında orhan'ın tercüme ettiği piyesler oynanırdı. gazetelerde orhan'a dair düzinelerle yazı çıkardı. ve orhan üçüncü sınıf bir meyhanenin köşesinde beş parasız kafayı çeker,boyuna çekerdi.ahmak insanlar onu sıkıyordu, bunaltıyordu. halbuki ne kadar çok ahmak insan vardı."  ( Çetin Altan'ın şairin olümüne müteakip köşe yazısından alıntı )

Az önce otuz liralık bir şarap aldım artık yazının başına ayık kafa geçmeye korkuyorum. Babamdan yadigar isveç çakısını bir türlü bulamadım ve on iki liraya bir tirbüşon aldım, you tube'da bir jazz müzik kanalı açtım ve nihayet yazmaya hazırım.

Ölüyoruz bugünlerde, sabahları biteviye selah sesleri ile uyanıyorum,biri bitiyor diğeri başlıyor. Sokağımızda şimdiye dek yedi veya sekiz komşum şu lanet virüsten yaşamını yitirdi ve dün akşam bir komşum daha öldü. Otuz yıl önce sokağımıza damat olarak geldiği günü dün gibi anımsıyorum. Yakınlarda son çocuğunun düğünü olacaktı.

Ben bir istanbulluyum,köklerim balkanlara dayansa bile yüz yılı aşkın bu şehirdeyiz. Ve ben bizatihi tam kırk yıllık istanbulluyum. Kah mimari kah panoramik ve kah sosyolojik maalesef sürekli geriye giden tüm dönüşümlerinin tanığıyım. 

Sanırım dün tam tamına 161 kişi coronadan vefat etti ve ben bu satırları yazarken bir yerlerde sağlık bakanı basın toplantısına hazırlanıyor olmalı yeni rakamları vermek için.  Netflix denilen garabetten önce CNBC-E diye bir kanal ve orada distopik bir dizi vardı mottosu "i am not number" yani ben bir sayı değilim,hatırlayan yeşillendirsin yorumlarda. Neden sonra hepimiz bir sayı olduk. Vatandaşlık numarası gibi masum bir şekilde başlamıştı,sonra maden faciasında ölen bilmem kaç kişi, yılbaşı kutlamasında reina'da ölen filanca kişi, terör saldırısında şehit olan falanca ve son olarak günlük bir tablo, her gün total bir rakamla ölenler ilan ediliyor ve biz bu rakamları dinlerken genelde akşam yemeğinde oluyoruz ailecek.

 Anne tuzu uzatır mısın, 

bugün coronadan 120 kişi öldü. 

Bir tabak daha çorba koysana 

bugün 20 kadın daha kocası tarafından öldürüldü. 

Şemdinli'de patlama 10 asker şehit 

bezelye çok güzeldi ellerine sağlık. 

Ve kanıksıyoruz, her şeyi kanıksıyoruz, biz ölmedik ya ve zaten o rakamlardan biri olmayacağımıza göre aç bakalım star tv'de filanca diziyi, master şef de kim elendi acaba bugün.

Geçen, yeni yasaklarda bayağı bir alkol aldım tekel bayii ab,i hafta sonu sekize dek açığız demesine rağmen korkup bayağı aldım. Biralar,şaraplar votka ve viskiler. Zira korkuyoruz, öyle ya bir gece yarısı tweet atar muktedir ve o anda bir yasak başlayabilir, örneklerine yakın zamanda hepimiz şahit olduk. Allah'tan kabile devleti değiliz ya öyle olsa ne olurduk değil mi. 

off çok hızlı gidiyorum ve yazı başladığından beri bir 75'lik şarap sona erdi gibi. Yazacak çok şey var daha ama şükür biraz çakır oldum sanki, başım belaya girsin istemem. Geçen yukarıda bahsettiğim o stoğu bir gece de bitirdim ve aksine bırakın sarhoş, çakır falan olmayı uykum bile açılmıştı. Bu fırsatı değerlendirip uyayayım bari, öyle ihtiyacım var ki.

 Devamı gelecek bu yazının şimdi müsaadenizle, sevgiler...

