31 Aralık 2015 Perşembe

mutlu yıllar...

yazıcam diyorum ama bir türlü olmuyor işte. çoğunlukla vakit bulamıyorum,vakit olduğunda ise canım ülkemde üzücü şeyler olup duruyor. beni merak edenlere; iyiyim. iyi olmak için çabalıyorum. başarmaya da başladım hani, dale carniege ve benzeri şeyler sağolsun. Özledim buraya yazmayı,yazılarınızı okumayı... herşeyin hız kazandığı bu çağda daha durağan ve samimi bulduğum bu blogger alemindeki herkesin yeni yılını en içten dileklerimle kutluyorum. hep birlikte nice sağlıklı huzurlu ve mutlu yıllara ....  :)))


22 Kasım 2015 Pazar

merhabalar :)

olumlama tekniklerini bilir misiniz ? ben şu sıralar sürekli kullanıyorum ve inanın medikal destekten çok daha iyi geliyor. sanırım hayatımın her anında uygulayacağım. nasılım ? bir iyi bir kötü,ama iyi olucam. olucamda ne kelime iyiyim hem de çok . yakında tekrar yazmaya başlıycam söz. işi bıraktığımı söylemiştim ve Allah'a şükür kendimi mutlu ve verimli hissettiğim bir işe başladım. sağlığım eskiye nazaran iyi seyrediyor. burada kesiyorum şimdilik,görüşmek üzereeeeee :)))

23 Eylül 2015 Çarşamba

şimdilik kısa bir ara


Bu benim masa lambam sayın okur, zamanında demir doğramacılık işiyle uğraşırken ben yapmıştım, tümüyle metalden. Baba mesleğim bu benim, küçük bir atölyemiz vardı iki binlerin başına dek. İşte bu masa lambasının ışığının altında belki dört beş yıl aralıksız günlük tutmuştum. Neden sonra bilmem hepsini yaktım. Derken bu laptopu edindim, teknolojiyle haşır neşir oldum falan ve özetle burada bir şeyler karalamaya başladım. Dürüst olmak gerekir ki asla günlüğe yazdığım kadar samimi, daha doğrusu sansürsüz, yok o da olmadı çıplak olamadım, yazmak istediğim çoğu şeyi buraya yazamadığım gibi bir yere de boşalamadım. Şu lambanın yanında gördüğünüz ise yeni defterim, bomboş sayfaları yazmamı bekliyor. Nedenine ve niçinine girmeyeceğim ama bu yazıyı kaleme almamın sebebi şunu söylemekti: bundan sonra uzunca bir süre burada yazmayacağım. Hani belki merak edeniniz olur :) Ama bu sizleri okumayacağım anlamına gelmesin, çok nadirde olsa yazılarınıza yorumda yaparım belki.  Görüşmek üzere, sevgiyle kalın sağlıcakla kalın hoşça kalın. Bye bye…

12 Eylül 2015 Cumartesi

dünden sonra yarından önce


Mevcudiyet nedenimdir belki de yazmak. Yazdıkça varoluşum pekişiyor gibi gelir hep. Güvenli, en güvenli sığınak gibi de gelir çokça. Laf aramızda çok da ihtiyacım vardır böyle bir yere. Zira tanıyabileceğiniz en korkak insanlardan biriyimdir ben. Odamda güvendeyim mesela, hele ki geceyse vakit ve ay pencereme dayandıysa. Müzik çalıyorsa bir yandan ve de derinden. İşte benim gibi bir korkağın eyleme geçebileceği yegâne fırsattır bu. Oturulur ve yazmaya başlanır, olmayan sevgiliye ilan-ı aşklar edilir zira bir sevgili olması etten ve kemikten çok tehlikeli ve belirsizdir. Güven zincirim kırılabilir. Ancak kelimelerle var olan bir sevgili en idealidir. Sonra siyasetten yazmaya başlarım, söverim alayına, hesap sorarım bir vatandaş olarak. Hani meydanlara falan çıkıp bağırmaktan daha kolay, yeğ bir durumdur. Sıra bana gelir sonra, en acımasız eleştiriyi kendime yaparım. Çok ama çok acımasızımdır. İşte bu cesaret ister sayın okur, zordur sağlam bir yüzleşme hem de fırsatını bulduğun her gecenin sabahında. Sonra sıra Tanrı’ya gelir, haciz bir kulu olarak soracak sorgulayacak öyle çok konu vardır ki. Bilirim duyuyordur beni ve kendi üslubuyla cevap veriyordur elbet. Buna hiç şüphem yok. Okurken uyuya kalanınız çoktur, emin olun yazarken uyuya kalmanın tadı bambaşkadır. Sabah yüzünüz defterin üzerine gömülü kalkarsınız, kalem yatağın bilmem neresindedir. Ne yazmışım ulan ben diye şöyle bir bakın, şaşar insan çoğu vakit.