18 Kasım 2020 Çarşamba

Duyurumsu

 Yakındır, dönücem buralara ve belki bu akşam. Kötü şeyler yazıcam he insan gördüğünü yazar değil mi. Öyle doluyum ki kusmam lazım bunları, sanırım yorumları da kapamalı zira kanımca tartışmaya açık konular değil bunlar. Ben uzun zamandır hiçbirinizi okumuyorum yazmadığım gibi. Bence sizde beni okumayın,zaten size değil kendim için yazıcam ve belki yüzyıl sonrası için. Çok uzadı, telefondan ve bir cafeden yazıyorum. He neden bu ön bilgilendirmeyi yapıyorum,ne gerek var? Sanırım kendimi baskılamak için,belki yazmaktan cayarım diye olmalı. Kendinize iyi bakın.

25 Temmuz 2020 Cumartesi

100 promil alkollü yazılar...


Yazmak için geçilir yazının başına susmak için değil,yaklaşık yarım saattir bu boş ekrana neden bakıyorum öyleyse ve söyleyecek o kadar şeyim olmasına rağmen,neden...? Silivri'nin soğuk olması falan da hani hiç bir zaman umurumda olmadı. İnancımı yitirmiş olmalıyım, Tanrı'ya olan olan inançtan bahsetmiyorum (onunla alengirli bir diyaloğumuz var,kah dargın kah barışık ) evet taksonomik sınıflandırma da bende sizin gibi bir homo sapiensim, lakin artık kendimi sizden biri gibi hissetmiyorum. Bu hunharca cinayetleri işleyenlerle aynı türden olamam, hele penislerini iktidar olarak görenlerle hemcins olmam imkansız.Aynı şekilde  vajinalarını pırlanta gibi değerli sanan ve bundan başka vasıfları olmayan kadınları da biraz kitap okumaya davet ediyorum. Emin olun parlak bir zeka kadar seksi olan bir şey yoktur.

Hayırlısı olsun,gene sarhoş kafa geçtik yazının başına, sabah yine merakla bakacağım ulen ben ne yazdım diye. Ama pilavdan dönenin kaşığı kırılsın,bu gece bu yazı kağıda dökülecek. Mary Jane diye bir kadını dinleyerek yazıyorum, ismi dışında fena değil doğrusu. Spider Man'in sevgilisi değil miydi bu yahu ? 

Neyse biz yazmaya devam edelim bakalım ne çıkacak bende meraklardayım, yarraklardayım gibi oldu ya neyse . Bugün Lozan'ın yıl dönümü, o Lozan'ki tapusudur vatanın amma velakin başka bir şey kutlanıyor böyle bir günde,ne diyeyim. ( tam burada biraz tırstım sanki,oysa ileri demokrasi var diyorlar memlekette)  Ulan gene sağlam içtik sanırım kapa parantezi bulamadım klavyede belli bir süre. Gerçi ilerleme var bende,kaç zamandır sarhoşken karıya kıza yazıp ilan-ı aşk falan ilan ediyordum,bu daha sağlıklı gibi. (zaman gösterecek)

Tüh be,alkol bitmek üzere,neden daha fazla almadım ki ? Ha pardon, zamlarrr,zamcıklarrr,ötvler falan. Bak sayın iktidar sarhoş olmamazı böyle engellersen,millet pasif agresyondan vazgeçip sahaya iner diyeyim sana ben,arkadaş tavsiyesi.

Haaa! bakın bu kızı seviyorum,hatta bir mekanda rastlasam yürürüm. Neydi adı,ha! melek mosso. Konser öncesi hemcinslerine yaptığı bir konuşmaya şahit olmuştum, Jan Dark gibiydi ve nefis bir manifesto atmıştı. Veee lanet alkol bitti,şişe de durduğu gibi durmuyor meret hemen bitiyor. 

Sıkıldım...Oysa ne doluydum. Dedim ya,inancımı yitirdim. Geçen çalıştığım mağazaya bir genç kız girdi henüz on beşinde olsun. Ağzından salyalar akıyordu ve yürümeyi yeni öğrenmiş gibiydi. Spastik falan olmalı emin değilim,babası koştu ardından nefes nefese,benim yaşlarımda bir adam. Maske zorunluluğu var mı dedi kızı için,yok abi dedim. O dünya tatlısı kız sattığımız salıncağa atmıştı kendini. Yanlarına gittim,kıza selam verdim. O güzel gözleriyle bana bakıyordu. Nasılsın küçük hanım dedim,konuşamıyor dedi babası ve ekledi bir kaç ay önce yürüyemiyordu hatta,şimdi tutamıyoruz dedi. Konuşuyor abi,o güzel gözleriyle bana neler neler anlattı dedim. Anlıyor dedi babası,sadece konuşamıyor. Konuşuyor güzel abicim,öyle güzel konuşuyor ki... 
BİTTİ.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...