Çok şey değişti 35 yılda, artık ben o ben değilim. Şimdilerde pek futbolla aram olmadığı halde, televizyonun saatini ayarlıyor ve salak bir spor programındakini tartışmaları dinleyerek uyuklayabiliyorum ancak. Filanca futbolcunun attığı tekme sarı mı yoksa kırmızı kart mı gerektirir diye koca koca herifler tartışırken, unutuveriyor insan her şeyi, esas sorunlarınız bir buzdolabına kaldırılıyor sanki. Gece yazmanın da okumanın da önüne geçti bu. Tavsiye ederim bir deneyin isterseniz, işe yaradığını göreceksiniz. Çok şey değişti. Uğraşmıyorum da artık kendimle son bir iki yıldır, Tanrı’yla da aram düzeldi geçen yıllarda. Nihayet işi bıraktım sayın okur bu arada, hani bir iş bulmadan çıkma klişesine kulak asmadan. Ki, haklıydılar. Nerden yeni bir iş bulacak otuz beşinde ki herif. Neyse hayırlısı olsun diyelim. Size komik bir şey söyleyeyim mi – bence hiç komik değil- işi bırakmamın en önemli etkenlerinden biri günlük sakal traşı olma zorunluluğuydu. Ne var bunda diyebilir çoğunuz. Bilen bilir, zaten saçları belinde bir heriftim ben yirmili yaşlardan beri, geçen sene kesmiştim, ani ve delice bir kararla. Bir de üstüne sakallarımdan da olunca, nasıl bir yabancılaşma yaşadım anlatamam size. Ne zamandır aynaya her baktığımda kim bu dallama diyorum. Ayrıca herkes aksini söylese de kendimi çok ama çok çirkin hissediyorum. Bu surat, bu imaj beni temsil etmiyor sayın okur. Anladınız mı? Biriniz anlasın bari n’olur. Ya da anlamayın ulan, çok ta umurumda. Önemli olan benim ne hissettiğim değil mi. Çok saçma salak bir yazı oldu bu. Gündem malum ülkece kan ağlıyoruz. Sığınak işte, n’aparsınız…


5 Eylül 2015 Cumartesi

artık benim de var,sırada kaldı kedi :)

:)) bugün bir gitar aldım sayın okur. Hem de BİM'den. Ne kadar mutluyum anlatamam. Büyük ihtimalle çalamayacağım ve bir köşede öylece kalacak ama şu an için odamın bir köşesinde benle aynı havayı soluyor olması bile yeterli. Hani hemen elimin altında, belki bir süre sonra ufaktan bir şeyler çalmayı başarabilirsem şu yukarıdaki fotoyla kalmaz bir video da paylaşırım.
Eski okurlarım bilir 97- 2004 yılları arası beyoğlunda sokak müziği yaptım ben. daha doğru cümle, iki gitarist arkadaşıma eşlik ederdim. bazen back vokal olurdum şarkılarına bazen gösterdikleri bir akoru çaktırmadan arada kaynatarak vururdum. Esas arkadaşım Ati'ydi. Ati'yi ben hep Atilla sanırdım meğer Hayati'nin kısaltmasaymış. bu isim Ati'nin üzerinde çok eğreti dururdu gerçekten. her neyse,bu adamlar gitarlarıyla yatıp kalkan tiplerdi. Diğer arkadaşım Ayhan, mesela bir mekana gittik diyelim hemen gitarına bir sandalye kapar karşısına oturturdu. bir gün koşa koşa ve sevinerek geldiğini hatırlıyorum. Levo gitarım tam bir kilo verdi demişti. oğlum sen bu gitarı nerden hangi parayla aldın diye sorunca, inanın burada yazamam çok marjinal cevaplar alırdık. Hayal gücünüze bırakıyorum. gece dörtten sonra kaldırıma kıvrılıp yatardık,gitarları yastık olurdu başlarına. zaten kılıflarının içinde de ince pikeler vardı üzerimizi örttüğümüz. çoğu zaman onlar çalar ben para toplardım yoldan geçenlerden. beyoğlu anılarım uzun ve çok uçuk hikayelerden oluşuyor,bir gün belki kitaplaştırırım bunları. neden bahsettim şimdi ben bunlardan, yani sayın okur gitar denilen enstrumanla çok teşriki mesaimiz oldu. tanırız birbirimizi yani,hukuğumuz eskidir. yaş oldu 35 ama neden olmasın,yeterince sabırlı ve inatçıysam belki dile getiririm bu aleti. he he :)) benim bir gitarım var artık sayın okur...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...